57 yıllık yaşama 11 savaş, 24 madalya, 7 nişan, 13 kitap, 1 ülke ve Türk'ün kurtulan gururu! BiR LiDERDEN DAHA FAZLASı... izin silinmez!
Kutlu tinin şad mekanın uçmağ olsun türk'ün son başbuğu...
sadece 10 kasımlarda 23 nisanlarda 19 mayıslarda 30 ağustoslarda veya 29 ekimlerde değil her daim aklımızda olan minnet duyguları ile sevdiğimiz, saydığımız ve özlediğimiz türkiye cumhuriyetinin kurucusu olan başkomutanımızdır.
bazı insanları hiç görmezsin ama seversin. minnet duyguları ile gelen sevgi ise bir başkadır. mustafa kemal atatürk tam olarak bunu sağlayabilmiş ender insanlardan birisidir. bazı tipler bu sevgiyi kendisini ilahlaştırdığımızı zannederek yadırgıyorlar. tövbe haşa atatürke taptığımızı falan zannediyorlar. işte bu tipler minnet duymanın ne olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaklar. 10 kasımlarda 1 dakika çalan sirenden rahatsız oluyorlarmış. "tüm ömrünü" memleketi ve vatandaşları için harcamış bir adam için çalınan 1 dakikalık siren..
rahatsız oldukları aslında siren değil içlerindeki vatan hainliğinin rahatsızlığı. kendilerinin ne olduklarını bildikleri için bu ülkeyi işgalden kurtarıp özgür bir ülke haline getirmiş atatürk ve yanındaki insanlardan rahatsız oluyorlar aslında. düşün bir adamın ve etrafındaki bir avuç denebilecek sayıdaki adamların tek suçları emperyalist, sömürgeci, gayri müslim ve "katil" devletlerin işgaline son vermek. keşke bizlerde onların başardıklarına benzer şeyleri başarabilsek de rabbim bize de böyle şahsımızdan nefret edenleri nasip eylese..
Yüzyıllar geçse de, adı saygıyla,
özlemle anılacak, her geçen gün, daha da anlam kazanacaktır.
Eğitimsizliğin, cehaletin, erdemsiz duruşun moda olduğu bu zavallı dönemde, dahili ve harici bedhahtlar bilmelidirler ki, hiç bir güç, hiç bir yaptırım, hiç bir söylem, onun aziz hatırasına zarar veremeyecektir.
Güneşin balçıkla sıvanamayacağını, o güneşin aydınlığına olan ihtiyaç ayyuka çıktığında daha kolay öğreneceklerdir.
Seni her daim olduğu ve olacağı gibi, minnetle, özlemle ve saygıyla anıyoruz.
Ruhun şad olsun!
Sana lâyık olabilenlere selâm olsun!
Sevgimiz ve saygımız biz yaşadıkça nesilden nesile gececek, minnetle andığımız başkomutanımız. Senin ve silah arkadaşlarının hakkını ne yapsak ödeyemeyiz, benden çocuguma ve onun cocuk ve torunlarına bizim neslimiz sürdükce sen her zaman ölümsüz olacaksın. Seni anlatmak ve yaşatmak, ögretmek en büyük borcumuz.
Atatürk,Anadolu coğrafyasında,kültürel ve tarihsel değerler üzerinden,Türkiye toplumunu bir değişim,yenileşme,gelişim sürecine taşıyan büyük bir düşünür ve eşşiz bir yeniden yapılanmanın mimarıdır.
Çöken Osmanlı devletinin yerine Türkiye insanın katılımını ve bireysel insiyatifini harekete geçirerek,yepyeni bir siyasal ve sosyal yapılanmayı yeni bir yaşam biçimini hayata geçirmeyi amaçlamıştır.
Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkeleri,yeniden yapılanma ve değişim atılımlarına bakılınca Atatürk'ün dehası çarpıcı bir hal almaktadır.
o'nun adını müfredattan çıkarsanız bile, okulunda o'nu öğrenemeyen öğrenciye evinde annesi babası öğretiyor atatürk'ü.
dedesi anlatıyor, babaannesi/anneannesi anlatıyor minik yavrulara...
bugün 10 kasım'da, 5 yaşındaki bir çocuk atatürk için duygulanıyorsa bunu milletimizin hafızasına ve atatürk devrimlerine olan bağlılığına borçluyuz.
o'nun ismini kitaplardan çıkarsanız da.
saçma sapan tarih programları yapıp yalan dolanlar anlatsanız da.
o'nun sevgisi sürekli büyümeye devam edecek...
82 yıldır olduğu gibi...
Diyarbakır’da paşa kumandandı. Ben de emir subayı idim. Babam, Paşa’nın içtiğini duymuştu. izinden dönerken bana:
- Bir damla bile içersen hakkımı helal etmem, dedi. Döndüm.
Karargaha vardığım akşam Mustafa Kemal Paşa yakın subaylarıyla sofrada oturmuş içiyordu. Bana da bir kadeh koydular. Ben içer gibi yapıp vakit geçiriyordum. O vakit baş yaveri olan Cevat Abbas, usulca Paşa’ya eğildi:
- Paşam, Nesip içmiyor, atlatıyor, dedi.
O vakit Mustafa Kemal bana döndü kadehini kaldırdı:
- Nesip şerefine, dedi.
Ben kıpkırmızı olmuştum. Paşa sordu:
- Ne o bir mazeretin mi var?
- Paşam diye cevap verdim. Sizin için canımı feda ederim, yalnız buraya gelmeden babam bana içki içmemem için yemin ettirdi de tereddüdüm odur.
Mustafa Kemal o vakit:
- Bırak kadehi öyleyse, dedi. Babanın emri, benim emrimden üstündür. Seni taktir ettim. Babasına hayrı olmayanın, kimseye hayrı olmaz.
Büyük Taarruz’dan evveldi. O zamanlar beni sık sık yanlarında gezdirirlerdi. Bir gün hocalar ve askeri erkan çadırında toplandık. Tabii sureti mahsusa da davetli olarak… Hepimiz yerlerimizi aldıktan sonra şu suali sordular:
- Şer’i şerif (islam dini hukuku) üzerine verilen fetvalarda tarik (yol) bir midir?..
Biz kumandanlara, kumandanlar bize bakıştık.
Mustafa Kemal, sualini daha basitleştirdi:
- Yani dinin en büyük mümessili, bir dini mesele hakkında iki türlü fetva verebilir mi?
Evvela kumandanlar cevap verdiler:
- Hayır…
Biz cevap verdik:
- Hayır…
O zaman hepimizin yüzüne baktı ve gayet sakin olarak:
- Nasıl oluyor da istanbul’da istanbul Hükümeti’nin Şeyhülislamı benimle hepinizin idamına fetva veriyor da, Anadolu’daki din mümessili aksini iddia ve ispat ediyor.
Hepimiz susuyorduk. Mustafa Kemal son sözü söyledi:
türk milliyetçiliğinin şahı olan bir bozkurttur. türk milliyetçilerinin yolundaki yegane ışıktır. dünyanın en büyük lideridir. böyle bir deha, türk milletinden çıkmıştır. has be has oğuz türküdür. türk cumhuriyeti'nin parıldayan yıldızıdır. senin yolundayız paşam. senin düşmanın türklerin düşmanıdır. hepsini yok edeceğiz ve selamete çıkacağız. ant olsun ki...
Bir aralık konu istiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi.
Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu.
Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
- işte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.
Bu alçak gönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.
Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.
Partisi Dersim isyanının intikamını almak isteyen Aleviler tarafından ele geçirilmiş olup, gerçek Atatürkçüler partisinden tek tek tasviye edilmiştir. En komik olan ise hala Atatürkçülerin Türkçülerin CHP'ye oy vererek kendisine karşı yaptıkları ihanetin farkında olmamalarıdır. Annesi Zübeyde Hanım'a küfreden Musa Anter'i öldüğü günün yıl dönümünde anıyor CHP'li Özgür Özel ama sevenleri hala bizim saf Alevi partisi yaptığımız partiye oy veriyor. Türkiye hiçbir zaman böyle bir lideri hak etmedi yani. Türklerin hak ettiği bir lider değildi.