zamanında imparatorluğu sarsan isyanlar çıkaran medrese mollalarının (bkz: medrese mollalarının çıkardığı isyanlar) arasında son derece yaygın olan eğilimdi.
bugün lgbt nasil onur yuruyusleri yapabiliyorsa o zamanda ipnelik vardi yuruyus yapabilecek kadar ileri safhada degildi tabi. escinsellik teee hz. lut doneminden onceki devirlerde bile olan bir seydir. yeni degil. osmanlilar icad etmemistir. amac bok atmaksa az bir dusunun escinselligin olmadigi, zinanin olmadigi kac millet medeniyet vardi dunyada ?!
diyelim ki eşcinseldi osmanlı.
bana ne amına koyim,o da onların ibneliği.
sizin gibi değiliz biz, eksi yanlarını da söyleriz her bokun.
homofobiğim,gururluyum.
Eşcinsellik dünyanın her yerinde ve zamanında var olmuştur. Bu sebeple osmanlı imp. paşalarının hepsinin eşcinsel olduğunu idda etmek nasıl yanlışsa, osmanlı da hiç eşcinsel paşanın olmadığını idda etmek yanlıştır.
utançlar içinde kalmamıza sebep olmuştur.
Osmanlıdan gelenler yani bizler - bazı ırklar uzayda yaşıyordu o zamanlar - bunu saklamak için yıllarca çabaladık ama tüh ki başaramadık.
Dünyanın hiçbir yerinde olmayan eşcinselliği tarihimizde bulundurduk.
tüm dünyanın önünde kendimizden utanmalıyız ey evlad-ı osmanî.
yeni icat olmuş bir zevat var ve bunların ortak özelliği osmanlıyı kötülemek, yalan yanlış bilgilerle bütün osmanlı sultanlarının eşcinsel olduğuna dair bir kamuoyu yaratmaya çalışmak. aklı fikri seks de , eşcinsellikte olan bu grup , sanki sultanların yatak odasının şeceresini tutarmışçasına söylediklerinden o kadar eminler ki gören osmanlı sarayında herkes tutuğunu götürüyor sanır. aslında bize anlatmak istedikleri ellerinde osmanlı sultanlarının gücü olsa ilk yapacakları işi söylüyorlar. malum (bkz: şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler)
işte bu gruba göre iç oğlan; saray içinde bedenini seks için kullanılan erkek demektir. (bu kadar basit)
ama gerçek tanımı;
osmanlı devleti'nin gelişme döneminde, daha büyük ve muvazzaf bir ordu teşkil etme ihtiyacı ile birlikte bu orduyu teşkil edecek insan kaynaklarını da tespit etme çalışmaları önem kazandı. aşiret kuvvetleri buna yetmediği için esirlerden faydalanma yönüne gidildi. ilk defa i. murad zamanında acemi ocağı kurularak savaşlarda alınan esirlerin beşte biri vergi olarak devlet tarafından alınıp bu ocağa yerleştirildi.
bu esirler ocaklarda sınıflarına göre eğitilir ve çeşitli hizmetlerde kullanılırlardı. daha sonraları bu ocağa yeni kaynaklar bulmak için birtakım yeni imkanlar aranmıştır ki, bunların başında devşirmelik gelir. devşirme, hıristiyan tebaadan işe yarayacak erkek çocukların toplanmasıdır. bir de kuloğulları vardır ki, bunlar da babaları yeniçeri olan çocuklardır. yavuz selim dönemine kadar yeniçeriler evlenemezdi. yavuz döneminde evlenme müsaadesi tedricen verilmiştir. işte bu esirlerden alınan pençikler (beşte bir) , devşirmeler ve kuloğulları, acemi ocağı'nda toplanır, burada islam-türk geleneğine göre eğitilir ve çeşitli hizmetlere gönderilirlerdi. bunlardan bir kısmı da saray hizmetlerine verilirdi ki bunlara iç oğlanı denirdi. iç oğlanları çoğu zaman, özellikle padişah tarafından seçilirdi.
