bir haftalık makedonya tatilimin beş gününü ayırdığım, 'iyi ki de öyle yapmışım' dediğim, harika şehir. tabii bu harikalık, beklentilerinize göre değişir. çünkü ohrid'e gitmeden önceki gecemde, üsküp'te kaldığım hostelde iki türk kızla tanıştım. onların beklentilerini pek bilemiyorum, ama beğenmediklerini söylüyorlardı. ben de dedim, "bir de biz görelim bakalım". açıkçası, beklentilerimi gerçekten karşıladı. sadece üç tane kötü tarafı vardı;
1. makedonların çoğunluğu (gençler dahil) ingilizceyi ya bilmiyor ya da yarım yamalak biliyor.
2. sanırım durgun su olduğundan, ohrid gölünün kenarında (sahil diyorlar) kum değil, taş vardı. her taraf taş yani. suya terliksiz girmenin imkanı yok.
3 (bu tüm makedonya için geçerli). koskoca memlekette camel soft yok arkadaş!
kaldığım hostel* başlıbaşına harika bir yerdi zaten. müthiş bir teras manzarasına sahip, üç katlı, eğer çekingen bir tip değilseniz ve yorgunluk gibi bir sorununuz yoksa, harika insanlarla tanışabileceğiniz bir mekan. hostelin sahibi, iki kardeş: gyoko ve nino. her konuda yardımcı olmaya istekli olmaları bir kenara, adeta kendileri de o hostelde kalan birer turist gibi. kaldı ki, kendileri de orada kalıyor zaten. neyse. ayrıca, makedonya'da, saat 21:00'dan sonra, restoranlar ve barlar haricinde (yani bakkallar ve marketlerde) alkollü içki satışı yapılmıyor. hosteldekiler bunu da düşünmüş: aşağıdaki buzdolabından bira satın alabiliyorsunuz. hehe
eğer giderseniz, tekne turu yapmadan sakın ayrılmayın derim. göl öyle temiz ki, 20-25 metre derinlikte, teknenin içinden dibi görebiliyorsunuz. ayrıca tekne turu 4-5 saat sürdüğünden, gün batımını göldeyken yakalayabilir ve mükemmel manzaranın tadına dibine kadar varabilirsiniz. işte o manzara
makedonya'ya gidip döndüğünüzde, aklınızda kalan en önemli şey, bu memleketin ucuz olduğudur arkadaş. türkiye'de 50-60 liradan aşağı fiyatta yiyemeyeceğiniz yemeğe orada 30-35 lira verip gırtlağınıza kadar lezzetle dolabilirsiniz.
velhasıl-ı kelam, gidip görülmesi farz olan yerlerden biridir, ohrid. kusura bakmayın, kızlar, ben beğendim.
sorusu olan varsa özel mesajla ulaşabilir. haydi kalın sağlıcakla.
makedonyanın (bkz: fyrom) ve balkanların önemli turizm merkezi. adını st. Ohridski'den alır. kiril alfabesinin bulucusu st. kiril ve kardeşi st. metodiy bu şehirde yaşamıştır. çok sayıda kilise vardır. tabiat harikadır. çarşısı güzeldir, temizdir. Esnaf genelde ingilizce bilmez. türkçe konuşan nüfus da vardır (çarşıda çınar meydanından sola saparsanız ordaki esnaf türktür ve herkes türkçe konuşur) şehir, dar sokakları, taş patika yolları, iki katlı evleriyle ben osmanlıdan kalmayım demektedir. ucuza yurtdışına tatile gitmek isteyenler için tavsiye edilir.
Huzur verici bir yer. Hem de çok ucuz. Giderseniz bedava tur rehberliği yapan kişiler var şehir merkezinde numaraları yazıyor onlar yardımıyla gezip tarihsel bilgi almanızı da tavsiye ederim.
--spoiler--
ohri sakin, tertemiz bir göl ve orman manzarasıyla karşılıyor bizi. daracık taş sokakları, balkonlarından çiçekler sarkan evleri, sayısız kilise ve minareleriyle makedonların en sevdiği yerlerden biri olan ve övünerek bahsettikleri ohridi (ohri) kenti ve gölü üsküpe yaklaşık 150 kilometre uzaklıkta. çevresinde 365 tane kilise bulunan ve avrupanın en derin gölü ohri adeta denizi andırıyor. kent aynı zamanda ağustos 2001de imzalanan ve altı ay süren etnik çatışmalar son verilerek arnavutlara insani haklarının iade edildiği anlaşmaya ev sahipliği yapan yerleşim bölgesi olması nedeniyle de önem arz ediyor. 13851912 arası osmanlı hâkimiyetinde kalmış, ortaçağ'dan ve osmanlı döneminden birçok izler taşıyan, aynı zamanda slav ulusların kullandığı kiril alfabesinin doğduğu yer olarak kabul edilen şehir incisiyle ünlü ohrid gölüne özel ohrid alabalığı lezzetli. şopska salatası kesinlikle denenmeli. özellikle ohrid gölü kenarında bulunan aziz kliment ve panteleimon kiliseleri, samoil kalesi çok ilgi çekici. bodrumu andıran sokakları ve doğasıyla ohri görülmeye değer turizm şehri. bu şehir aynı zamanda ittihad ve terakki'nin kurulduğu yer olarak da biliniyor. ohri gölünde tekne turu yapıp korsan şapkasıyla fotoğraf çektirmeyi unutmayın.
