milliyetçilik

entry1063 galeri63
    985.
  1. kültüre dayalı olanı iyidir. kana dayalı olanı dangalaklıktır. gerçi kültüre dayalı olanı da pek iyi değildir.
    5 ...
  2. 984.
  3. Neyin milliyetcisi oldugunuza gore degisen degisik yan etkileri vardir bunyede. Herseyin fazlasinin zarar oldugu gibi milliyetciliginde fazlasinin zarar oldugunu hatirlatmak isterim.
    0 ...
  4. 983.
  5. Biz yalnız kendimize hak veren, başımıza gelenlerden bizden olmayanları sorumlu tutan pek tuhaf bir milliyetçilik "peyda ettik." Bu milliyetçiliğin mayası "gâvur düşmanlığı"dır.

    - Falih Rıfkı Atay
    0 ...
  6. 982.
  7. 981.
  8. klasik:"ırkçılık değildir; özünü, yaşadığı yeri ve kültürünü sevmektir." şeklindeki laflarla savunulmaya çalışılan düşünce sistemidir. detaylı ve başlıklar hâlinde inceleyelim.

    beni bulunduğum kültüre ve milliyete bağlayan şey nedir? eğer ki tamamı karakterli, akıllı ve düzgün insanlardan oluşan bir milletim olsaydı bu millete feci şekilde bağlılık hissederdim. ne var ki günümüzdeki hiçbir millet saf olarak bu özelliğe sahip değildir. yani milliyete aitlik hissetmek saçmadır. benim kendimi ait hissettiğim milyonlarca kişilik bu toplulukta nefret edeceğim tıynetteki milyonlarca insanlar bulmak işten bile değildir. nefret ettiğim ve edebileceğim milyonlarca insanı barındıran bir topluluğa kendimi ait hissetmeyi mantıklı bulan arkadaşlar varsa gerekçelerini merak ediyorum.

    tamam, tamam. milletten öte kültür daha bağlayıcı bir faktör olabilir. sahip olduğum kültürü sevme sebebim elbette ki onun içerisinde büyümüş olmamdır. aynı ırktan olup farklı bir kültürde büyüseydim çok ama çok büyük ihtimalle de onu severdim (istisnası ancak yetiştiğim kültürün insanlarından çok farklı fiziksel niteliklere sahip olup ayrımcılığa uğramam olabilir.). ırktan bağımsız bir şey yani. fakat dünyada sayısız kültür mevcut. hipotetik olarak ben, belirli bir yaştan sonra bile farklı bir ülkeye yerleşip o ülkenin kültürünü benimseyebilirim. benimserim ve yaşadığım ülkenin hayat şartları iyiyse de gayet mutlu olabilirim. evet, belki eski kültürümü özlerim fakat bu benim özelimde bir şey olur. benim çocuklarıma kendi kültürüme ait olan bir şey aşılamazsam onlar da benim kültürüme özlem duymayacaklardır. bu da gösteriyor ki "kültürüm, kültürüm, canım kültürüm!" dediğiniz kültürünüz sadece bir nesille birlikte sonlanacak olan bir şey. ve dünyadaki savaşların temel sebebinin çıkardır. (farklı kültürlere ait olan insanların çıkarları olması çokomelli, yani savaşın sebebi kültürel farklılıklara dayalı çoğunlukla da kısır döngülerdir.) kısacası kültürel ayrılıkların son bulması savaşları çok büyük oranda bitirerek dünyayı daha huzurlu bir yer hâline getirecektir. aksini iddia etmek için gözü kör ve boş bir milliyetçi olmak yeterlidir.

    tabii karşıt argümanları bir çırpıda kesip atmak olmaz, biraz değinelim.

    --------------------------------------------------------------------------------

    1-) milletçiliğin doğallığı

    evet, milliyetçiliğin varlığı son derece doğaldır. ilkel kabileler düşünün. birbirinden farklı niteliklere ve kültürel özelliklere sahipler. bu durum da birbirlerini sevmemelerine sebep olabilir. sevebilirler de, o iş allah'ın takdiri. sonra bu ilkel kabileler zaman içerisinde gelişip modern toplumu oluştursunlar. e tabii, sayıları bir hayli arttı. ayrıca dünyanın farklı yerlerine yerleştikleri için o bölgenin iklimi ve yaşam koşulları temel faktörler olmak üzere kültürler de değişime uğradılar. artık birbirlerini eskiye kıyasla çok daha yabancı görüyorlar. kimi zaman da birbirlerinin topraklarına göz dikiyorlar. sonra da savaşıyorlar.

