mizojini diğer adıyla kadın düşmanlığı kadınları aşağılayan ve kontrol etmeye çalışan erkeklik değil bir erkek egemenlik refleksinin adıdır.
mizojini oldukça köklü ve sinsi bir ideolojidir.
yetersiz erkeklere oğlum sen kız gibisin ya da dedikodu yapan erkeğe karı gibi dedikodu yapma diyerek bir eksiklik kodu gibi işlenir toplumda ki bu çok basit bir örnek. kadının değerini bekareti var ya da yok üzerinden ölçen ama erkeğin deneyimli olmasını öven herkes mizojinisttir.
bir kadın kendini savunduğunda hemen ona deli ya da feminazi demek mizojinik olduğunuzu gösterir.
en bilineni malum film sektöründe kadınlara kurban ya da ödül gibi her şeyin ileri derecede yaptırılmasıdır.
mizojini bir sorundur. insanların empati yeteneğini yok eder, insanlık potansiyelinin yarısını yani kadınları sistemin dışına iter.
bir erkek olarak söylüyorum: kadın düşmanlığının erkeklikle değil, acizlikle ilgisi var.
neden böyle bir illet olmuş mizojini? şartlar mı onu bu hâle getirmiş, yoksa oldum olası böyle çekilmez bir musibet miydi? bilmiyorum. fakat şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki benim de mizojini hakkında söyleyeceğim birkaç şey var.
her şey bundan birkaç ay önce başlamıştı. soğuk bir mart gecesinde, kahvemi içip pencereden karanlığa bakarken bir entry gördüm. “kadınlar şöyle bok, böyle bok” diye başlayan klasik mizojini marşlarından biriydi. entry’yi okuduktan sonra zihnimde değerlendirmeye aldım; elimden geldiğince çözümlemeye çalıştım.
büyük üstatlar bile bu konuda sayfalar döşemişti. schopenhauer’ın kadınlar hakkında yazdıkları ve komşusu caroline marquet’ye karşı giriştiği o rezil hadise, insanın zehir gibi bir zekâya sahip olup yine de bazı konularda düpedüz götelek olabileceğini az çok gösteriyordu.
bakın, ben o entry’yi okuyana kadar mizojinin feodal ve baskıcı dönemlerden kalma bir tortu olduğunu sanıyordum. hayatta istediği hiçbir şey olmamış, sürekli ezilmiş ve bunun öfkesini kadınlara yöneltmiş erkeklerin isyanıydı benim gözümde. nereden bilebilirdim ki mizojini aynı zamanda yalancı bir düzenbaz, kendi başarısızlığını kadınlara fatura eden patates kafalıların da sığınağıymış? bu illet yalnızca sefaletin içinden çıkmamıştı. şaşanın ve ihtişamın göbeğine doğmuş, bir dediği iki edilmemiş, el bebek gül bebek büyütülmüş yavşakların elinde de gayet güzel şekillenmişti. eserlerindeki ve sözlerindeki o büyük nefretin altında da çoğu zaman entelektüel bir derinlik değil, dümdüz bir “götünü yiyeyim” hesabı yatıyordu.
bilmiyordum.
bir de yetmezmiş gibi x’te, reddit’te, sözlük’te dolaşıp “kırmızı hapı” yutmuş; “bütün kadınlar böyledir” diye klavyenin arkasından kahraman kesiliyorsun. hayırdır birader? kadınlar sana topluca ne yaptı? doğum gününe gelmeyip pastanı mı yediler? yoksa ilk sevgilin seni terk edip “seni anlamıyorum” mu dedi de o günden beri bütün kızları aynı kefeye mi koyuyorsun? lan dur bir, önce kendie aynada bak. o aynada gördüğün yavşak suratın sebebi kadınlar değil, senin o minik egon, o ezik özgüvenin, o “ben haklıyım” takıntın.
çüknot: bunu okuyan kadınlar hemen “helal olsun” demesin. belki de bütün bunları sırf yavşamak için yazmışımdır. mizojinist olmayabilirim ama pek matah bir herif olmadığım ihtimalini de yabana atmayın. *
sosyal mecralar üzerinden anlatacak olursak; kendi ayakları üzerinde duran, üreten, konuşan veya sadece internette aktif olarak var olan kadınlara karşı duyulan önlenemez kuyruk acısıdır.
karşılarında kendilerinden bağımsız bir kadın figürü gördüklerinde, içlerindeki o narsisistik yaralanma ateşlenir. kadını kendi seviyelerine çekemedikleri veya onunla eşit şartlarda rekabet etmeyi beceremedikleri için başvurdukları tek bir ilkel yol kalır: o da kadını cinsel bir nesneye indirgeyerek, aklınca itibarsızlaştırmaya çalışmaktır.
bu durum derinlerde bastırılmış bir cinsel açlığın, inanılmaz ağır bir aşağılık kompleksinin ve kadının geniş alandaki varlığına tahammül edemeyen ilkel bir nefretin dışa vurumudur diyebiliriz. ewed.
insan, şu kadın kollektiflerindeki sünger beyinli feminazileri görünce ister istemez buraya doğru meyil ediyor ama bu da doğru değildir. lütfen. kadın erkek bir olalım, diri olalım, güçlü olalım.
Kadınları bir yaratıkmış gibi görürler, genellikle tramvatik olaylar sonucunda oluşur. Kadınlardan nefret etmenin sonucunda artık iğrenme, tiksinme gibi durumlar bile vardır.
Y kromozomunun X kromozomundan nefret etmesi olayıdır. Ancak şu maço dominant olmaya çalışan Y kromozomu her zaman X kromozumuna muhtaç sefil bir durumdadır. Yani erkek memeli neslinin devamını sağlamak için o nefret ettiği dişi memelinin varlığına ihtiyaç duyar ki neticede misojini filan hikaye gazel kalır. Ha varsa ben üremeyeceğim , üremeyi engelleyeceğim diyenler o zaman düz duvara tırmanarak gerekli muhtevayı boşaltabilir ve rahatlayabilir. Zira gen geleceği düşünüp plan yapmaz ve insan bilincinin kontrolüyle hareket etmez. Durum kısaca erkek ve dişi arasında değil, farklı eşey hücreleri arasındaki genetik çatışmadan kaynaklanır. Ancak mikro-biyolojik platformda bu evrimsel çatışmanın sosyo-kültürel insan memelisinin ilişkilerini etkileyecek şekilde kodlanması insan zekasının acizliğinden öte bir anlam ifade etmemektedir.
*grekçe, misos (nefret) ve gyny-aiko (kadın) kelimelerinden türemiş, ingilizce, "kadın düşmanlığı" anlamına gelen terim. kadından nefretle ilgili en eski edebiyat belgesi m.ö. 7 yy. dan kalmadır. yunan yazarı amargoslu simonides, "kadınlara değin şiir"de kadınların erkekler gibi tanrıların soyundan gelmediklerinden bir işe yaramadıklarını ileri sürer.*****