--spoiler-- nurdal durmuş http://www.on5yirmi5.com/...zun-guzeli-makedonya.html
yazara ait foto galeri: http://www.facebook.com/m...p;type=1&l=7306bffaab
Makedonya'nın Arnavutluk sınırında bulunan ve kendisiyle aynı ismi taşıyan gölün kıyısında kurulu bir şehirdir.
Ülkenin ve Üsküp'ün güneybatısında yer alan şehrin nüfusu 55 bin civarındadır.
Göl manzarası, bölgeye özgü evleri ve tarihi mimari eserleriyle ünlü bir turistik noktadır.
Şehir ve Ohrid Gölü UNESCO tarafından dünya mirası listesine dahil edilmiştir.
Ohrid,oldukça geniş bir göl etrafında kurulmuş,dağlık ve eski bir yerleşim birimi.Hatta çok çok eski.Bölgede yüzlerce antik kilise ve birkaç kale var.10 kişiye 1 kilise düşüyor neredeyse,zamanında kimse de 'aga bu nedir?' dememiş olacak, şuan kiliseler bomboş, herkes sahillerde.
Ohrid'in girişindeki bir duvarda kocaman bir 'ÇARŞI' yazısı görüyorum ama zamanında fotoğraf makinesine davranamadığım için kaçırıyorum.Şehri içinde barındıran surlardan girip pansiyonumuzu buluyoruz.Pansiyonun sahibesi oldukça yardımsever ve çok iyi bir ingilizcesi var. Yerleşip merkeze iniyoruz. Turist sayısı fazla, sahil şeridi boyunca yüzmeye gidenler, barlara, kafelere takılanlar var, yemek yapmak için alışverişe gidiyoruz,marketten bir şeyler aldıktan sonra yağmura yakalanıyoruz. Çok ağır bir yağmur bu,bir türlü dinmek bilmiyor, biz de bir Balkan klasiği olan börekçiyi bulup ayaküstü bir şeyler yiyoruz.
Ertesi gün yine aynı saatlerde yine çok fena bastırıyor yağmur.Bu sefer çarşıdayız, herkes bir anda pasajlara,dükkanlara sığınıyor. Yağmurun dinmesi 15-20 dakikayı buluyor. Ben bu sırada Makedonya forması arıyorum ama bir türlü bulamıyorum,Puma'da da yok.En sonunda bir pasajda formalara rastlıyorum, hatta Fenerbahçe ve Galatasaray formaları da mevcut,formanın üstünde 700 dinar yazıyor, 'indirim yapıyor musunuz peki, 600 falan?' diyorum,hemen kabul ediyorlar.Makedonların bu yönünü seviyorum,pazarlık konusunda katı değiller.(Makedon sana söylüyorum,Arnavut sen anla) Çarşı içindeki dükkanlardaki çalışanların çoğu Türkçe biliyor.Hatta çoğu Türk kökenli.Türkiye'deki kadınların aksine bu genç kadınlar uzun boylu ve sarışın,ayrıca Türkçe bilen Boşnak ve Arnavutlar da var çarşıda.
Bir sonraki ve Ohrid'deki son günümüzde pansiyonumuzun üst kısmında bulunan kaleyi ziyaret ediyoruz. Czar Samuel Kalesi olarak geçiyor.ormanın içinden güzel bir tırmanış oluyor, kalenin girişinde üstünde Makedonya bayrağı olan bir tişörtle,Alexander the Macedonian yazan başka bir tişört alıyorum.Kale yüksek ve ağaçlık bir alanda kurulmuş, surlarda gezerken 'Ulan Samuel,nasıl kaptırdın kaleyi Bizanslılara anlamıyorum.' diyorum. Uykuda mı yakalandılar artık nedir.Neyse, fethedilmiş kalenin hesabını yapacak değiliz,kaleyi gördükten sonra Ohrid'den ayrılıyoruz.