aylar öncesinden fragmanlarıyla yüksek seviyede bir beklenti oluşturmuş, meraktan dayanamayarak işi gücü bir yana bırakıp sinemaya koşmama neden olan türk filmidir. filmin yönetmeni levent semerci, oyuncuları da pek meşhur olmayan, 40 kişilik bir erkek oyuncu topluluğudur.
şimdi... bu noktadan itibaren filmden kesitleri yorumlamak keyifli olurdu, ama istiyorum ki yazdıklarım filmi görmeyen ama görmek isteyenlere de birşeyler katıversin. o nedenle çevresinden dolanacağım.
bir kere nefes kesinlikle farklı bir film. psikolojik ve sosyolojik yanı daha kuvvetli. o yüzden filmi yabancı savaş filmleriyle kıyaslamak pek doğru olmaz çünkü bu filmde mesaj mesajı, metafor metaforu, sembol sembolü takip etmektedir. o nedenle hala spoiler verip sayfalarca sahneleri yorumlama isteğimi bastırmakta zorlanıyorum.
filmle ilgili benim hoşuma gitmeyen ama başka insanların beğenebileceği bir konuya değineyim: filmde asker doğallığı yoktu. askerliğin doğasında olan bir kısım etmenler de gönderme yapmak amaçlı kullanılınca, türk sinemasının yıllardır yaşadığı doğallığı yakalama es geçilmiş olmuş sanki. sinemadan çok anladığını söyleyip minimalist sıkıcı filmlere prim tanıyan sinema eleştirmenlerinden olumsuz not almamak adına fazla sanatsal takılınmış gibi; uzun manzara sahneleri, sorgulama dolu diyaloglar, bir yere bağlanmayan ve kafa karıştırdığıyla kalan bölümler kimi zaman sıkıntı verdi. daha akıcı, çok da derine girmeyen sahneler belki daha yerinde olurdu. çünkü askerlik o kadar derin değildir, ama sanıyorum her asker kendi zihninde boğulacak kadar düşünür. bu nedenle çok da yadırgayamıyorum.
levent semerci'yi ciddi anlamda takdir ettiğim şöyle bir konu var ki belki dünya sinemalarında bile olmayacak bir risk almış: filmin esas karakteri askerler değil, komutan. şöyle bir düşünelim; hiç bir savaş filminde komutanın yaşadığı ve düşündükleri bu filmdeki kadar deşilmemiştir. o komutan ki, kendini mesleğine sıkı sıkıya adayacak, insani sorunlarını çoğunlukla yok sayıp kendini adadığı o meslekte emrindeki çok sayıda askeri hakkıyla sevk ve idare edecek. yetmedi, her şeyi bilecek, emredilen en acayip işleri sorgusuz sualsiz yapacak. bir de asker karşısında hiç duygusu yokmuş gibi davranacak, çok zor iş. bunu da filmde resmetmek, ufak heyecanları olan askerlerden kafası farklı çalışan birini işlemekten çok ama çok daha zor.
çıkınca ne hissettiğimi düşündüğümde, askerliğime döndüm adeta. demek ki film bunu bana yaşatmış, ki holivudda çekilen benzerleri gaza getirmekten öteye pek gidememişti. halbuki dediğim gibi, filmde askeri doğallık zayıf. demek ki bize özel birşeyler saklı bu filmde; ki birkaç sahnede duygusallığa oynansa gözyaşlarım sel olur akardı hani. evet, askere gidince bazen ne absürdlükler olduğunu, rütbe takanlar arasında nasıl şerefsizler olduğunu görebiliyoruz. ama sonuçta o adamlardır, bizim yakınımızdan gönüllü olarak askere gidenleri yönlendiren. askerlik bence en zor meslektir, öyle bir noktaya gelirsin ki kendini etraftakilerin gözünde ilahmış gibi düşünürsün, hakikaten kahramanca işler yaparsın. halbuki yaptıklarının sivil hayatta hiçbir değeri yoktur, anlamsızdır. mete yüzbaşı ile bu tarz düşüncelere sık sık dalınır filmde.
bir de ucuz kahramanlıklar bu filmde yok, rambo benzeri bir türk askeri profili hiç yok. çatışma sahnelerinin de insanları en çok etkileyen tarafı bu olsa gerek.
sonuç: sıcağı sıcağına gelip buraya kocamaan bir entry döşettiyse bana, bu film iyidir arkadaş. tarz olarak farklı beklentilerim olmuş olsa da, beklediğim filmlerin çekilmesine kapı açmıştır levent semerci ve arkadaşları. kendilerini tebrik ediyor, bir sonraki filmlerini merak içinde bekliyoruz. çok derin film yapmışlar çook, tekrar gidecem o olacak.
dayanamadım:
--spoiler--
mete yüzbaşı nın banka kredisi için dağları teminat gösterip gösteremeyeceğini sorması, resim yapan bir askere çiçek, böcek ve kelebeklerin olduğu bir portre resmettirerek belki buna kredi verirler demesi.