    küresel kültür üstüne düşünürken hesaba katılması gereken en önemli konulardan biri de insanların yaşadığı bölgelerin coğrafi özellikleridir. kabaca, ekvatordan uzaklaştıkça insanların ten renginin açılması tesadüf değildir. varsayalım ki insanların ortak kültürünü onlara öğrettik ve tekrardan dünyaya saldık. hatta tüm dünyanın fiziksel özellikleri de benzer hâle geldi. hepsi esmer ve siyah saçlı. buna rağmen gün geçtikçe insanlar, yaşadıkları bölgenin özelliklerinden ötürü fiziksel değişimlere uğrayacaklar. ve fiziksel farklar da ırkçı düşüncelerin temel sebeplerindendir. ayrıca bu coğrafi farklılıklar ister istemez kültürün tekrardan değişmesine sebep olacak. yani başa dönüyoruz.

    bu yüzden de insanları ortak kültürü benimseyecek duruma getirmek istiyorsak bunun yolu ya herkesin aynı coğrafik özelliklere sahip bir yerde yaşamasını sağlamak ya da insanları sürekli göç ettirerek her coğrafyayı deneyimlemelerini ve o hiçbir coğrafyaya aitlik hissetmeyip farklı kültürleri oluşturmalarını önlemektir.

    --------------------------------------------------------------------------------

    2-) kültürlerin üstünlük düzeyleri problemi

    eğer ki kültürleri bilimsel olarak inceleyecek olsaydık, bazı kültürlerin diğerlerine karşı gerek zenginlik, gerekse diğer nitelikler bakımından üstün olduğunu bulabilirdik. böyle bir durumda da zengin kültüre sahip olan kişiler "Ama bizim zengin kültürümüzü fakir kültürlerle karıştırıp yok edeceksiniz!" diyebilirdi. yapılan bu eleştirinin haklı olduğu noktalar vardır fakat dünyadaki küresel huzuru garanti edecek tek yol, tek kültür anlayışıdır. birbirinden farklı kültürlere, doğal olarak da farklı gelenek ve düşünce yapılarına, sahip olan insanların, sonsuza kadar barış içinde yaşamasını beklemek saflıktır. yani, kültürel birleşim zengin kültürleri yok edecek olsa da bu toplamda, tüm dünyanın çıkarına olacaktır.

    buna ek olarak dünyada az sayıda insan tarafından benimsenmiş, düşün nüfuslu ülkelerin kültürleri; çok sayıda insan tarafından benimsenmiş kültürler tarafından domine edilecektir. bu olumludur demek zor. yine de ortak kültürün dünya genelindeki barışı sağlama konusundaki en önemli adım olduğunu düşünürsek ne kadar kötü olduğu tartışılır.

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    3-) ortak kültürün gelişim süreci

    ortak kültürün iyi olduğunu kabul ettiğimize göre bunun nasıl dünyaya yayılacağını incelemek gerekiyor. sorun şu ki, bu kültürün özellikleri bir kişi tarafından belirlenip, tanrının kutsal kitap göndermesi gibi dünyaya indirilmeyecektir. bu ortak kültür, uluslarasıcı kaynaştırma politikaları veya internet gibi etkenlerin neticesinde doğal olarak var olacaktır. işte bu var olup gelişme sürecinin biraz kanırtıcı olacağını inkâr edemeyiz. dünyamızı nasıl huzurlu bir yere çevireceğimizi düşünüyorsak bu sorun, en çok kafa yormamız gereken konudur.

    her şeye rağmen bu ortak kültür illa ki geleneksel kültür anlayışlarına (yani gidip de sıfırdan bir ülke kültürü yaratmaktan bahsetmediğimi açıklamak istiyorum.) benzer olmak zorunda değildir. günümüzde internetle birlikte internete ait olan kültürler oluşmaktadır ve bunlar gidip de uzak doğu kültürü ile yan yana koyup kıyaslayabileceğiniz şeyler değildir.

    kısacası, kültürün gelişimi çok çetrefilli bir süreç olsa da yaşamadan tam olarak nasıl gelişeceğini kestirmek zor. fakat sürekli söylediğim gibi, dünyadaki kültürel ayrılıklar bir döngü şeklinde sonsuza uzanmaktadır. döngüyü bir noktadan kırmadığınız sürece de mutlak huzura ulaşmak olanaksızdır.

