bana kalırsa dünyanın en güzel şehirlerinden birisidir. ortaçağ mimarisine sahip, sokakta yürürken gerçekten de tarihte bir gezinti yaptığınız hissini verir. her avrupa şehri gibi kaliteli bir meydana sahiptir. bunun yanında gece hayatıyla ve aşırı derecede güzel kızlarıyla çok eğlenceli, canlı bir şehirdir. ne yazık ki suç oranı her geçen gün hızlı bir şekilde artmakta imiş.
bahse girerim ki üçyüz yıl önce de, yüz yıl önce de güzel olan, ve hala güzel kalabilmeyi başarabilen şehir. şehrin tarihi dokusu bozulmasın diye, bir binanın ana caddeye bakan cephesine hiç dokunulmadan sadece iç tarafının yıkılmasına gönlü elverebilen bir zihniyet sayesinde güzel kalabilen şehir.. bir şehir öyle kendi kendine güzel olmaz, güzel kalamaz. kendi kendine bir şehrin anası sikilmez de. eh, bir zamanlar biz de istanbul'u dinlemeye koyulmuşuz gözlerimiz kapalı. gözlerimiz hep kapalı kalmış, görmemezlikten gelmişiz, sesimizi çıkartmamışız, çıkartamamışız. o yüzden lütfen istanbul dünyanın en güzel şehri yakıştırmalarını en azından di'li veya miş'li geçmiş zaman çerçevesinde kullanalım.
masal şehir diye bilinen güzel ve şu an yaşadığım yere kıyasla acayip ucuz şehir.
ama eski şehirden başka görülesi yerleri de var.
florenc bölgesi sokak sanatının hakkını veren şehir aynı zamanda.
yıllarca hayalini kurup iki kez doya doya gezme şansını bulduğum şehir. masal gibi, geometrik, akşamları loş ışıkları ile derin bir hüzne bürünen kışın bıçak gibi soğuk şehir. turistten bıkmış, suratsız iğrenç garsonları çok can sıkar. bizim gibi müşteri bağlamak için her taklayı atan bir zihniyetten sonra karşılaşılan bu iğrenç servis anlayışı tepenizi attırır buna hazır olun. mesela biraları ile ilgili soru sormak istersiniz "orda yazıyor işte ya "der, yabancı olduğunuzu süzer menüyü masaya vurur gibi koyar, prag'lılar sadece bira içerken sen ekstra bir şeyler sipariş edersin yine de beğenmez "bu kadar mı" der, çağırmadıkça gelip bir şey lazım mı diye sormayı geçin zaten vs. ama ikinci ziyaretimde çek bir aileyle gezdiğimde durum daha farklı ve insaniydi. Charles Bridge'de dilenen ayağınıza kapanmış gibi bir pozisyonda saatlerce o soğukta öyle hareketsiz bekleyen dilencileri vardır. Popolarını da o haldeyken köprü duvarına yapıştırırlar, bunun hikayesi de şuymuş; ortaçağda soylular dilencileri sürekli götlerinden tekmeler, hor görürlermiş. yani dilenirken tekme yememek için götü sağlama almakmış amaç.
çek cumhuriyetinin başkenti olan şehir. kurban da zorda bir ramazan bayramında eşimle buraya gelip aşk yaşamayı istiyorum. boşuna tarım bölümü okumucaz caniiim, para lazım bunları yapmak için.
çok güzel bir şehir olmasına karşın bir budapeşte değildir.
2 yıl viyanada yaşadım eğitim için, inanılmaz hoşlanmıştım ilk gittiğim zaman, gerçekten çok güzel bir kentti ki avusturyanın genel olarak kentlerinin yaşam koşulları ve çevre etmenleri güzeldir. sonra bir gezimiz oldu prag ve budapeşte gezisi. dedim ulan macaristan ne olaki, köydür lan orası.
hayatımın hiçbir döneminde lafımın böyle bana girdiğini hatırlamıyorum. orta avrupada gördüğüm en güzel kent. şahane bir yer. prag ise o şahane şehirden sonra gelen ikinci güzelliktir.
çek cumhuriyetinin başkenti.
Yaşadığım yere yakın olmasından dolayı bol bol ziyaret etme imkanı bulduğum güzel şehir.
Alman mimarisinin o büyük gotik katedralleri ve yapıları bol miktarda bulunuyor.
