az biraz dilbilimle uğraşan biri olarak kendisine ayıp ettiğimi az önce bir haberde görerek fark ettiğim değerli şahsiyet. yaşayan * en donanımlı bilim insanlarındandır, ayıp konusuna gelince, ben bu değerli dilbilimciyi nedense hep * ölü diye biliyordum. * hayatta olup da dilbilimine bu şahıs kadar katkı yapmış başka biri daha yoktur heralde.
ünlü düşünürmüş, fazla düşünmekten tarafsızlığını kaybetmiştir. ta okyanus ötesinden, amerikadan türkiyedeki açlık grevinin kötü sonuçlar doğuracağını düşünmüş. * suriye sınıra bomba atarken, israil mavi marmaraya çıkarma yaparken sıçıyormuş galiba o zaman düşünememiş. işte böyle satılmış bilim adamları, düşünürler fikirlerini satarak hayatı boyunca zevk-ü sefa içinde yaşarlar.
teorileri ile ingiliz dili ve edebiyatı öğrencilerine eziyet çektiren kişiliktir. bugünkü linguistics sınavında skinner, panini ve basil bernstein ile birlikte ırzıma geçen heriftir aynı zamanda. kuramlarını da al git lan.
bugün boğaziçi üniversitesi'nde "hrant dink ve insan hakları" konulu konferansı canlı olarak verilen dünyaca ünlü düşünür. ayrıca konferans türkçe'ye de çevrilecekmiş.
Bugün Boğaziçi üniversitesi'nde "Türkiye ve Oluşan Dünya Düzeni" konulu bir konuşma yapmış dilbilimci, güzel insan, sürekli karşıma çıkan adam.
dilbilim çalışırım o, çeviribilim çalışırım o, göstergebilim çalışırım o, medya çalışırım o. canım.
Ancak kendisini dünya gözüyle görme şerefine nail olamadım. küçücük albert long hall yetmedi chomsky'e... metrelerce kuyruk oldu, çok az insan girebildi salona. Ben de binaya girebildim, ancak sadece alt katta kurulan barkovizyondan izleyebildim.
hayran olduğum terry eagleton'ı bu sene canlı dinleyebilmiştim, chomsky'i ise sadece perdeden izleyebildim. ama olsun. benim bir üst katımda, o anda orada olduğunu bilmek de güzeldi.
keşke daha büyük bir salon tahsis edilebilme ihtimali olsaydı. gerçi boğaziçi'nden başka hangi üniversite chomsky'i ağırlayabilirdi ki...
kendisini seneler önce ilk tanıdığım cümlesiyle selamlamak istiyorum: "Colorless green ideas sleep furiously."
Boğaziçi Üniversitesi'nde dün gerçekleştirilen Chomsky konferansı beklentileri karşılamadı.
Saat 15:00 te başlayacak olan konferansa 2 saat kala upuzun bir kuyruk oluştu. Bunu düşünmemiş olduklarındandır herhalde seçilen Albert Long Hall'ın kapasitesi oldukça küçük olduğundan gelenlerin yarısından fazlası etkinliğe dahil olamadı. Bunu telafi etmek için yan konferans salonlarından canlı yayın verildi. Fakat izleyenlerin hepsinin ingilizce bilme ihtimali bir hayaldir. Neden bunu söyledim? Verilen canlı yayın çevrilmeden yayınlandı.
" Türkiye'deki mahkum gazetecilerin sayısı oldukça fazla. Bu nedenle Türkiye gazeteciler hapishanesidir. " dedi
sözlükte benzerleri olan adam. tek farkı noam chomsky'yi milyonlarca kişi okuyor, benzerlerini biz okuyoruz.
ben de ne diyorsa kelimesi kelimesine katılıyorum sayın chomsky'ye. gelsin bizi de kendi gibi noam chomsky yapsın, yetiştirsin bizi.
severim kendisini zaten. hep onun gibi düşünürüm.
mesela sabah kahvaltı ederken mursi'nin ne kadar ulvi ve feyizli bir abimiz olduğunu düşündüm, öğlen otobüse bindim sisi'ye laflar hazırladım.. aşağılık adam. akşama doğru bir anda türkiye'nin mısır'a yarın sabah çöküp oraya yeniden kavalalı mehmet ali paşa'yı dikebileceği ve eski şaşaalı günlerimize dönebileceğimiz fikri geldi. cidden inandım buna.
hemen noam chomsky'yi aramak aklımdan geçti, ama numarasını bulamadım. sonra yine aklıma mursi geldi...
kahvaltıda o vardı, esra erol'da o vardı, telegol'de bile o vardı... onu seviyordum.
uyumuşum...
rüyamda beşer esad'ın taksim meydanında çırılçıplak toma kullandığını, insanımıza kahkahalarla kimyasal su sıktığını gördüm.
sonra birden mursi ve choamsky el ele gelip bu gafil adamı sırayla pataklamaya başladılar.
kefere layığını bulmuştu... mısır'a hareket ediyorduk ki ağlayarak uyandım... ustam dedim, ustam...