    -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    4-) özet

    yukarıdaki maddeler daha uzatılabilir. fakat her halükârdâ ortak bir kültür oluşturmadığınız ve insanları birbirinden ayrıştırmak yerine birleştirmediğiniz sürece sonsuz barışı sağlayamıyor, ayrılıkları önleyemiyorsunuz. ortak kültür deneysel ve sonuçları öngörülemeyecek olan bir şeydir. yine de önümüzdeki tek olası ve kalıcı çözüm yoludur. denenebilecek alternatifi olmadığı için de bunu denemek, yapılabilecek en mantıklı şeylerden birisidir.
    1 ...
  9. 980.
  10. 979.
  11. T.C. anayasında türk milliyetçiliği yerine Atatürk milliyetçiliği tanımlanmıştır.
    Dil, kültür ve ülkü birliği esasında bütün T.C. vatandaşları türktür. Irkçılığı reddeder.
    0 ...
  12. 978.
  13. Birilerinin sandığı gibi ırkçılık değildir.
    Vatanını, bayrağını, özünü ve kültürünü sevmek, ona göre yaşamaktır.
    5 ...
  14. 977.
  15. büyük önder atatürkün birbirini tamamlayan 6 ilkesinden bir tanesidir, ırkçılık demek değildir.
    pkk ve diğer suç örgütleri ve siyasi ayağı hdpye düşmansan, askerine polisine kurşun sıkılmasından rahatsızsan, ermeni sözde soykırımı gibi propagandalara karşı tavrın belliyse milliyetçisindir. belki siz de milliyetçisinizdir de farkında değilsinizdir.
    1 ...
  16. 976.
  17. Mr Ryan raporu'nda görüleceği üzere Batı'nın doğu hakimiyeti yolundaki iki tehditten biridir. Bir diğeri için; sosyalizm.

    Tabiki o dönemki milliyetçilik Mustafa Kemal'in milliyetçiliği.
    Seküler, halkçı çizgide bir milliyetçilik.

    (bkz: Atatürkçülük)
    (bkz: Milliyetçilik)
    (bkz: Halkçılık)
    (bkz: Laiklik)
    (bkz: Türkçülük)
    2 ...
  18. 975.
  19. bunu kafatası ırkçılığı olarak gören hangi ırk varsa orospu çocuğudur. vatansever olunur milliyetçi bir ırkçı göt olunmaz.
    1 ...
  20. 974.
  21. Fransız ihtilali ile dünyaya yayılmış akımdır. Resmi tarihe göre 200 yıllık bir geçmişi vardır. Türklerin milliyetçiliği ta mete han'a kadar dayanır. Türk milliyetçiliğinin ve türk ihtilalinin nirvana yaptığı eser, göktürk abideleridir. O kitabeler her türk'ün okuması gereken şahane eserlerdir.

    Milliyetçilik, milletinin ilerlemesini, gelişmesini, bağımsızlığını ve egemenliğini savunmaktır. Yani milliyetçi olmak sanıldığı gibi kolay bir olay değildir. Milliyetçilik, söylenildiği gibi bir hastalık da değildir. Milliyetçilik dediğimiz akım, her milletin içinde bir içgüdü olarak vardır.. Bu akım boş boş ırk mastürbasyonu yapmak değildir.. Milliyetçilik böyle saçmalıklarla sınırlanamaz.

    Milliyetçi denilen kişi,
    -vatandaşlarının eşit haklara sahip olmasını savunur.
    -vatandaşlarının sırtına yük bindirmez.
    -ulusal değerleri korur.
    -milli bilincin ve ulusal dayanışmanın önemli olduğunu düşünür.
    -bağımsızlığından taviz vermez.
    -tarihe ve doğaya zarar vermez.
    -hemşoculuk yapmaz.
    -mikro milliyetçiliklerden hoşlanmaz.
    -terörizmi savunmaz.
    -kabilecilik kültüründen uzak durur.
    -vatandaşlarının paraları har vurup harman savurmaz.
    -biatçı olmaz.
    -milletine her daim bağlıdır.
    -sloganla çalışmaz.
    -realisttir.
    -milletime nasıl katkı sağlayabilirim diye düşünür.

    Bunları yapmıyorsa, milliyetçi değildir. Ayrıca, Milliyetçilik kemalizmin ilkelerinden biridir.. Bazı insanlar bunu saptırmaya çalışıyorlar.. Faşizm, nasyonal sosyalizm, ırkçılık milliyetçiliğin çok ama çok üst versiyonlarıdır.

    takva, ümmet, politik doğruculuk, sjw falan milliyetçiliği yok edemez. Daha doğrusu hiçbir ideoloji milliyetçiliği yok edemez. Komünizm, sosyalizm de dahil. Milliyetçiliğin özü "millettir" doğal olarak, her millet kendi milletini savunur. Hayalperest insanlara göre değildir milliyetçilik.. Küreselcilik, dünya barışı gibi zırvalıkları savunmak, dünyanın şu anki durumundan hiç haberdar olmamayı gerektirir.

    En büyük türk milliyetçisi için,
    (bkz: mustafa kemal atatürk)
    1 ...
  22. 973.
  23. Hahahah "ara bozucular" demiş hahahahaa. Tarihten haberi yok zavallının. Herkes keyfinden kendi milletini savunuyor zaten. Manyağız çünkü, aksiyon arıyoruz.

    20. yüzyılın başlarında Ruslar tarafından Azerbaycan'ın Revan şehri ve çevresine ermeniler yerleştirildi. O tarihe kadar Türk nüfusunun çoğunluğu oluşturduğu Revan, 1988 yılında "Ermenistan" adlı devletin başkenti oldu. unesco tarafından korunan gök mescit dışındaki tüm Türk eserleri yakılıp yıkıldı.