saray için ayrılanların muayenesi saray ağasına aitti. bu muayene yapılırken ağanın yanında saray-ı amire hocası da bulunurdu. kıyafet (fizyonomi) ilmine vakıf olan bu hoca çocuğun simasiyle harici ahvalini tetkik ederken hassaten alnındaki çizgilere ve diğer alametlere bakarak uygun olanları seçerdi.
bunların yakışıklı ve boylu poslu olmalarına da özen gösterilirdi. bunlar, eski ve yeni saraylara dağıtılır, burada geleneklere ve saray adabına uygun eğitilirlerdi. enderun'a da iç oğlanlar alınırdı. kabiliyet gösterenler saray hizmetinde alı konur, diğerleri derecelerine göre kapıkulu süvari bölüklerine dağıtılırdı. bunlar sıkı bir gözetim altında yetiştirildikleri için tam bir itaat ve terbiyeye sahip olurlardı
yaşar nuri hoca burada rezilliği açıkça ortaya koymuş, halil inalcık hocam zaten hakkında kitap yazmış... usta söleyince biz çıraklara laf etmek düşmez zaten... birilerinin kemalistleri cumhuriyeti ahlaksız ilan edip; osmanlıyı allahın ve peygamberin bir numaralı evlatları ilan edenlere duyurulur ! osmanlıda ki doğrudan bir eşcinsellik de değil; bildiğiniz genç yaştaki çocuk yaştaki erkekleri alı koymaktır... cinsel istismara uğratmaktır... https://www.youtube.com/watch?v=MgO3oIoyM5w
Ecdadımıza bok atmak icin yapılmış uyduruk hikayelerdir. Osmanlı tebası ve yöneticileri her daim islamın gereklerini yerine getirerek yaşamışlardır asla yozlaşmamışlardır.
Sultana sunulan 1300lü yıllara ait Bir eserde şöyle geçmektedir. Kadın eti soğuk erkek eti sıcaktır. sıhhat bulmak istersen Kışın erkeklerle yazın kadınlarla birlikte olasın.
Gelibolulu Mustafa Ali on altıncı yüzyılda yetişen Ünlü Osmanlı tarihçisi. 1541 Geliboluda doğdu. Küçük yaşta tahsile başlayıp yirmi yaşında medreseden mezun oldu.
Mihr-ü Mah adlı eserini şehzade ikinci Selime takdim ederek divan kâtipliği vazifesine atandı. Daha sonra Şam beylerbeyi Lala Mustafa Paşanın divan kâtipliğine tayin edildi. Mustafa Paşanın Mısır beylerbeyi olması ile birlikte Mısıra gitti. Bir süre sonra Mustafa Paşa, Mısır beylerbeyliğinden alınınca, Manisadaki Şehzade Üçüncü Muradın musahipleri arasına girdi. Oradan Bosna Beylerbeyi Ferhat Paşanın divan kâtipliği vazifesine tayin edildi.
Sultan Üçüncü Murad Han devrinde Gürcistan beylerbeyliği ve divan kâtipliği görevlerinde bulundu.
Sultan Üçüncü Mehmed tahta çıktığı zaman mir-i miran rütbesiyle Şam valiliğine tayin edildi.
Son olarak kendisine Cidde emirliği verilen Mustafa Ali bu vazifesine Mısır ve Mekke yoluyla giderek hac farizasını yerine getirdi. 1600 senesinde Ciddede vefat etti.
iyi bir şair olarak adını yazdırmasının yanı sıra şerh edebiyatımızda mühim yer edinmiştir. Sultan Üçüncü Muradın şiirlerinin şerhini yapmıştır. Nefi gibi bazı şairlere mahlas vermesi onun şiirimizin ustalarından olduğunun açık delilidir.
Asıl başarı alanı tarihtir. Künhül-Ahbar adlı tarih eserinde, sadece Osmanlı tarihini değil, Peygamberler tarihi, islam tarihi, Türk ve Moğol tarihini de anlatmıştır.
