sen de mi öldün be neşet baba. sen de mi anasını satıyım
biz senin kasetlerinle büyüdük lan. o yalan dünya demenle hüzünlendik .
senin müziklerinle anılarımızı yaşadık biz.
bizi kendi o sesine alıştırıp nereye gittin sen ? biz ne yapacağız şimdi burada.
ama unutma. seni sevgiyle anacak milyonlarca insanı müziklerinle baş başa bıraktın. bunu bil.
yazılara sığmayacak üstad. 'gönüllerinizin hizmatçısıyız' dedi bir keresinde ve oldu da. geleneğini sürdürecek olan yok yanar da gönül hizmetçileri, ona yanar. neredeyse karacaoğlan'dan dertli'den erzurumlu emrah'tan aşık veysel'den süren gelenek yani özümüz olan bu gelenek yok olacak. yanar da gönül ona yanar.
mahlasıyla övünüyorum: garip. ne güzel koymuşsun be neşet ağam. gönüllerimizi ak ettin toprakta allah seni kara etmesin. mekanın cennet ola. kıymatın biline
mahsuni şerif'ten sonra beni tv başında ağlatmayı başarmış ikinci ozan. babasının sesini herzaman daha beğenemiş olsam da kendisinin yorumlarını dinlemek için fatih kısaparmak show bile izlemişliğim vardır. bende anısı vardı. mahsuni şerif'in yanına o güzel insanların yanına giden türk halk müziğinin son ozanıydı. bakın son türkücüsü demiyorum son ozanıdır. ne arif sağ ne musa eroğlu ne sabahat akkiraz hiçbiri ozan değildir. hepsi büyük yorumcular olmasına rağmen ne bir neşet ertaş ne mahsuni olabileceklerdir. allah gani gani rahmet eylesin. çok üzüldüm sözlük çok.
belki üstadın türkülerinden hoşlanmayanları,Türkülerini televizyonda,radyoda görünce hemen kanal veya frekansı değiştirenleri,türkülerden nefret edenleri bile hüzüne boğmuştur.Tatlı dilli, güler yüzlü mekanın cennet olsun.
babaannemim oyun arkadaşıymış düğünlerde oynardı diye anlatır babaannem bugün aradım neşatte gitti yakında bende giderim diye ağlatmıştır. onun türküleriyle dedem babaannem onu anlatırdı bize hemşerilerimin başı sağolsun.
türkülerini çok sevsem de ölümünün beni bu kadar etkileyeceğini hiç tahmin edemezdim bugün televizyonda ölüm haberini gördükçe gözlerimden yaşların süzülmesine neden olmuş büyük insan. nur içinde yat neşet ertaş.
ve yine- yeniden bir ölümün arkasından yaşanan ikiyüzlülükle başbaşayız.
bu link itü devlet konservatuarının neşet ertaş'a verdiği fahri doktora ünvanının görüntülerini içeriyor. ee ne var bunda ? diyenler salondaki dolu koltuk sayısına bir baksın. sadece içindeki sesi tüm yalınlığıyla, tüm içtenliğiyle bizlere sunan neşet ertaş'ı alkışlamaya gelen insan sayısı herşeyi anlatmaya yetiyorda artıyor. hiç kimse gitmemiş bu insanın mutluluğunu paylaşmak için, onu onure etmek için. bizler büyük sanatçılarımız yaşarken kıymetlerini bilmiyoruz. bu su götürmez bir gerçek.
ne zaman ki bu değerler elimizden gidiyor bir vefa abidesine, bir sevgi kelebeğine dönüşüyoruz. bunu da o çok değerli popomuzu kaldırmadan internet üzerinden ''bozkırın tezenesini kaybettik, çok severdim zahidem türküsünü'' minvalli hiç de samimi olmayan, sadece gündem bu diye yazılan yazılarla süslüyoruz.
bunu yapan insanlara ''zahidem'' dışında başka hangi türküsü var? deseniz birçoğu söyleyemez. kendimden biliyorum. ama böyle birşeye dönüştük ne yazık ki. bir adım bile atmadan her konuda fikir beyan etmek, başsağlığı dilemek, kınamak... vs gırla hepimizde. eyleme geçmek, karşı durmak, beraber olmak söz konusu olunca ise kaldırmıyo kıçını rahat koltuklardan. bir derin sükut...