    Yani sikerler o "sınırlar ayırdı ühühühü" edebiyatını. Üstünlük takvada ise madem, hiçbir millet takvada elimize su dökemez. Her türlü üstün bir milletiz.
    1 ...
  24. 972.
  25. "Milliyetçilik, milleti olmayanlar için faşizmdir." (Hüseyin Nihal Atsız)

    Seni Türk olduğun için imha etmek isteyen Rus, Yunan, ingiliz, ermeni, Arap, Fars gibi milletlere karşı pembe götlülük yaparsan, Anadolu gibi binbir emekle yurt edindiğimiz bu topraklarda barındırmazlar. Mülteci olarak onun bunun kapısında yurt dilenecek hale gelirsin.

    Bu dünya öyle "dünya vatandaşı", "takva" falan romantizmini kaldırmaz. 1992 yılının 26 Şubat günü ermeniler tarafından derisi yüzülen Türk bebekler sadece Türk oldukları için katledildiler.

    Kombi yanan sıcak evinizde battaniye altından hümanizm kasmak çok kolay. Bunu da milliyetçilik ilkesiyle devlet kuran Atatürk'e borçlusunuz.
    1 ...
  26. 971.
  27. Bizi (tüm dünya insanlarını) ayıran şey nedir? Sınırlar mı? Yıllardır birbirimizle savaşmamız gerektiğini söyleyen ara bozucular mı?

    Türk doğmak, alman doğmaktan veya rus doğmak, Türk doğmaktan neden üstün olsun?

    insan ailesi de dahil milliyetini seçemez. Üstünlük milliyet de olamaz.
    Peygamberimiz Hz. Muhammed Veda Haccında “ Üstünlük dil-renk-soy-makam ve servetle olmaz. Üstünlük, takva sahibi olmakla mümkündür” buyurmuş
    3 ...
  28. 970.
  29. aşiretçiliğin gelişmiş versiyonu. insanları kendi ailenden olduğu için değil kendi milletinden oldukları için desteklersin. ırlçılıkla karıştırmamak lazım.
    0 ...
  30. 969.
  31. günümüzde ırklar, milletler üzerinden değil de kapitalizm üzerinden yürütülmesi gereken akım. zira kendine "milliyetçi" diyen kesim özellikle ticarette bir hayli sahtekar oluyor. oldukça fazla sayıda milliyetçi, namazında niyazında, cumasını aksatmayan, hayır yemekleri düzenleyen ama gel gelelim işçisinin hakkını vermeyen, mesai kavramı nedir bilmeyen, çalışanına "ekmek veriyorum ben ona" diye aşağılama cüretini gösteren kişiyle karşılaştım.

    geçenlerde de bir iş aldım. sohbet filan ederken memleketlerden açıldı konu. "aa ben orayı severim. milliyetçi yönünü özellikle. çünkü ben de milliyetçiyim." dedi. aha dedim sıçtık. bu ayın sonunda iş bitiyor, ödeme alacağım. tabii alabilecek miyim emin değilim. "ben milliyetçiyim" demeseydi böyle bir önyargı oluşmayacaktı.

    niye öyle dedin ki be güzel abim?
    0 ...
  32. 968.
  33. Türkiye'de ırkçılık yerine kullanılan kavram.
    0 ...
  34. 967.
  35. Milliyetine sahip çıkan kişilerin ideolojik akımı.

    Aslında herkeste bir nebze olması gerekmektedir.
    0 ...
  36. 966.
  37. milliyetçilik tarihle övünmek değildir. öğrenmektir. milliyetçilik tarihi öğrenmektir. neden yıkıldık? neden milletim bugün bu halde sorusudur.
    1 ...
  38. 965.
  39. Nedense bizim ülkemizdeki neredeyse her 10 kişiden 9'unun anladığı; milliyetçi şarkı dinlemek, milliyetçi sözler yazmak, milliyetçi olmayan sıradan vatandaşa zıt gitmek, bilgisayar başından ülkeler fethetmek olandır.

    Oysa milliyetçilik ülkene katkı Sağlamandır.
    Ülkene eğitim, sağlık, teknik, ticari, kültür sanat vb anlamda kazanç sağlamaktır.

    Geçmiş başarılara tapmak değil, bugün karınca kararınca dahi olsa ne yapmak gerek diye sormak ve bazen bu soruların çözümü imkansız olduğu vakit geçmişten güç almaktır milliyetçilik.

    Ben bir yerlere geleyim, ben para kazanayım demek değil; milliyetçi bir birey olarak ne kadar iyi yerlere gelirsem bu ülkeye o kadar fayda sağlarım diye düşünmektir.

    Şimdi dönüp bakıyorum; elbette bu fikirde insanlar var.
    Ama kaçta kaçtır böyle insanların yüzdesi, bilmiyorum.
    5 ...
  40. 964.
  41. Milliyetçilik, bireylerin ait oldukları milletin varlıgını ve birliğini sürdürmesi ve yüceltmesi için diger bireylerle ortak çalisma bilincine sahip olmasıdır.