TOPLUMSAL KURALLARI YAZDI
Künh-ül-Ahbar" en büyük eseridir. Diğer eserlerinden bazıları Heft Meclis, Nadir-ül-Maharib, Menâkıb-I Hünerverân, Âdab, Hülâsâtül-Ahvâ der-Letâfet tir.
Sultan Üçüncü Murad Hanın isteği üzerine yazdığı Kavaidül-Mecalis adlı eserde çeşitli sınıf, sanat ve mesleklere mensup insanların nasıl hareket edeceklerini, nasıl giyineceklerini, kısacası topluluk içinde adaba uygun yaşamak için neler yapmak ve neleri bilmek gerektiğini anlatmıştır.
"Nushatü's-Selâtin" adlı eseri sosyal hayatla ilgilidir. Doğu dünyasındaki siyasetname geleneğinin bir örneği olan bu eser, padişahlara yol göstermek üzere yazılmıştır. Bu eser o devrin siyasi ve sosyal durumunu göstermesi bakımından önemlidir... Padişahın devlet idaresi sırasında yapması gereken işleri anlatır.
OĞLANCILIĞI ANLATTI
Osmanlı ve Padişahlar ile ilgili derin tecrübe ve bilgi sahibi olan Mustafa Alinin Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları adında 2 cilt, muhafazakar Tercüman yayınlarından çıkmış olan kitabının sekizinci bölüm başlığı Bıyığı terlememiş ve sakalı çıkmamış olanlar takımını anlatır tanımı ile büyük harflerle yazılmıştır.
Son günlerde tartışılmakta olan gündemdeki yerini sabitlemiş Muhteşem Yüzyıl dizisinin kıyamet koparan harem sahneleri bir kenara, kitapta anlatılan o dönemin oğlancılık kavramını tüm çıplaklığı ile anlatmaktadır.
Bölümde o dönemde tüyü çıkmamış sakalı bıyığı çıkmamış oğlanların, cazibeli kadınlardan da çok ilgi gördüğü tercih edildiği anlatılıyor. Civanlarla arkadaşlık etmek aşikâr olmuş, çekinmeden oturak âlemlerinde yolculukta her yerde yanlarında dolaştırmaya başlamışlar, aynı dönemde ay yüzlü kadınları asla yanlarında taşımaz birlikte bulunmazlarmış.
Kitabın 59 ve 60. Sayfalarında bakın nasıl anlatılmış yaşananlar:
Çünkü sevilen kadın bölüğünün namahremleri avan korkusundan gizli tutulur. Şimdi ise civanlarla arkadaşlık onlarla düşüp kalkma yolunda bir kapıdır ki bu kapı gizli, aşikâr hep açıktır.
Tüysüzler soyundan namert lokması olanların çoğu Arabistan piçleri ve Anadolu Türklerinin veled -i zinalarıdır, onların sürdüğü güzellik ve cazibe süresini hiçbir diyarın tüysüzleri sürmez.
Niceleri otuz yaşına varıncaya kadar güzel yüzünde gönlünde üzüntü olacak kıl görmez. Türk çocukları Arabistandaki ele avuca sığmaz civelek çocuklar güzellik yönünden hepsinden kısa ömürlü olurlar.
20 yaşlarına vardıkları gibi rağbetten düşerler ve aşıkların işinden kalırlar. Ama içel civarları Edirne, Bursa ve istanbul'un ince bellileri her yönden kusursuzlukta ve güzellikte onlardan ileridir.
Güzelliği ve cazibesi eksik olanların ise çekeçevire tazelikleri ve tatlı kılan naz ve cilve ile sevimli gösterir. Ama Kürt tüysüzleri, anadandoğma evbaş olanların tecrübesine göre sağlıklı, yumuşak ve uysal imişler ve her ne teklif olunsa dinleyip yapmaları çok olurmuş. Hele bellerinden aşağısını kına ile boyatır, dizlerine ininceye kadar boyanarak kendilerini süslerlermiş.
