metni sevilay saral tarafında yazılan bir tiyatro boğaziçi oyunu. bir otobüste yolculuk eden, yaşamları birbirinden farklı on kadın - bayan kahverengi, bayan yeşil, bayan turuncu, bayan kırmızı, bayan sarı, bayan mavi, bayan pembe, bayan siyah, bayan gri, bayan beyaz -; tesadüfen buluştukları bu yolculuk boyunca kendilerini namusu konuşur buluyorlar. oyuncuların oyunculukları bana göre mükemmele yakın. konu biraz sığ işlenmiş olmasına karşın, her zaman güncelliğini koruyan, her zaman bu ülkenin bir yarası olan konu. bazı gösterimleri sadece kadınlarayken, bazı gösterimleri de karmaymış. gidilip görülesi bir oyun.
Bu film çok saçma, ben milletimi bilirim, o kadar Türk bir otobüste isveç'in ortasında 1 hafta kalacak ve dışarı bile çıkmayacaklar, o kadar zamanda o Türkler dışarı çıkar 3-5 sarışın hatun düdükler iki de kebapçı dükkanı açarlar.
ne kadar şikayetçi olsak da minübüse binmemek fazla para vermemek için belki de dakikalarca beklediğimiz ve büyüyünce arabamız olsa da asla sevgisini kalbimizden hiç eksiltmeyeceğimiz toplu taşıma aracı.
seviyoruz seni otobüs!
içerisinde zorla yer isteyen teyzelerle sık sık karşılaştığım hede. Bu teyzeler şöyle olu ki:
18'lik kızların giyindiği gibi giyinirler, onlar gibi saçlarını yaparlar sorsan gayet genç ve güzeldirler ama iş otobüse geldiğinde hasta, yaşlı, felçtirler. Oturmak için hemen gözleriyle yer aralar. Milleti kaldırmak için gözlerinin içine pis pis bakarlar. Sırf bu tabakadaki insanlarla muhattap olmamak için boş otobüste bile ayakta seyehat ederim, kesinlikle oturmam.
yapım yılı 1974 olan, başrollerinde tunç okan ve tuncel kurtiz'in oynadığı izlenmeye değer bir türk filmidir. yasaklanmış olmasına rağmen daha sonra danıştayın onayıyla yasak kaldırılmıştır.
belediye otobüslerinde arkaya doğru ilerlemeyi , boş boş durmaya yeğlerim . otobüse binince insanın bir amacı olmalı . arkaya doğru ilerlemek ... en arkaya gelip camın önündeki demirlere sırtımı dayadığımdaise bi işi bitirmişlik hissi hissediyorum.otobüsün arkası duygu yüklü bir yer...
bir türlü nedenini anlamadığım bir yasaklamayla türkiye'de gösterimine izin verilmemiştir. bu film gerçekleri yansıttığı için mi? yoksa gerçeklerimizden utandığımız için mi? o 9 köylü adamın yeni bir hayal kurup güzel bir yarınlara adım atmanın peşinde koşturmaları sırasında yaşadıkları o anlık travmalar bize çok mu yabancı yoksa çok mu ayıplıyoruz bir köylü insanımızın uçurumları görüpte bunu sorgulaması? yoksa yüce devletimiz bu sorgulamayı yapabilirler ne de olsa bunlar özde değil sözde vatandaş güruhu olarak düşündüğü için mi? daha aslında yasaklamanın sebepleri sorgulanır ama yasaklamanın nedeni anlamsız olduğu kesindir. şu doğaya baktığımız zaman yasak denilen herşey yasak olduğu için çekici gelmiştir. adem'le havva'da rahat bir yerdeyken yasak olan meyvenin tadını merak edip bizi bu dünyaya sürgüne göndertmemişler midir?.
bu filmde eğer o sergel meydanına polis merak edip otobüsün içine bakmasaydı benim içimde o otobüstekiler ömür boyunca orda kalırlardı diye bir his dolaşıyor. çünkü bizim saf ve bilinçlenmemiş insanımız içinde bulunduğu kötü durumu kendi lehine çevirmesi çok güçtür. bu gücü ancak bir grup liderinin yeteniğiyle kurtulabilir. eğer o filmde 9 kişiden birisi liderlik vasfı gün yüzüne çıkmış olsaydı o otobüs o meydanda kalır kendilerini kurtarır, parasını alan yavşak adam da rahat rahat gidemezdi. işin garip tarafı parayı alıp kaçan adamın gittiği havalimanın da herkes rahat bir şekilde geçer sadece adamların tipine bakan polis sıra parayı alıp kaçmaya çalışan adama gelince ''şüpheli'' biri olarak algılanır ne de olsa onun görünüşü avrupalı değildir o da o köylü adamlar gibidir sonuçta sadece onları kazıklayabilecekbir kapasiteye ulaşmıştır ve her neyse onu kontrol ederler nesi var nesi yoksa en son birşey bulamazlar ve adamı bir odaya alırlar ve adamın anüsüne bakıp birşey olup olmadığını anlamaya çalışırlar. kendini uyanık sanan adamda medeni sandığı adamlardan parmak yer!. aslında bir bakıma çelişkilerde vardır bu filmde.