    Millet, aynı dili konusan, ortak bir geçmişi olan ve gelecekte birlikte yasama duygusuna sahip olan insan topluluklarına denir.

    Milliyetçilik, kendi milletini ve kültürünü yaşatmak ve onu yüceltmek için yapilan çabalar ve benimsenen ilkelerdir.

    Her milletin bağımsız olup kendi devletini kurmasıdır.

    Her milletin kendi kendini yönetmesi ve egemenliğin millete ait olmasıdır.

    Her milletin kendi dilini, yurdunu, tarihini, sanatını ve kültürünü yaşatmasıdır.

    "NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE" Atatürk, Milliyetçiliği en güzel sekilde açıklar...

    Atatürk'ün Milliyetçilik Anlayışı
    Atatürk ilkeleri, genel anlamda bir milletin uygarlık alanında varlığını kanıtlamasını ve içinde bulunduğu uygarlık çağına katkıda bulunmasını sağlayacak bir yönetim sisteminin dayanaklarıdır. Bu ilkelere kısaca, uygar bir yönetim sisteminin temel taşlarıdır, diyebiliriz. Atatürk ilkelerinin amacı ise “Yurtta barış, dünyada barış”ı gerçekleştirmektir. Bu ilkelerin, çağımızın içinde bulunduğu sorunların tümüne çözüm getirmesi, bu tanımlamamızın zorunlu sonucu olarak karşımıza çıkar.

    Önce Atatürk ilkelerinin diziliş sırasına bakarak düşüncemizi açıklamaya çalışalım:
    1 - Milliyetçilik, 2 - Halkçılık, 3 - Cumhuriyetçilik, 4 -Lâiklik, 5 - Devletçilik, 6 - inkılâpçılık.

    Bu sıralama, bir milletin varlığından başlayarak diğer ilkelerin getireceği düşüncelerin tümünün nedenlerinin açıklanmasındaki bilimsel bağlantıyı göstermektedir, ilkeler arasındaki bağlantı, bireyden başlayarak bir milleti oluşturan insanların bir arada yaşarken uygar bir biçimde, yani insanca yönetilmelerinde göz önünde bulundurulması gereken olgulara dayanmaktadır. O halde Atatürk ilkelerinin kaynağı insandır. insanın olmadığı yerde ne yönetim sorunu, ne uygarlık, ne ekonomi ve ne de bilim vardır.

    Atatürk, milliyetçilik ilkesiyle, Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatacak olan Türk Milletinde bir millî benlik duygusu yaratarak bu duyguyu bilinçlendirmek istemiştir.

    Böylece millete ortak bir davranış birlik ve beraberliğini sağlamayı amaçlamıştır. Osmanlı imparatorluğu toplumu içersinden çıkarttığı Türk milletinin “Ben kimim?” sorusunu yanıtlamıştır. Millete önce bir kimlik vermiştir. Hemen bunun ardından milletin niteliğini açıklamıştır. Burada, Yeni Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı boyunca ve tarihte Türklerin gösterdiği kahramanlıkları kanıt olarak kullanmıştır.

    “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” “Dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski bir yurt, ondan daha temiz bir millet yoktur. Ve bütün insanlar tarihinde görülmemiştir.” diyerek milletine tarih kökeninden gelen bir isim takmıştır. Bu ismi milletine benimsetmeye çalışmış, tarihte Türklerin yeteneklerini, özelliklerini ve kurdukları uygarlıkları anlatmıştır.

    Yaptığı ve yapacağı inkılâbın tümünü Türk Milletine mal etmiş, “Türk Milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasal ve sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir. Sizsiniz. Milletimizde bu yetenek ve gelişme gücü mevcut olmasaydı onu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı.” demiştir.

    Yeni Türkiye’nin kuruluşunu izleyen yıllarda ise Atatürk, Türk Milletinin kendi kendisini tanıması konusunu, eğitim yoluyla bilinçlendirmeye başlamıştır. Türk Milletinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları olarak kim olduğu, ne olduğu, nereden geldiği, gelecekte ne olacağı; vatandaşların hakları, özgürlükleri, devlet ile karşılıklı görev ve yetkilerinin neler olduğunu öğreten bir kitabın müsveddelerini kendisi yazmıştır. “Yurttaş îçin Medenî Bilgiler” adıyla yayınlanan bu kitapta, Türk Milletinin düşünce yapısı içinde güçlendirmeyi istediği konulara yer vermiştir. Bunların tümünü gözden geçirdikten sonra, millî eğitim programlarına koydurarak Türk gençliğinin inkılâplar doğrultusunda eğitilmesini başlatmıştır.

    Medenî Bilgiler kitabında Türk Milleti konusunda özetle şu bilgiler yer almaktadır:
    1).Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir.
    2) Türk devleti lâiktir. Her reşit olan, dinini seçmekte serbesttir.

    Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay dildir.”... “Türk dili, Türk Milletinin kalbidir, beynidir.”

    “Türk Yurdu” konusunda ise, kitapta ‘Misak-ı Millî’ ile çizilmiş olan sınırlar içindeki Yeni Türkiye toprakları tanımlanmaktadır. “Yurdumuz, Türk Milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde mevcudiyetlerini muhafaza eden eserleriyle yaşadığı bugünkü siyasal sınırlarımız içindeki yurttur. Vatan, hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kütledir.” denilmektedir.

    Atatürk’ün ‘Millet’ başlığı altında yapmış olduğu tanımlamaların açıklamalarında Atatürk ilkelerinin tümünün yer aldığı görülür. Millî duygu, egemenlik, cumhuriyet, lâiklik, özgürlük ve insanlık sevgisi bu tanımlamalarda açık şekilde yer almaktadır.

    Atatürk, Türk yurdunda yaşayan kişilerin tümünün, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları olduğunu şöyle açıklamaktadır:
    a) Siyasî varlığımızın haricinde, başka ellerde, başka siyasî zümrelerle isteyerek veya istemeyerek kader birliği etmiş, bizimle dil, ırk, köken birliğine sahip ve hatta yakın uzak tarih ve ahlâk yakınlığı görülen Türk cemaatleri vardır. Bu durum, bugünkü Türk Milletinin birlik ve beraberliğini asla bozamaz.

    b) Bugünkü Türk Milletinin siyasal ve sosyal topluluğu içinde kendilerine kürdük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat geçmişin baskı dönemleri ürünü olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olan birkaç mürteci beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederden başka bir etki yapamamıştır. Çünkü, bu millet fertleri de bütün Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar.

    c) Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi vatandaşlar geleceklerini ve talihlerini Türk milletine içten gelen bir istekle bağladıktan sonra kendilerine, yan gözle bir yabancıya bakıyormuşcasına bakmak uygar Türk Milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?” Atatürk bu düşüncenin de Türk Milletinin bilincine yerleştirilmesine özellikle önem vermiş ve milletin genel tanımını yaparak:

    1) Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan,
    2) Beraber yaşama konusuna istek gösteren ve bu müşterek arzuda samimi olan,
    3) Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa millet adı verilir.” demiştir.

    Bu tanım incelenecek olursa, bir milleti teşkil eden insanların ilişkilerindeki kıymet, kuvvet ve vicdan özgürlüğüyle insanî duyguya gösterilen riayet kendiliğinden anlaşılır. “Bir millet teşekkül ettikten sonra devlet hayatında, ekonomik ve düşünce hayatında müştereken çalışmak sayesinde vücuda gelen millî harsta (kültür) şüphesiz milletin her ferdinin çalışma hissesi, iştiraki, hakkı vardır. Buna göre, bir harstan olan insanlardan mürekkep cemiyete millet denir, dersek milletin en kısa tarifini yapmış oluyoruz.” demiştir.

    Kitapta milliyet tanımının açıklamasını da yapıyordu. Bu açıklamaya göre: Milleti millet yapan düşünce gücünün temelini milliyetçilik teşkil etmektedir. Milliyetçilik, millî benlik, millî birlik, millî ahlâk, millî ekonomi, uygarlık ahlâkı, millî duygu ve insanî duygunun birleşmesinden meydana gelmiştir. Türk Milletinin düşünce yapısı içinde güçlü bir şekilde bilinçlendirilecek olan bu duygulardır. Bu duygulara sahip olan milletler, millî çıkarlar doğrultusunda bir çalışma düzeyi yaratabilirler. Ancak, bu çalışmaların tümünün, devlet eliyle düzenlenecek millî eğitim programlarıyla toplumun beyninde bilinçlendirilmesi gerekir. Aksi halde toplumu meydana getiren insanların Türk inkılâbı doğrultusuna yöneltilebilmelerine imkân yoktur. Milliyet kavramının kendine özgü ilkeleri vardır. “Bir milletin diğer milletlere oranla tabiî veya müktesep özel karakterler sahibi olması, diğer milletlerden farklı bir uzviyet teşkil etmesi, ekseriya onlardan ayrı olarak, onlara paralel inkişafa saî bulunması keyfiyetine milliyet prensibi denir. Bu prensibe göre, her fert ve her millet kendi kişisel ve millî konularında özgür olmak hakkına sahiptir.” ...”Bu prensip, bize hangi milletlerin özgür, hangilerinin özgürlüğünden şu veya bu şekilde mahrum olduklarını, yani millet adını taşımaya lâyık olmadıklarını kolaylıkla gösterir.”

    Milliyet kavramının temelinde milleti oluşturan bireylerin özgürlükleri yer almaktadır. Bu özgürlük, insanların karşılıklı ihtiyaçlarından doğan bağlar ile sınırlandırılmıştır.

