insan bazen, içki içip sarhoş olmadığı zaman, buna rağmen sarhoşmuş gibi davranır; bir yeri zarar gördüğünde, canı acımamış olsa bile acımış gibi davranır; kulaklıkla müzik dinlerken çevresindeki sesleri duyabiliyor olmasına rağmen duymuyormuş gibi davranarak kulaklığını çıkartır; peki neden yapar bunu?
Sabah aynada yüzümüzü yıkayıp
"iyiyim" diyoruz, oysa gözlerimizin altında uykusuz bir gece duruyor.
telefon çalıyor, gülümseyerek açıyoruz. "Her şey yolunda" diyoruz.
çayın yanında soğuyan bir suskunluk var.
Kalabalığa karışıyoruz, işimize gidiyoruz, şakalaşıyoruz,
fotoğraf çekiyoruz. Akşam kapıyı kapatınca ayakkabılarımızı çıkarıyoruz, sonra bütün gün taşıdığımız o görünmez yüzü de çıkarıp bir kenara bırakıyoruz.
Gerçek dediğimiz şey bazen büyük sözlerde değil, gece mutfakta tek başına içilen o son bardak suda saklı.
Ve insan, herkese "iyiyim" derken
kendine yalan söyleyemiyor.
duygusal ikili ilişkilerde bu karşı taraftaki insana yapılan bir tür duygusal haksızlıktır. o yüzden kendisine de karşısındaki insana da saygısı olan -mış gibi yapmaya bedeli ne olursa olsun bir son verir. örneğin evliyse boşanır, nişanlı ise yüzüğünü atar, sözlü ise sözü bozar. kimse kendisine -mış gibi yapılmasını hak etmez. bunun insani bir durum olduğunu kabul edip, mevcut sahteliği "bitirmek" cesareti göstermek; işte o sizi "gerçek" yapar.