filistin cephesinden geri çekilirken 4. Ve 8. Ordulara haber vermemesi türk tarihindeki en büyük kabul edilemez hatalardan biridir.
bu yaptığı kabul edilemez hata yüzünden Suriye ve filinstin'i kaybettik. Üstelik itilaf devletleri Anadolu'yu çok rahat bir şekilde işgal etmiştir.
Öyle ki enver paşa m. Kemal'i idam edecekti fakat Mondros ateş-kes antlaşması yüzünden ülkeden kaçmak zorunda kaldı. idam etme olayını fevzi çakmak'ın hatıratlarından okuyabilirsiniz.
Eğitimci Raşid Bener'in Tekirdağ'da Atatürk'e ait anısını kızı Bilge Bener aktarıyor:
"Salondan ayrıldıktan sonra, Tekirdağ halkının heyecanlı tezahüratı arasında ağır ağır yürüyerek yollardan geçtiler. Bir aralık eczacı Ekrem Bey'in eczanesi önünde durdular. Birisini arıyormuş gibi gözlerini kalabalık üzerinde gezdirdi. Sonra duvar kenarında durmakta olan sarıklı ve cübbeli bir hoca efendiyi:
- Hocaefendi, hocaefendi...
Diye çağırdılar. Ve birlikte eczaneye girdiler. içerisini dolduran kalabalık arasında ben de bulunuyordum. Atatürk bir kağıt alarak hocaefendiye uzattı.
- Hocam, yaz bakalım: Vettıni vezeytuni ve turi sinin ve hazel beledil emin.
Hocaefendi geniş bir nefes alarak bu ayeti celileyi kemali itina ile ve tabii eski harflerle yazdı. Atatürk yazıya bir göz attıktan sonra:
- Hocam, dedi. Ben bu yazdıklarını (Valtin valziton) diye de okuyabilirim, buna ne dersin?
- Efendim, bunun üstünü var, esresi var, şeddesi var, meddi var. Bakınız, bunları koyduğumuz zaman aslı gibi okunur...
Atatürk, bunun üzerine kalemi eline alarak aynı ayeti Latin harfleriyle yazdı ve hocaya göstererek:
- Görüyorsun ya hocam, bu harflerin şeddesi meddesi yoktur, dedi. Hem bak bu harflerle ne kadar kolaylıkla ve yanlışsız okunuyor... işte biz bunu düşünerek ve garp asarını da kolaylıkla öğrenmek, bütün cihana lisanımızı kolaylıkla öğretebilmek için Latin harflerini kabul ediyoruz. Buna ne dersin?
Hoca derhal:
- Çok güzel efendim, çok güzel, diyecek bir şey yok. Allah muvaffak etsin.
Cevabını verdi.
Atatürk, bundan sonra yapmakta olduğu inkılabı orada da temelleştirmiş olarak eczaneden ayrıldı ve on beş yirmi dakika sonra da istanbul'a hareket etti. Sahil boyunca bütün Tekirdağ halkı büyük liderlerini “Yaşa, var ol” nidalarıyla uğurluyorlardı."
Bilge Bener
Lise öğretmenlerinden Raşid Bener kızı
Kayseri
Kaynak: Cumhuriyet gazetesi, 10 Kasım 1948, sayfa :5
Henüz 26 yaşında Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) olan Mustafa Kemal Bey.
Bakınız 20'li yaşlarda, Bulgar Türkoloğu ivan Manolof'a söyledikleri:
“Bir gün gelecek, ben hayal zannettiğiniz bütün bu devrimleri başaracağım. Ait olduğum millet, bana inanacaktır. Düşündüklerim hiçbir demagoji ürünü değildir. Bu millet, gerçeği görünce, arkasında tereddütsüz yürür. Dava uğrunda ölmesini bilir. Saltanat, yıkılmalıdır. Devlet yapısı, uygun bir unsura dayanmalıdır. Din ve devlet birbirinden ayrılmalı, doğu medeniyetinden benliğimizi sıyırarak batı medeniyetine aktarılmalıyız. Kadın ve erkek arasındaki farklar silinerek yeni bir sosyal düzen kurmalıyız. Batı medeniyetine girebilmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden bir alfabe seçmeli, kılık kıyafetimize kadar, her şeyimizde batılılara uymalıyız. Emin olunuz ki, bunların hepsi, bir gün olacaktır.”