Özellikle Çoğu incebelli ve uzunboylu olurlar. Kendilerini teslim ettikleri sırada her uzvuyla birlikte yumuşaklık gösterirlermiş. Sözün kısası görünüşte yumuşak davranmakta, aslında karşı durmakta içel güzellerinin çoğu inat ederlermiş.
Buna göre bunların vuslat nimeti bu- yükler için vardır. Yanlarında gezen aşıklarını bahtsız ettikleri ve parasız pulsuz bıraktıkları meydandadır, derler. Ve iki gencin fırsat vaktinde birbirinden yararlanması, yahut birisi ötekini sarhoş edip üstüne çıkması, değmede mümkün olmayacak bir iştir, diye anlatıp söylerler.
Sözün kısası, ün almış güzel yüzlülere rağbet edip karşısında gümüşservi endamlı. Uzun boylu, salınarak yürüyenleri kullanmak isteyenler Rumeli köçeklerinden şaşmasınlar. Kul cinsinin de Yusuf çehreli Çerkeslerinden ve Hırvat asıllıların nefesleri mis kokanlarından sakın usanıp bezmesinler.
Gerçi içel mahbuplarında da nazeninler olur lakin çoğu vefasız insanı üzmek isteyen cefacı güzellerdir. Onlara sahip olanların huzuru ve rahatı az bulunur. Ama Arnavut cinsi de gerçi âşıkların gönüllerini alırlar, bu kadar var ki gayet inatçı olurlar.
Ama Gürcü, Rus ve Görel cinsi, öteki esnafın gübresi gibidir. Onlara bakarak Macar soyundan olanlar, başka tayfaların tabiata uygun ve makbul olanlarıdır.
Gel gelelim, çoğu efendisine, hıyanet eder; düşüp kalkmalarından, davranışlarından her kişi onların çirkin yönlerini görür. Şaşılacak olan budur ki Mısır evbaşları Habeşlilere düşkündür. Araya soğukluk girer, her biri insanın samurudur, derler. Aslında yatak hizmetinde usta olurlarmış, yani esbap buhurlamayı, yatak ve yastık döşemeyi candan isterlermiş. Erkeğinde, dişisinde adamlık belli imiş: her ne semte görülürse uysal ve güzel davranarak yumuşaklık göstermeleri kolaymış.
işte Mustafa Alinin ağzından Osmanlıda oğlancılığın hangi boyutlara geldiğini, kadınlarla birlikte olmaktan daha fazla tercih edildiğini anlatan satırlar böyle. Muhteşem Yüzyıl dizisindeki aşk sahnelerine tepki gösteren islamcılar, Osmanlı resmi tarihçisi olan Mustafa Alinin bu satırlarını nasıl yorumlayacaklar bilemiyoruz. Ancak söz konusu kitabın muhafazakar Tercüman Yayınlarından çıktığı ve yayınevinin sahibi olan Ilıcak Ailesinden Nazlı Ilıcakın olayları protesto eden Milli Görüşün partisinden bir dönem milletvekili olması ise ayrı bir çelişki gibi duruyor.
Gelibolulu Mustafa Ali on altıncı yüzyılda yetişen Ünlü Osmanlı tarihçisi. 1541 Geliboluda doğdu. Küçük yaşta tahsile başlayıp yirmi yaşında medreseden mezun oldu.
Mihr-ü Mah adlı eserini şehzade ikinci Selime takdim ederek divan kâtipliği vazifesine atandı. Daha sonra Şam beylerbeyi Lala Mustafa Paşanın divan kâtipliğine tayin edildi. Mustafa Paşanın Mısır beylerbeyi olması ile birlikte Mısıra gitti. Bir süre sonra Mustafa Paşa, Mısır beylerbeyliğinden alınınca, Manisadaki Şehzade Üçüncü Muradın musahipleri arasına girdi. Oradan Bosna Beylerbeyi Ferhat Paşanın divan kâtipliği vazifesine tayin edildi.
Sultan Üçüncü Murad Han devrinde Gürcistan beylerbeyliği ve divan kâtipliği görevlerinde bulundu.