Gidip prag kalesini görmeyen yoktur heralde şehrin en önemli simgesidir.
St Vitus Katedrali görenleri büyülüyor resmen. Astronomik saat deseniz ayrı bir olay.
Prag anlatmakla bitecek bir yer değil görmek gerekiyor. Öyle 4-5 günde gezilecek bir yer hiç değil.
Tavsiyem tur yerine kendi başınıza gelmenizdir. Tabi daha önceden size yardımcı olacak bildiğiniz dile göre kişiler bulmanız gerekiyor. Hoş ingilizce bilme oranı diğer komşularına göre yüksektir kendisinin ama sonuçta slav dili, pek roma kökenli dillere ilgi duymuyorlar.
aşık olunası şehir. hatta ilginçtir ki prag'a gitmeyeni avrupayı gezmiş saymıyorlar.her yer tarih kokuyor. romantizmde, tarihte, güzellikte ve aşkta parise koyar derim.
biralariyla unludur. boyle bi tepesi var bakinca sehir muhtesem, sanki onunuzde bir uygarlik var ve siz yonetiyomussunuz gibi. velhasil, euro gecmez. sozde ab'li; ateist ulkenin guzel sehri.
Aşk şehri denildiğinde Paris'ten önce akıllara gelmesi gereken şehirdir. Yani Çek Cumhuriyet'nin başkenti. Sağlık, sanat, mimari restorasyon ve turizm anlamında son derece gelişmiş bir bölgedir. Çok az kişi Türkçe biliyor orada. 2 ve ya 3. Türkiye'de de yeni yeni duyuluyor Prag. Çok özel tarihi yerleri hele bir kilisesi var ki bahçesi dahil her yer insan kemikleri, kuru kafalar, görmeniz lazım. bir de dans eden ev var tabi o da bir başka boyut. Bütün herkes çalışıyor orada. oturan ve çocuk bakan kadın görmeniz biraz imkansız. Eğer Türkiye'den vazgeçip orada yaşamak isteyen varsa bir şeye dikkat çekmek isterim ki o da mesela biz bir evden bahsederken 3+1 şeklinde konuştuğumuzda 3 oda 1 salon anlamında kullanırken onlar 3+1 i 3 oda 1 mutfak olarak kullanıyorlar. Çünkü herkes çalıştığından evde yemek yeme ve yapma ihtiyacı duyulmuyormuş. Bu beni şahsen çok şaşırtmıştı.
gittiğiniz ilk dakikada sizi dumur eden şehir. öncelikle para birimi krondur, bişeyin fiyatını sorarsınız 3928498234 kron filan der gözünüz korkar, sonra öğrenirsiniz ki karşılığı 2 euro imiş filan. ayak bastığınız andan itibaren ruhunuzu ele geçirir. taş yolları, kaleleri, mimarisi sizi ortaçağ'a götürür. ayrıca sokaklarda ortaçağ müziği yaparlar ki tadından yenmez. kendinizi orada bir yerlerde zincirleyip gitmemek için yalvarasınız gelir.
saat kulesi en ünlü olanıdır. her saat başı o kadar enfes bir gösteri sunar ki 10 dakika öncesinden herkes önüne doluşup kameralarını hazırlar. saat başı vurduğunda iskelet şeklinde ki azrail zilini çalmaya başlar, hemen yanında yeşil elbise içinde bir türk vardır, azraile sırtını dönmüştür. elinde bir kum saati olan azrail türk'ün canını almak için kum saatinin dolmasını beklemektedir ancak türk bu durumu umarsızca takmaz. saatin öbür tarafında kibirli bir adam aynasına bakmaktadır ancak zil çaldığı anda sağa sola bakmaya başlar. onun bitişiğinde ki yahudi ise para kesesini sallamaktadır. hemen üzerlerinde bulunan 2 pencere zilin almaya başladığı anda açılır ve 12 havari sırasıyla camın önünden geçer.
tam 1 dakika süren bu gösteri bir karga ötüşüyle son bulur. sırf bunu izlemek için bile gidilmesi gerekir!
bunların dışında adım başı absinth store bulunur. her yerden absinth aromalı her şeyi bulabilirsiniz. dondurmasını yedim, inanılmaz acıydı o bile. zaten almadan önce 2-3 kez uyarıyorlar yüksek alkollü diye.
sokaklar inanılmaz canlı, insanlar çok renkli, harika bir atmosfer. gezip görmeden ölmemeli.