    Atatürk düşünüşünde “milliyet meselesi kişisel ve müşterek özgürlük meselesidir.”

    “Söz konusu özgürlük, sosyal ve uygar insan özgürlüğüdür.” Toplum içinde yaşamayan bireylerin özgürlüğü hiçbir anlam taşımaz. Bu nedenle insanlar bir araya gelerek, milletler halinde yaşamak zorundadır. Uluslararası ilişkilerde her millet ve milliyetin kendi toprakları üzerinde ve millî sınırları içinde özgür ve bağımsız olarak yaşaması gereklidir. Değişik milletlerin kurmuş olduğu devletlerin birbirlerine karşılıklı saygı, bağlılık ve dayanışma anlayışı içinde bulunması Atatürk’ün amacıdır. Dünya üzerinde yaşayan bütün ulusların millî özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına saygı, Türk milliyetçiliğinin temel ilkesidir."

    “Bu prensibe göre her fert ve her millet, kendi hakkında hüsnüniyet, topraklarına bizzat kayıtsız şartsız sahip olmayı istemek hakkına ve özgürlüğüne sahiptir.”

    “Millet teşkilinde toprağın önemini büsbütün reddedenler vardır. Bu fikirde bulunanlar, toprak sadece çalışma ve uğraşma alanıdır, diyorlar.”

    Oysa bir milletin millî duygu bilinci içinde kendi topraklarına sahip olması kadar güzel bir duygu yoktur. Kendi toprağına sahip olma duygusu milliyetçilik ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

    “Milletler, işgal ettikleri arazinin gerçek sahibi olmakla beraber, beşeriyetin vekilleri olarak da o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından kendileri istifade ederler ve dolayısıyla bütün beşeriyeti de yararlandırmakla yükümlüdürler. Bu yasaya göre bundan âciz olan milletler bağımsız olarak yaşamak hakkına lâyık değildir.”

    Atatürk’ün Türk Milletinde yaratmak istediği milliyetçilik duygusu hiçbir art düşünceye yer vermeyecek kadar açıktır. Türk milliyetçiliği bir kafatasçılık, bir üstün ırk anlamı taşımaz.

    Atatürk düşünüşünde diğer milletlerin millî duygularına saygı uygarlığın belirtisidir. Türk Milleti, millî duyguyu, insanî duyguyla yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında millî duygunun yanında insanî duygunun şerefli yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder. Çünkü Türk milleti bilir ki uygarlık doğrultusunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel yürüdüğü bütün uygar milletlerle karşılıklı insanî ve uygar ilişkiler içinde bulunmak, elbette gelişmesinin devamı için gereklidir ve yine bilinmektedir ki Türk Milleti, her uygar millet gibi geçmişin bütün dönemlerinde keşifleriyle, icatlarıyla uygarlık dünyasına hizmet etmiş insanların, milletlerin değerini takdir ve hatıralarını saygıyla muhafaza eder. Türk Milleti, insanlık dünyasının samimi bir ailesidir. Bu nedenle Atatürk, Türk gençlerinin “insanlık dünyasındaki toplumları” tanımalarını, onlarla yakın ilişki kurmalarını zorunlu bulmaktadır.

    Atatürk’ün insanların birbirlerine bağlılıkları konusundaki düşüncesinin temeli yine milliyetçilik ilkesi içinde toplanmıştır. Türk toplumuna, kendine güven duygusunu ve yüksek insan toplulukları olmak aşkını genel halk toplantılarında telkin etmeğe çalışmıştır. Böylece Türk Milleti diğer dünya milletlerini tanıyarak kendi benliğini değerlendirme imkânını bulacaktır. Atatürk düşünüşünde bunun nedeni şudur: “Bilmeli ki millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.”

