bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya. tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, tanrı vahyidir! sofiler bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir.
örnek:
yavrum, veliler de tanrı çocuklarıdır. onlar ortada olsun, olmasın. tanrı mallarını canlarını korur, onların ahvalinden haberdardır. sakın noksanlıklarını bulup aleyhlerinde gıybet etme. onlar için kin güden onların öcünü alan tanrıdır. tanrı dedi ki: bu veliler benim çocuklarımdır. [mesnevi, cilt 3, beyit: 79-81, sayfa 7, milli eğitim basımevi 1995]
örnek:
mustafa'yı ayrılık derdi kapladı, daraldı mı kendisini dağdan atmaya kalkardı. cebrail, ‘’sakın yapma. kün emrinde sana nice devletler takdir edilmiştir’’ deyince yatışır ve kendini atmaktan vazgeçerdi. sonra yine ayrılık derdi gelip çattı mı yine gamdan, dertten bunaldı mı kendisini dağdan aşağı atmak isterdi. bu sefer cebrail görünür, ‘’ey eşi olmayan padişah, yapma bunu’’ derdi. [mesnevi, cilt 5, beyit: 3535-3539, sayfa 288, milli eğitim basımevi, istanbul 1995]
Hz. Mûsa bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban hafif yüksek sesle şu şekilde kendi kendine konuşuyordu:
-Ey kerem sâhibi olan Tanrım, neredesin ki sana kul kurban olayım. Çarığını dikeyim, saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. Yüce Rabbim sana taze süt ikram edeyim. Bütün keçilerim sana kurban olsun, deyip duruyordu.
Yaptıkların yanlıştır! Allah haşa insan mıdır k!. O”na bu şekilde hitap etmek doğru değildir! dedi.
Çobanın dünyası yıkılmıştı. Ne yapacağını bilemeden başını alıp gitti, çöllere doğru koşmaya başladı.
Biraz sonra Hz. Mûsa“ya Cenab-ı Hak”tan şöyle bir hitap geldi:
-Ey Mûsa senin görevin insanları benden uzaklaştırmak mı yoksa bana yaklaştırmak mı? Neden o saf kulumuzu bizden ayırdın? Biz söze, dile bakmayız; gönüle ve hâle bakarız!” diyordu.
Hz. Mûsa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi. Dilediği gibi Rabbine seslenebileceğini bildirdi.