Sultan Üçüncü Mehmed tahta çıktığı zaman mir-i miran rütbesiyle Şam valiliğine tayin edildi.
Son olarak kendisine Cidde emirliği verilen Mustafa Ali bu vazifesine Mısır ve Mekke yoluyla giderek hac farizasını yerine getirdi. 1600 senesinde Ciddede vefat etti.
iyi bir şair olarak adını yazdırmasının yanı sıra şerh edebiyatımızda mühim yer edinmiştir. Sultan Üçüncü Muradın şiirlerinin şerhini yapmıştır. Nefi gibi bazı şairlere mahlas vermesi onun şiirimizin ustalarından olduğunun açık delilidir.
Asıl başarı alanı tarihtir. Künhül-Ahbar adlı tarih eserinde, sadece Osmanlı tarihini değil, Peygamberler tarihi, islam tarihi, Türk ve Moğol tarihini de anlatmıştır.
TOPLUMSAL KURALLARI YAZDI
Künh-ül-Ahbar" en büyük eseridir. Diğer eserlerinden bazıları Heft Meclis, Nadir-ül-Maharib, Menâkıb-I Hünerverân, Âdab, Hülâsâtül-Ahvâ der-Letâfet tir.
Sultan Üçüncü Murad Hanın isteği üzerine yazdığı Kavaidül-Mecalis adlı eserde çeşitli sınıf, sanat ve mesleklere mensup insanların nasıl hareket edeceklerini, nasıl giyineceklerini, kısacası topluluk içinde adaba uygun yaşamak için neler yapmak ve neleri bilmek gerektiğini anlatmıştır.
"Nushatü's-Selâtin" adlı eseri sosyal hayatla ilgilidir. Doğu dünyasındaki siyasetname geleneğinin bir örneği olan bu eser, padişahlara yol göstermek üzere yazılmıştır. Bu eser o devrin siyasi ve sosyal durumunu göstermesi bakımından önemlidir... Padişahın devlet idaresi sırasında yapması gereken işleri anlatır.
OĞLANCILIĞI ANLATTI
Osmanlı ve Padişahlar ile ilgili derin tecrübe ve bilgi sahibi olan Mustafa Alinin Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları adında 2 cilt, muhafazakar Tercüman yayınlarından çıkmış olan kitabının sekizinci bölüm başlığı Bıyığı terlememiş ve sakalı çıkmamış olanlar takımını anlatır tanımı ile büyük harflerle yazılmıştır.
Son günlerde tartışılmakta olan gündemdeki yerini sabitlemiş Muhteşem Yüzyıl dizisinin kıyamet koparan harem sahneleri bir kenara, kitapta anlatılan o dönemin oğlancılık kavramını tüm çıplaklığı ile anlatmaktadır.
Bölümde o dönemde tüyü çıkmamış sakalı bıyığı çıkmamış oğlanların, cazibeli kadınlardan da çok ilgi gördüğü tercih edildiği anlatılıyor. Civanlarla arkadaşlık etmek aşikâr olmuş, çekinmeden oturak âlemlerinde yolculukta her yerde yanlarında dolaştırmaya başlamışlar, aynı dönemde ay yüzlü kadınları asla yanlarında taşımaz birlikte bulunmazlarmış.
Kitabın 59 ve 60. Sayfalarında bakın nasıl anlatılmış yaşananlar:
Çünkü sevilen kadın bölüğünün namahremleri avan korkusundan gizli tutulur. Şimdi ise civanlarla arkadaşlık onlarla düşüp kalkma yolunda bir kapıdır ki bu kapı gizli, aşikâr hep açıktır.
Tüysüzler soyundan namert lokması olanların çoğu Arabistan piçleri ve Anadolu Türklerinin veled -i zinalarıdır, onların sürdüğü güzellik ve cazibe süresini hiçbir diyarın tüysüzleri sürmez.