    Temelde kişisel özgürlüklere dayanan milliyetçilik ilkesinin Atatürk düşünüşünde kendine özgü bir sınırı vardır. Bu sınır ‘başkalarının özgürlük sınırı’ ile ‘milletin genel çıkarları’nın başladığı noktadır. Bu değişmez kural da Atatürk’ün tarih içinde tespit ettiği bilimsel verilere dayanmaktadır. Tarihte Türkler, millet yararına olan işleri kendi kişisel çıkarlarıyla karıştırmaya başladıktan sonra özgürlük ve bağımsızlıklarını yitirmişlerdi. Bu nedenle Atatürk, Türk Milletinde millî benlik duygusunun temeline bir de millî ahlâkı koyuyordu. “Millî ahlâkın, millet teşkilinde yeri çok büyüktür, çok önemlidir” diyen Atatürk, Türk gençliğinde ‘millî çıkarlar’ doğrultusunda bir ahlâk duygusu yaratmak istemektedir. Genel olarak vatan ve milletin yararına ve çıkarlarına uygun olan işlere öncelik verilmesini zorunlu görmektedir. “Bir iş her nereye ait olursa olsun insanın kuvvet kullanmasını, yorulmasını gerektirir. insanlar mecbur kalmadıkça kendilerini yormak istemezler, halbuki bazı işler vardır ki kendiliğinden insana, onu yapmak için derunî bir arzu, bir temayül ilham eder, o iş şayan-ı arzu olur.” Atatürk düşünüşünde “millî ahlâkî işler, aynı zamanda hem mecburî ve hem de şayan-ı arzu olan işlerdir. Bir işin ahlâkî bir kıymeti olması ayrı ayrı insanlardan daha ulvî bir kaynaktan çıkmış olmasıdır. O kaynak toplumdur, millettir. Gerçekte de ahlâkiyet, özel fertlerden ayrı ve bunların üstünde, ancak sosyal, millî olabilir.” Atatürk millî benlik duygusunun tanımını yapıyor: “Milletin sosyal düzen ve sükûnu, hal ve istikbalde refahı, mutluluğu, selâmeti ve dokunulmazlığı, uygarlıkta ilerleme ve gelişmesi için insanlardan, her konuda ilgi, gayret, nefsin feragati icap ettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden millî ahlâktır. Mükemmel bir millete millî ahlâkiyet gerekleri, o millet efradı tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdanî duygusal bir nedenle yapılır. En büyük millî duygu, millî heyecan işte budur. Millet analarının, millet babalarının, millet öğretmenlerinin ve millet büyüklerinin; evde, okulda, orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve sürekli olarak verecekleri millî eğitimin gayesi işte bu yüksek millî duyguyu sağlamlaştırmak olmalıdır. Ahlâkın millî, sosyal olduğunu söylemek ve maşerî vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlâkın kutsallık sıfatını da tanımaktır” diyordu.

    Atatürk Türk milliyetçiliğinin tanımını ise şöyle yapmaktadır: “Türk milliyetçiliği, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla aynı uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun sosyal ve özel karakterlerini ve başlı başına bağımsızlığa dayanan kimlik haklarını saklı tutmaktır.”

    Atatürk’ün Türk gençliğini yetiştirmek amacıyla açtırdığı üniversite ve okullara rağmen, Türkiye’de gerçek anlamıyla bir milliyetçilik duygusu yaratılamamıştır. Türkiye üzerinde çıkarı olan güçlerin karşı çabaları da bunu engellemiştir. Çıkarcı güçler öncelikle Atatürk’ün yaratmak istediği millî duygular üzerinde durmuşlardır. Propagandalarında bu ilkenin tam karşıtını söyleyerek millî duygularla alay etmeğe kadar varmışlardır. Aradan geçen yıllar sonunda milliyetçilik, birtakım kişilerin dilinde ‘vatan, millet, sakarya’ şekline dönüştürülmüştür. Atatürk’ün bilimsel bir şekilde uyguladığı inkılâp yöntemi ise yabancı doktrinlerin terminolojisi ile açıklanmak istenmiştir. Bazen gericilik, bazen komünizm veya faşizm ya da sosyalizm maskesi altındaki çıkarcılar, Türk gençliğinin arasına karışarak milleti bölmeye çalışmışlardır. Ancak, millî benlik duygusu içinde yetiştirilmiş ve eğitilmiş güçler, bu bölünmeyi önlemiştir.

    Milliyetçilik hakkında hiçbir şey okumamış, ılıkların boş beleş dediği ideolojidir. Milliyetçiler, enternasyonalistler veya sözde hümanistler gibi hayalperest değildirler. Milliyetçi diyince aklına kafatasçı terimi gelen dar görüşlülerin hakkında konuşmaması gereken düşüncedir. Milliyetçilik böyle argümanlarla çürütülemez. Hele türkçülük hiç çürütülemez. Türkçülük'ü iyice kavramak için, Türk folkloruna, Türk diline, Türk kültürüne, Türklerin milli yapısına, Türk edebiyatına, türklerin geleneklerine iyice vakıf olmak gerekmektedir. En büyük Türk milliyetçisi atatürk'tür. Milliyetçilere hasta diyen bütün varoşları, zeka ve insanlık olarak donunda sallar.
    0 ...
  42. 963.
  43. 962.
  44. 961.
  45. ülkenin ırzına tersten geçilirken sesi çıkmayan güruh. adlarının milliyetçi olması tamamen kokuşmuş kirli politik oluşumlarının bir ideolojinin arkasına sığınma, kamufle olma ihtiyacındadır.
    tıpkı dinciler gibi.
    yaptıkları pisliğin başına din koy, milliyetçilik koy bu ülkede tamam... !

    https://www.sozcu.com.tr/...rca-atik-yayildi-6169871/

    bakınız, canım ayvalığın ırzına geçiliyor, var mı o güruhtan birisi ? yok.

    suyuna, toprağına, havasına, çocuğa, kadına milliyetçilikleri bunların işlemez...
    3 ...
© 2026 uludağ sözlük