sadece soğuk meyhanelerin salaş taburelerinde değil, sadece belli bir yaşın üzerindeki kimselerin kulaklarında değil, genç arkadaşlarımızın da kulaklarında neşet ertaş türküleri olmalıdır, sesini beğenmiyorsanız türkülerini icra eden başka kimseler de var ama aynı duyguyu hissedebilir misiniz bilemem.
Üstad da göçtü bu diyardan. Ancak işin enteresan kısmı babasıdır. Şayet babası yaşamış olsaydı Neşet Usta herhalde bu kadar ünlenemzdi. Bence babasını da dikkate almak lazım. Tabii kendisinin değeri de bambaşka bir yerdedir kalbimizde.
"ilk ne zaman aşık oldun?" diye sordum neşet ertaş'a. "13 yaşımda. yozgat'taydık, mahallenin kızıydı. ona bi' türkü havalandırdıydım" dedi. kızın adını söyledi. sonra pişman oldu: "yazman gurban oluyum, sevda sırrınan olur."
-Sofular haram demişler, bu aşkın badesine, ben doldurur ben içerim, günah benim kime ne - bu gecede biralarım ve bana eşlik ettin büyük üstad ruhun şad olsun.
neşet ertaş diye yazılır, neşe, dert, aşk diye okunur. onun da dediği gibi o bizim dert ortağımızdı. göğnünüzün hizmetçisiyim derdi. o yok ama türkülerini bize bıraktı.
"Baba dedim sen neden kendin beste yapmıyorsun, türkü üretmiyorsun? dedim. Oğlum dedi. Ozanlar birbirinin devamıdır dedi. Eğer benim demek istediğimi benden evvel gelip giden bir ozanımız yazmış, gitmiş ise bana o bir miras bırakmıştır. Saygıyla anarak onun sözlerini havalandırırım." demiş güzel insan, ağlatan insan. Kurban olayım senin gibi insana baba.