Niceleri otuz yaşına varıncaya kadar güzel yüzünde gönlünde üzüntü olacak kıl görmez. Türk çocukları Arabistandaki ele avuca sığmaz civelek çocuklar güzellik yönünden hepsinden kısa ömürlü olurlar.
20 yaşlarına vardıkları gibi rağbetten düşerler ve aşıkların işinden kalırlar. Ama içel civarları Edirne, Bursa ve istanbul'un ince bellileri her yönden kusursuzlukta ve güzellikte onlardan ileridir.
Güzelliği ve cazibesi eksik olanların ise çekeçevire tazelikleri ve tatlı kılan naz ve cilve ile sevimli gösterir. Ama Kürt tüysüzleri, anadandoğma evbaş olanların tecrübesine göre sağlıklı, yumuşak ve uysal imişler ve her ne teklif olunsa dinleyip yapmaları çok olurmuş. Hele bellerinden aşağısını kına ile boyatır, dizlerine ininceye kadar boyanarak kendilerini süslerlermiş.
Özellikle Çoğu incebelli ve uzunboylu olurlar. Kendilerini teslim ettikleri sırada her uzvuyla birlikte yumuşaklık gösterirlermiş. Sözün kısası görünüşte yumuşak davranmakta, aslında karşı durmakta içel güzellerinin çoğu inat ederlermiş.
Buna göre bunların vuslat nimeti bu- yükler için vardır. Yanlarında gezen aşıklarını bahtsız ettikleri ve parasız pulsuz bıraktıkları meydandadır, derler. Ve iki gencin fırsat vaktinde birbirinden yararlanması, yahut birisi ötekini sarhoş edip üstüne çıkması, değmede mümkün olmayacak bir iştir, diye anlatıp söylerler.
Sözün kısası, ün almış güzel yüzlülere rağbet edip karşısında gümüşservi endamlı. Uzun boylu, salınarak yürüyenleri kullanmak isteyenler Rumeli köçeklerinden şaşmasınlar. Kul cinsinin de Yusuf çehreli Çerkeslerinden ve Hırvat asıllıların nefesleri mis kokanlarından sakın usanıp bezmesinler.
Gerçi içel mahbuplarında da nazeninler olur lakin çoğu vefasız insanı üzmek isteyen cefacı güzellerdir. Onlara sahip olanların huzuru ve rahatı az bulunur. Ama Arnavut cinsi de gerçi âşıkların gönüllerini alırlar, bu kadar var ki gayet inatçı olurlar.
Ama Gürcü, Rus ve Görel cinsi, öteki esnafın gübresi gibidir. Onlara bakarak Macar soyundan olanlar, başka tayfaların tabiata uygun ve makbul olanlarıdır.
Gel gelelim, çoğu efendisine, hıyanet eder; düşüp kalkmalarından, davranışlarından her kişi onların çirkin yönlerini görür. Şaşılacak olan budur ki Mısır evbaşları Habeşlilere düşkündür. Araya soğukluk girer, her biri insanın samurudur, derler. Aslında yatak hizmetinde usta olurlarmış, yani esbap buhurlamayı, yatak ve yastık döşemeyi candan isterlermiş. Erkeğinde, dişisinde adamlık belli imiş: her ne semte görülürse uysal ve güzel davranarak yumuşaklık göstermeleri kolaymış.
işte Mustafa Alinin ağzından Osmanlıda oğlancılığın hangi boyutlara geldiğini, kadınlarla birlikte olmaktan daha fazla tercih edildiğini anlatan satırlar böyle. Muhteşem Yüzyıl dizisindeki aşk sahnelerine tepki gösteren islamcılar, Osmanlı resmi tarihçisi olan Mustafa Alinin bu satırlarını nasıl yorumlayacaklar bilemiyoruz. Ancak söz konusu kitabın muhafazakar Tercüman Yayınlarından çıktığı ve yayınevinin sahibi olan Ilıcak Ailesinden Nazlı Ilıcakın olayları protesto eden Milli Görüşün partisinden bir dönem milletvekili olması ise ayrı bir çelişki gibi duruyor.