--spoiler--
ah! hüzün, komedi ve tonlarca gönderme barındırıyor.
doğuda görevde iken karşılaşmıştım onunla caddede, tanıdık gelmişti siması ama hatırlamamıştım, sonra konuştuk aynı lisede farklı sınıflarda olduğumuz ortaya çıktı. nasıl sarılmıştı cadde ortasında kardeşini görmüş gibi... anlam verememiştim
göreve çıkmadan önce vedalaşmaya gelirdi... bana saçma gelirdi
ne yemek istersin diye sorduğumuzda patates kızartması derdi... anlamazdık
görev dönüşü sorardık anlatmazdı, haber bile izlemezdi... gülerdik
hep keşkeleri vardı, hep kuruydu yaralıydı dudakları, hep gülerdi gözleri, siz derdi iyi ki burdasınız...
bu filme onun anlatmadıklarının bir kısmını gördüm, filmin başında dağlar gösterilirken başladım ağlamaya, komutanın karısı evine koşarken bende bittim...
dün oyucuları habetürke çıkan film. bir ergen vardı orada oyuncu galiba , film ilk gündeme geldiğinde yapılan olumsuz yorumlardan biri için, nick ardına saklanıp yorum yapıyorlar dedi. olumsuz eleştiri yapacağım filmi izleyince [ki fragmanı bile gazlı ] merak ederse adımı da veririm.
çok seviğim bir arkadaşım var ve altı yılı aşkın süredir devam eden bir de ilişkisi. çocuk maddi imkansızlıklardan okulu dondurur teceli bozdurur ve askere gider. şans bu ya askerlik acemi birliği eski foca komando eğitim tugayı. usta birliği ise tahmin et bakalım neresi? tunceli ovacık dağcı komando. şimdi bu kızcağız bu filmi izleyecek. evet filmde spoiler vermek gibi olmasın terhisinine 64 günü kalmış bir ana kuzusu gece yarısı sevgilisini aramak isterken ilk kurşunu yiyor. bu kızcağız bu filmdeki bu sahneyi nasıl unutsun be kardeşim. üstelik sevgilisinin gelmesine 200 küsur gün varken? biz bu kadar realiteyi kaldırabilir miyiz? çok zor!
zamanlaması harika bir film. şimdi sakın faşizm, ırkçılık martavalı okumayın!
bu topraklar vatanımız diyorsak o zaman bir çok konu üzerinde çok daha fazla düşünmeli ve bazı meselelerin idrakine varmalıyız.
memleket orospu çocukları kaynarken daha da akıllı olmalıyız!
ilk yarısında daha çok psikolojik profiller verilirken, 2. yarıda roket karakolu vurduğu anda kanınız donuyor. korkuyu içinizde hissetmeye başlıyorsunuz. bütün amerikan yapımı hollywood filmleri, oynadığınız bütün oyunlar aklınızdan silinip gidiyor. ucuz kahramanlıklar yok, kek gibi vurulmayı bekleyen düşmanlar yok. tek başına ordu deviren adamlar yok. sadece dışarıda, orada bir yerde gerçekleşen bir baskın var, kanlı canlı tasvir edilmiş. izlerken ben olsam ne yapardım bile diyemiyorsunuz. orada kalmış kadar şokta oluyorsunuz.
işte onların durumu böyle. hala içimizde askerlikte ucuz kahramanlık yapabileceğini sanan varsa, bileti benden. izle o filmi bakalım dünyaya bakış açın değişiyor mu, değişmiyor mu?
askerlerin de aslında insan olduklarını, onların da üşüyebileceklerini, acıkabileceklerini, korkabileceklerini ve en adisinden terk edilebileceklerini, hülasa bir insan olduklarını gösteren filmdir. karnımız tok, sırtımız pek olduğunda bir yerlerde birilerinin aç ve açıkta olduğunu da bilmeliyiz.
bu tip baskınlar gece yapılır.
