Kuzeyden indim bu güney dağlarının memleketine ikindi üzeri...
Yanımda genç, ak bir kadın vardı,
Yüzüne mavi bir tanyeri gibi çekilmiş olan gözleri,
Dümdüz saman sarısı saçlarıyla...
Kuzeyden indim bu güney dağlarının memleketine ikindi üzeri.
Bu dağlar,
insanların, ineklerin, kamyonların arasında yaşıyorlardı.
Söğütler, elmalar, meşeler ve çam ağaçlarıyla,
kaplanlar ve alabalıklarla beraber.
Bu dağlar,
karlıydılar, güneşliydiler, kırmızı ve koyu yeşildiler,
yıkılmış hisarları vardı.
Bu dağlar,
okul defterlerinin yaprakları arasında yaşıyorlardı,
sanatoryumların ve devlet mağazalarının içinde,
kıvrım kıvrım asfalt yollarla tahta köprülerin arasında.
Bu dağlar,
vurulmuş yabankeçilerinin yarasında,
ve göllerin dibinde yaşıyorlardı.
Ve artık
bir kadın vardı,
Yüzüne mavi bir tanyeri gibi çekilmiş gözleriyle
ak bir kadın...
Ve artık biliyorum
yalnız bu mavi tanyeri kalacak aklında
bu güney dağlarının...
keşke yaşasaydı dediğim nadir insanlardan biri, bazı kendini bilmez insanlar dışında herkesin kendi akrabası gibi gördüğü, toz konduramadığı tek ve hep tek kalacak büyük türk şairi.
abd emperyalizmine sövdüğü kadar türkiyeden kars ardahan ve boğazları 4 asırdır isteyen rus emperyalizminede
biraz sövseydi dediğim şair.
yinede allah rahmet eylesin.
ölümünün 48. yılında saygıyla andığımız büyük usta.
yoruldun ağırlığımı taşımaktan.
ellerimden yoruldun.
gözlerimden, gölgemden..
sözlerim yangınlardı.
kuyulardı sözlerim.
bir gün gelecek, ansızın gelecek bir gün.
ayak izlerimin ağırlığını duyacaksın içinde.
uzaklaşan ayak izlerimin.
ve hepsinden dayanılmazı.
bu ağırlık olacak..
ölümünün 48. yılında nur içinde yat dediğimiz, türk dilinin büyük üsatdı, değerini ancak sonradan anlayabildiğimiz, şair, yazar. sana hak etmediğin şeyler yaşattık, sense bize layık bile olmadığımız güzellikte dizeler bıraktın; yeni yeni anlıyoruz değerini, umarım affedersin bizi.
denk gelirde biriniz karşılaşırsanız söyleyin ustaya; kavgası hala kavgamız, sevdası hala sevdamız, 7 tepeli şehri hala kavgamızın şehri, ve hala sevdiğimiz kadınlara, pirayelerimize onun şiirlerini okumaktayız. a be şair,bizimde bir sözümüz var aşka dair...
dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki; şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
paşalar onun arkasındaydılar.
o, saati sordu
paşalar: ''üç'' dediler.
sarışın bir kurda benziyordu
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
kocatepe'den afyon ovasına atlayacaktı.
hiç şüphe yok modern dönem en önemli türk şairidir. üsküdar da geçen çocukluğum da yılda en az bir kere görürdüm nazım hikmet adlı sovyet gemisini. belki bize inat belki propaganda ama muhtemelen boğazın karadenize açılan tek yol olması sebebi ile nazım hikmet gemisi sessizce geçerdi boğazdan.