(18 Ağustos 1948 Cumhuriyet, Arif Necip Kaskatı.)1
1 Hilmi Yücebaş, Atatürk’ten Nükteler, Fıkralar ve Hatıralar, 2. Baskı, Kültür Kitabevi, istanbul 1973. s. 62
Kaynak: Atatürk ve Unutulmaz Anıları, Ahmet Gürel, Bülent Türker, Nisan 2009
Not: Fotoğrafı, remini uygulamasıyla biraz netleştirildi.
lider çıkaramayan düşük ırkların sevmediği türk'ün son başbuğudur. çok ama çok sevdiği türk milleti için hayatı boyunca durmadan çalışmıştır. başbuğumuzu sevmeyen düşük ırklar da haklıdır. onlar çünkü böyle bir babayiğit asla çıkaramayacaktır. ancak türk faşizmi diye ağlayacaklardır.
Tanrının Türk ulusuna gönderdiği son büyük elçi. Buna bütün kalbimle inanıyorum. Neden? Şu sözü yüzünden:
"Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır.
Bütün kalbimle iman ediyorum ki Gazi Mustafa kemal atatürk Tanrının elçisidir. Bunu atatürk'ü putlaştırmadan söylüyorum. Bize bu sözüyle gidilmesi gereken yolu en doğu şekilde işaret etmiştir. Yüzyılların bağnazlığı ile yolu sapıtanlara doğru yolu göstermiştir
Akıl ve bilimden yolumuz ayrılmasın. Yüce atatürk'ün ruhu şad olsun.
▪︎ 8 KASıM 1938 - Atatürk'ün, ikinci defa ağır komaya girişi.
(Bugün saat 19.00 sıralarında başlayan koma, gittikçe ağırlaşarak ölüm anına kadar devam etmiştir).
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin, Atatürk'ün sağlığına ait akşam tekrar resmî bildiri yayımlamaya başlaması: "...Bugün saat 18.30'da hastalık birdenbire normal seyrinden çıkarak şiddetlenmiş ve sıhhî vaziyetleri yeniden ciddiyet kazanmıştır."
8 Kasım 1938 / "Son sözünü söyledi ve ikinci ağır komaya girdi. Bu komadan bir daha çıkamayacaktı"
Atatürk'ün "Müsahade Defteri"nden 7 Kasım'ı 8 Kasım'a bağlayan gece:
"Geceyarısı etrafındakileri tanımıyor. Saat 02.10'da uyanıyor. Bay Rıdvan'ı çağırıyor, uyuyamadığından şikâyet ediyor:
"Hayret Monşer" diyor. Bir sigara istiyor, içiyor. Daha bu bitmeden ikinci bir sigara daha istiyor. Onun da yarısını içiyor.
Evvela:
"Beni gezdir" diyor, sonra:
"Beni sağ tarafıma yatır" diyor.
"Ört... ört..." diye emrediyor. Rıdvan çıkmak istiyor:
"Nereye gidiyorsun..? Off.. beni kaldır, belki bir şey olur" diyor. Yatırılıyor, uykuya dalıyor. 06.00'da uyanıyor. Süt veriliyor.
"Denizde bir motor sesi var. Bu nedir?" diye soruyor ve tekrar uyuyor.
07.40'ta:
"Rıdvan!" diye çağırıyor. Bir şey ister gibi bir jest yapıyor. Lakin istediğini ifade edemiyor. Nihayet çay istiyor.
Ördek getiriliyor. O esnada:
"Beni kaldır" diye ısrar ediyor.
"Ördek var" deniyor.
"Off... off..." diyor, bir şey söylemek istiyor. Lakin kelimeleri bulamıyor.
Gözleri açık. Ama dalgın. Derece almıyor: 36,5 deniyor. Bir şey söylemiyor. 08.20'de Bay Rıdvan giriyor. Sütlü çay getiriyor, istemediğini anlatmak istiyor. Sözleri bulamıyor. Başka bir şey istiyor, adını bulamıyor. Birçok maddelerin ismi söyleniyor. Nihayet poriçte duruyor. Saat 10.00'da verileceği söyleniyor."
