hala tadı damağımda köftesi ve simidinin. her yerde olduğu gibi öğretmenevi, polisevi ve orduevleri en güzel yerlerde. stadı üçüncü ligde oynayan bir kulübe göre oldukça büyük. heykeller ve parklar oldukça fazla. alışveriş öğrenciler geldikten sonra coşmuş vaziyette. eski muğla oldukça güzel, şehirde birden fazla saat kulesi var. şeyh camii oldukça eski * ancak hemen altındaki tekel büfesi yeni açılmış vaziyette. *
öğrenci düşmanı ve fahiş fiyatlı kiralık evleriyle ünlü köyümüz . gece saat 02:30 sularında"dikkat dikkat 48 kl 345 plakalı araç sahibi aracınızı çekin yol çökmüştür" anonsuna neden olacak kadar feci yağmur yağan bir bataklıktır aynı zamanda ..
şu sıralar (belki de yaklaşan yerel seçimlerdendir bilemedim) artık alışılmış kanalizasyon şebekesi eksikliği derdine çare olsun diye sağda solda çalışmaların yapıldığı, pek çok insanın deniz kenarında sandığı, bodrum'dan marmaris'e gözde tatil beldelerine yakınlığı ve buradan servislerle ulaşımı olması nedeniyle tatilciler için tatil mekânından çok tatil mekânlarına geçme aparatı olarak kullanılan şehir. köftesi ve kebabı meşhurdur bir de evlerinin bacaları. sonuncusunu yemiyorsunuz tabi ki, mevcut şekli nedeniyle meşhurmuş.
cennetin dünya üzerindeki bir yansıması olan güzel ege'min güneyinde konuşlanmış,bodrum,marmaris,fethiye,ortaca,dalaman,köyceğiz,yatagan,milas,vb ilçelere sahip memleketim.
havasına kurban olunan sehrımız. bır bakarsın sabah bodrumda hava buz gıbı turkıye nın her yerınde kar yagmakta fakat bodrum'da her zamankı gıbı kar yagmamaktadır yagmaz zaten. ama o da nesı. bır otobus gelır ustu bembeyaz kar dolu. nerden gelmıs bu otobus ya dersın bakarsın camına evet o otobus mugla'dan gelmıstır.
sevimli şehir. 4 yıl oldu muğlaya ayak basalı. en anlayamadığım yönü havası. misal bugün; hava son derece kapalı ve soğuktu. bu arada dün tişörtle dışarı çıkmıştım. neyse efenim bi baktım sağnak yağmur başladı. hava hala çok soğuktu. yarım saat sonra tekrar tişört giyilecek kıvama geldi. 4 yıl oldu hala anlayamadığım yönü gerçekten de havası.
hayatımın en güzel yıllırımı geçirdiğim,
bulvar bistrosunda kafayı bulduğum
mabollasında hep bir ağızdan şarkı söylediğim
yüzmeyi öğrendiğim
sebze yemeyi sevmeye başladığım
taşınıp orada yaşamaya kararlı olduğum
şehir
oldukça açıkgöz bir halka sahip olan, son zamanlarda batının en fazla göç alan illerinden biri haline gelen, yapısal anlamda belirgin değişiklik göstermese de kültürel anlamda yavaş yavaş değişmeye başlayan, küçük ve uyanık şehir.
(bkz: muğlalıca)
"çocuktum. datça'da tahta bir iskelede oturuyordum. geceydi. en azından, $imdilik geceydi. oradan açılıp denize, ölmenin güzelliğini dü$ündüm. uzandım. akdeniz'e dokundum. konu$tum onunla. çağır beni, dedim, bir gün burada ölmeye mutlaka geleceğim!"