önce karakola roket atışı ile başlar(tercihen rus malı rpg 7 tanksavar silahı), roket atışı ile personelin çoğu ölecek ya da yaralanacaktır. direnme gücü kırılan personel, makineli tüfeklerle daha kolay etkisiz hale getirilecektir.(tercihen bixi) bu yüzden olayın kurgusu mantıklıdır.
işin içinde mantıksız olan şey, dağlarda yaşayan, araziye ve her türlü silaha alışkın pkklıların karşısına, askere kadar eline silah almamış bölgeyi tanımayan 20 yaşında gariban erleri, başlarına da eğitimi yetersiz gariban asteğmeni dikmeleridir. bu resmen insanları bile bile ölüme yollamaktır.
film antalyada tahtalı dağında çekilmiş. 3000 metre civarlarındadır orası.ama hakkari dağlarındaki "allahın siktirettiği yer" imajını gene de vermeyi başarabilmişler.
kurulan karakol ve içindeki alet edevat askerdekinin aynısıydı . hatta kapılardaki kilitlerin dandikliği bile aynıydı.ortam çok inandırıcıydı.
filmin ilk yarısında askerlerin duygusal dünyalarına çok fazla takılıp kalınmış. bu filmi biraz boğmuş.
arada kaçakçı ve korucuların ahbap çavuş ilişkilerine ucundan da olsa değinilebilirdi.
2. yarı güzel olmuş. 2. yarıda tek eksik karakol basıldıktan sonra yardım gelmesiyle film bitebilirdi.askerlin şarkı söylemesi ne biliyim. ben olsam orayı öyle çekmezdim. genel olarak film güzel herkes gitmeli beğendim.
Koltuğa çakıldım kaldım, terledim, gözlerim karardı, nefes alıp verişim hızlandı,ayaklarımı ellerimi sıktım, dilim ıkı dişimin arasına sıkıştı kaldı, geri çıkardığımda ağzım kupkuruydu, kalbimin üstüne bir öküz oturdu kalkmadı o baskında, bağırıp yeterr dıye çıkmak istedim, ama çıkamadım. Çıksaydım ateş altında kalırdım.O salonda kalıp onlarla o cehennemi yaşamak istedim.Kafamı eydim ki isabet almıyım diye,boynumda bana Mehmet abi'nin aldığı muskayı aradım ki öpiyim diye ,bulamadım.Tüfeğimi alıyım dedim,sağımda annemi buldum, elleri dudaklarında ağlıyodu, soluma döndüm babamla mevzi alalım diye, gözleri kısık kısıktı tepkisizdi.Acaba o uzun geceden nefes alarak çıkıcaklarmı diye düşündüm? Nerde hani filmin başında sözünü ettikleri topçu desteği diye yakındım kendi kendime.Mete yüzbaşı heralde şoka girdi dememe kalmadan habercisi ile vurulmasını izledim.
Sadece izledim. Benimkisi sıkıntımı? Acı mı? korkumu? Hiçbirşey.Ne gördüyseniz, kitaplardan ne okuduysanız, dost meclislerinde ne dinlediyseniz; en saf,abartısız ,menfaat içermeyen şeklidir bu nefes. Biz sadece izliyoruz, kimimiz acısına acı katıyo, kimimiz militarist diyor, kimisi para kazandılar diyor. Desinler.Çok vardı benim gittiğim yerde; "sonuçta onlarda eziliyor,ya bence saçma bi konu " diye düşünüp gelen, sonra tezkere alıp çıktıktan sonra o lafları soyleyen haline beton duvar çarpmış insanlar...
Herkez zevk almaz bu filmden.Çok duygusal der; bilmezler o ranzalarda yatan Mehmetlerin bir sonraki sabah öncesi o geceyi nasıl geçirdiğini o mavı çarşaflarda.Nasıl hissedicekler nöbet tutarken o karda, fırtınada botlarının içindeki çift çorabın nasıl ıslak hissi verdiğini? Üzerlerine giydikleri o pançonun, kendilerinden önce bilmemkaçkez giyilmekten üzerine sinmiş kokuyu alsalar heralde facebooka günlerce ileti yazarlar.
Noldu? aslan kral komutan goygoycu mu çıktı dediklerinde;hissetmemişlerdir bir komutanın yanlızlığının bir askere nasıl yansıdığını,yansıtmamaya çalıştığını,Sorumluluk hissinin stresle ne hale geldiğini.Annesi konuşurken, telefonun ağzını kapıyıp yüzünü sıka sıka ağlayan askeri ne bilir bu küstah zübbeler? Er Ryan'da Tom Hanks şoka girince ama hakli bir sebebi vardır,onlar Amerikalıdır, yabancıdır,kollar bacaklar vardır sonuçta vahşicedir demi?
4 Saniyede; önce ağlayıp sonra yüzünü serbest bırakıp ağlamamaya çalışan asker, ajitasyondan başka birşey yapmıyodur onlara göre.