Hasan Rıza Soyak (genel sekreteri):
"O gün gıda olarak saat 06.00'da altı kaşık sütlü kahve, 08.30'da beş kaşık sütlü çay, 11.00'de bir miktar yulaf unundan poriç, 13.00'te altı kaşık süt, 15.10'da biraz çorba ve 17.15'te dört kaşık elma suyu almıştı. Saat 18.35'te telefonla fenalaştığını bildirdiler. Telasla hususî daireye koştum. Yatak odasının iç içe olan iki kapısı arasındaki boşlukta Kılıç Ali duruyordu. Odaya girdiğim zaman Atatürk yatağın ortasında oturmuş, iki elini yanlarına dayamış mütemadiyen öğürüyor ve:
'Allah kahretsin' diye söyleniyordu. Ara sıra da hizmetçilerin tuttukları tasa koyu kahverengi pıhtılaşmış kan çıkarıyordu.
"Nöbetçi doktor Abravaya ile o sırada yetişen Prof. Neşet Ömer irdelp kendisine yine bir taraftan bazı ilaçlar enjekte etmeye, bir taraftan da buz parçaları yutturmaya başladılar. Bir aralık sağında bulunan tuvalet masası üzerindeki saate baktı; herhalde iyi göremiyordu ki bana sordu:
'Saat kaç?'
'07.00 efendim.'
Aynı suali bir iki defa daha tekrar etti, aynı cevabı verdim. Biraz sükûnet bulunca yatağa yatırdık. Başucuna sokuldum:
'Biraz rahat ettiniz, değil mi efendim' diye sordum.
'Evet...' dedi. Arkamdan Neşet Ömer irdelp yanaşıp rica etti:
'Dilinizi çıkarır mısınız efendim?'
Dilini ancak yarısına kadar çıkardı. Dr. irdelp tekrar seslendi:
'Lütfen biraz daha uzatınız.'
Nafile. Artık söyleneni anlamıyordu. Dilini uzatacağı yerde tekrar tamamen çekti. Başını biraz sağa çevirerek Dr. irdelp'e dikkatle baktı ve:
'Aleykümselam' dedi.
Son sözü bu oldu."
8 Kasım Salı aksamı saat 19.00'da, yani dördüncü ponksiyondan tam 30 saat sonra Atatürk son sözünü söyledi ve ikinci ağır komaya girdi.
▪︎ 9 KASıM 1938 - Atatürk'te, ağır koma halinin devam etmesi.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin, Atatürk'ün sağlığıyla ilgili olarak saat 10.00, saat 20.00 ve saat 24.00'te olmak üzere üç bildiri yayımlaması (saat 24.00'teki bildiride "Umumî durumun tehlikeli bir hal aldığı" bildirilmiştir).
9 Kasım 1938 saat: 24.00
Saat 20.00'den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumi ahval vehamete doğru seyretmektedir. Hararet derecesi 37.6, nabız 132, teneffüs 33'tür.
1938 yılı Kasım ayının 10'uncu günü saat 9.00. Türk Vatanının Kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu, Eşsiz inkılapçı ve beşerin Müstesna Evladı Büyük insanın fena aleminde ancak 5 dakikası kalmıştır; gözleri kapalıdır; göğsü mütemadiyen inip, çıkmaktadır.
Odada ve bütün Sarayda derin ve ruhani bir sükut hüküm sürüyor.
Sağ tarafta başucunda Operatör Mim Kemal duruyor; Dr. Kamil Berk başını onun omuzuna dayamış, hıçkırıyor...
Prof. Dr. Akil Muhtar Özden kendinden geçmiş, odanın içinde telaşlı adımlarla durmadan dolaşıyor; hem ağlıyor, hem de mütemadiyen: "Aman Yarabbi" diye mırıldanıyor.
