korkulmaması gereken bi histir.
kendini mutsuzluğa şartlayıp, "ben böyleyim, dokunmayın bana" depresifliğiyle seni mutlu edebilecek insanlara kapını kapatmadan...
haftalardır görülemeyen sevilen kişinin aniden, hiç akılda yokken karşına çıkıvermesi. birkaç dakika da olsa onu seyretmek, gidip sohbet etmek değil, evet yalnızca seyretmek.
onu izlerkenki akla kazınan her kare, kişiyi birkaç hafta daha mutlu bir modda yaşatmaya yetiyor.
birkaç haftadan sonrası kötü oluyor ama.
abidin bile çizememiş resmini kimin haddine efenim. olaya bak sen ki abidin dino'sun kankan nazm hikmet. daha ne. bu ortamda bile mutluluğu tarifleyememişsin kimin haddine efenim. hoş işin rusya kısmı var ki her zaman içimde lan acaba ferişanı barındırır. (#yok canım)
+önce içinizi yavaş yavaş kemiren, kafa karıştırıcı konuları bir kenara bırakın.
+müzikle kucaklaşma zamanı. şimdi, yalnızca gevşeyin.
+kısa bir yürüyüşe çıkın.
+kimi duygusal yüklerinizi bir kenara bırakmanız gerektiği gerçeğini kabullenin.
+olayları farklı bir açıdan görmeye çalışın.
+kim olduğunuzla gurur duyun.
+her gününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın.
+risk alın. asla geri durmayın.
+yola çıkın ve sizin istedikleriniz için ilerleyin.
her seferinde tersini yaparak tekrar tekrar anlıyorum ki, sevdiğinize değil sizi sevene gitmeniz arttırır mutluluğu. sizi - sizin onu sevdiğiniz kadar - sevmeyen, sadece karartır hayatınızı.
sadece bir kez söylediğin halde sevdiğini, sen seviyorsun diye, unutmayıp, elinde bir demet nergis çiçeğiyle kapıdan sana masumca gülen adamı görmektir mutlu olmak...
yani;
seni mutlu etmeye çalışan birinin olduğunu bilmektir mutlu olmak...
uzun ve zorlu günlerden sonra bütün zorluklara rağmen, sebebini bilerek ya da bilmeyerek tekrar gülümseyebilmektir.kendini olduğun gibi sevebilmek, yapabileceğine inanmaktır.