Telefonda bitti diyen Fulya'nın, telefon ucundaki o askere ,Pkk'lı doktordan daha fazla zarar verdiğini bu filmle bile anlamayanlara, Senin sayende rahat uyuyorum demi? diyenler eşlik eder yan mevzide."Emrettiğiniz gibi komutanım"diyen habercinin mutevazı gururunu," sen söleyince onayladınmı şimdi yani haha diye yorum haline getirirler forumda.
Filmi yapan, bu filmin seneryosuna kanları,canları,uykusuzulukları ile konu olan ve olacak her aslan yüreklinin allah yardımcısı olsun.Ellerine,gözlerine,yüreklerine sağlık. Mete yüzbaşı rolünü oynayan o Mavi gözlü adama helal olsun helal.inme ulan o dağdan,ölmede kal orda.Bırak bundan sonraki filmde yanına başka oyuncular gelsin.Bırak 33. .ncu dönem yedek subay adayları yanına çıksınlar askerliğe, istanbullu barmen,artvinli yumurtacı yanına gelsin senin askerliğe.
Filmin sonunda gördünüz demi; bedavaya lojmanlarda oturuyolar ,ucuza yemek yiyorlar, kebap halde yaşıyorlar demi o evlerde, ohhhhh.En güzel yerleri kapmış demi askeriye?Karabal karakoluda gördüğünüz gibi havadar,manzaralı yermiş değil mi?Durun siz söylemeden ben söyliyim;""ne uğraşıcaklar banka kredisi ile,oyak onlara veriyor herşeyi zaten!!
Aşkların küçük geldiği büyük şehirlerde,top diye oynanan karın bu yerlerde nasıl mezar olduğunu Orhan Astsubaya, Nefes bütün sadeliği ile ortaya koymuş.
Fazla kaptırdım,fazla giydirdim biliyorum ama; Lütfen gidin bu filme( Diğer tarafa sesleniyorum). Sınıra sevkiyat yapıldı,mehmetçik pkk'ya göz açtırmıyor diye haber olan olayların,gerçek halini, en kahramancasını,en saf korkulu halini görün.
Üniversiteye ilk başladığım senenin başında Hakan Evrensel'in kitabını almıştım.O kadar gaza gelmiştimki,adama günlerce mail atıp soru sormuştum.Onunda ellerine sağlık, yapanlarında,oyuncularında, O tahtalı dağına eşya çıkartan katırlarında yüreğine sağlık.
Bu adamların yaptığının yarısı kadar bile askerlik yapmamış biri olarak,askerde günlerce uykusuz kaldığım için hergün küfür eden biri olarak,buzun üstünde savcı gibi kayıp düşünce birde günde 8 saat nöbete ana avrat küfr sallayan Tatvan'ın gökyüzünden akan kara hergün beddualar yağdıran biri olarak,bütün kötü sözlerimi geri alıyorum.Ben günlerce tugayın bahçesinde boyum kadar kar temizleyeme razıyım.Yeterki o köpekler çıkartamasınlar aylarca burunlarını.
Gidin izleyin.
izledim,alışveriş merkezindeki ısıtıcı ufolar anlamsız geldi,vitrindeki giysiler bi garip kaçtı gözüme.
Dağdaki o mehtmetlerin nefeslerine nefes,yüreklerine dua katın.
elimize vatan hainlerini ayırt etmemiz için yeni bir yöntem veren film. şimdi bu filmi beğenmeyen bölücü şerefsiz olacak biz de böylece kim hain kim değil onu ratatça anlayacağız.
bugün izlediğim, çok beğendiğim ve gözlerimi dolduran filmdir. konusunu beğenmeyen arkadaşlar bol bol mahsun kırmızıgül yapıtı izleyerek kendilerini tatmin edebilirler.
annelerin oğulları ile konuştuğu sahne için bile izlenmesi gerekir. özellikle içlerinden biri askerin annesinin gittiğinden beri kazağını hiç yıkamadım hep kokluyorum sen kokuyor oğlum kokuyor dediği sahnede o ana kadar ağlamadıysanız o an ağlatan filmdir.
bundan böyle;
"dağlıca karakolu'na yapılan bombalı terörist saldırısnda 12 askerimiz şehit düştü.."
benzeri bir haber duyduğumda, durup bir kez daha düşünmemi sağlayacak, tüylerimi diken diken edecek, sahneleri gözümde canlanacak bir filmdir.
her türk evladının izlemesi gerekir..
bu filmi sevenler eminim hakan günday ın ziyan kitabında ki komutanı da çok seveceklerdir.
asker de derler ki:"orospunun sikişine,komutanın gülüşüne güven olmaz."