Ben yatağın sol tarafında ayakta duruyorum; yanımda Muhafız Komutanı ismail Hakkı Tekçe var. Her tarafım uyuşmuş, bütün duygularım donmuş bir halde, o güzel, onurlu çehreye dalmış, bakıyorum. Hazin sessizlik içinde kulağıma yalnız Dr. Mehmet Kamil ve Prof. Akil Muhtar'ın hıçkırıkları çarpıyor.
Saat tam 9'u 5 geçiyor. Birdenbire gözleri açılıyor, dikkat ediyorum: Gök mavisi gözlerinde hala bildiğimiz çelik parıltıları ışıldamaktadır.
Bir an sert bir hareketle başını sağa çeviriyor. Bana öyle geliyor ki, bu hareketiyle etrafındakilerin şahıslarında ilahı bir aşk ile bağlandığı ve inandığı aziz milletini son defa askerce selamlamaktadır.
Birkaç saniye sonra o Azametli Varlık, milletinin kalp ve idrakiyle beşer tarihindeki ölümsüz hayatına göçmüş bulunuyordu.
Ben de artık hıçkırıklarımı zapt edemedim; yatağı dönüp diz çöktüm, sağ elini ellerimin içine aldım, öptüm ve yüzüme gözüme sürdüm.
Bu sırada Operatör Mim Kemal gözlerini kapatıyor, Mehmet Kamil de çenesini bağlıyordu.
Yerimden kalktım, yapılacak vazifelerim vardı; gözyaşlarımı sildim ve odadan çıktım.
O gün öğleye doğru gazetelerin çıkardığı fevkalade nüshalarda müdavi ve müşavir tabiplerin, Büyük Kaybımızı bildiren son raporuyla, hükümetin bu husustaki resmi tebliği neşrediliyordu.
Vefatının üzerinden 82 yıl geçmiş;
Balkan savaşı ve harbi umumi savaşlarına katılmış bir Osmanlı subayı,
Son Osmanlı sultanı 6. Mehmet’in yaveri
Kurtuluş savaşı başkomutanı,
Türkiye cumhuriyetinin kurucu Cumhurbaşkanı,
dünyanın en büyük lideri... ataları türk olan. türk milletinin yolundaki aydınlık. bütün dünyanın saygı duyduğu baş kumandan. yurdumuzu demir ağlarla ören... oğuzların gururu. altın saçlı, deniz gözlü paşam. umarım yattığın yerde rahatça uyuyorsundur. umuyorum ki gerçek mekanın olan uçmağta mutlusundur. ant içerim ki senin yolun, benim yolumdur. türk milleti ve türk cumhuriyeti yaşadıkça sen de yaşayacaksın. kıyamete kadar adın anılacak ve sana sevgi gösterilerinde bulunacağız. keşke ne kadar sevildiğini bir de bizden görebilseydin. senin adını unutturmaya çalışan mankurtlara, türk düşmanlarına rahat vermeyeceğiz. sana düşmanlık yapan türk'e düşmanlık yapmış demektir. şu günlerde olsaydın acaba neler yapardın diye düşünmeden edemiyorum. sanırım bu sefer kimseye acımazdın. türk'ün kanına susayanların kanını nasıl döktüysen biz de dökeceğiz. güzel ruhun şad olsun büyük türk mareşali. seni çok seviyoruz paşam.
Turkiye cumhuriyeti’nin ilk ve son lideri... yuce turk...
Senden sonra kimler geldi kimler gecti, hicbirisi bizlere biraktigin mirasa sahip cikmadi. Kendi cikarlari dogrultusunda caldi ve menfaatine kullandi. Sen, bu ulke icin cok cok fazlaydin. Baska bir ulkenin kurucusu ve hayatini milletin icin adamis olsaydin, senin yolundan gidilmesi gerektigini sevgiyle ogretirlerdi ve mirasina sahip cikarlardi ama sana dusman bir nesil yetistiriyorlar. Iste bu cok aci.
Öncelikle türk kadınına hak ettiği medeni değeri verdiğin için sana minnettarım atam. Huzur içinde uyu, senin fikirlerini gelecek nesillere taşımak ve yaşatmak her türk gencinin olduğu gibi benim de görevim. Azîz ruhun şad olsun.