süryanisi, musevisi, müslümanı, arabı, kürdü, türkü, güvercini, tarihi, kültürü ve turizm potansiyeli ile türkiye'nin özetidir. memleketimdir.
mardinin kültürünü, sıcak kanlılığını ve hoşgörüsünü anlamak için pek bir şey söylemeye gerek yok. bir yerleşim merkezi düşünün ki: çan çalarken, minareler ışığını kapatsın; ezan okunurken, çanlar sussun. ve bu üç büyük dinin -musevilik, hristiyanlık ve müslümanlık- ibadet yerlerini iç içe, kardeşçe barındırabilsin.
" unesco'nun miras şehri olarak en güzel 3. şehir" sıfatına layık gördüğü mardin; son zamanlarda geçmişinden gelen mirasi görüntüsünü, plansız, çarpık yapılanma gibi nedenlerle kaybeder gibi olmuştu. lakin, belediye ve devlet turizmcilerinin uğraşlarıyla beraber yok edilen şehrin eski havası, çökmeye terkedilen tarihi eserleri, şu sıralar restore edilmek suretiyle yeniden var edilmeye çalışılmaktadır. söz konusu yenileme çalışmaları sonlanmamış olmakla birlikte, bu yönde çalışmalar hala devam etmektedir. ülkenin, var olan değerlerine, mardin'e, mardin'deki çalışmalara sahip çıkması gerekmektedir. dileğimiz bu yöndedir.
Unesco'nun dünya mirası listesinde olan şehirdir.
Suriye ile sınır olan il, merkezi bir tepe üzerine kurulmuştur. şehir taştan imaldir. Caddeler tek yönlü, ara sokaklar iki insanın yanyana geçemeyeceği kadar dardır. çoğu sokağa araç girmediğinden belediyenin kadrolu eşekleriyle çöp toplanır, tüp, su vs gibi malzemelerin nakli yine bu mahlukatlarla yapılır. Sokaklar hijyenden biraz nasibini almamıştır maalesef. Yemekleri oldukça lezzetlidir. Sembusek, ırok, işkembe dolması ve bölgeye has Süryani şarapları tadılmalıdır. Çarşının sonundaki kahveden çay, kahve içerek Suriye ovası kuşbakışı izlenebilir. Deyrulzafaran Manastırı mutlaka ziyaret edilmeli, papazlarla muhabbet edilmelidir. çarşı'dan ya da Midyat'tan telkari denilen gümüş işlerinden eşe, dosta, kendimize veya sevdiceğe alınmalıdır. Yalnız Mardin'in turist için ömrü 2 gündür sonra sıkıldık, "e bu kadar mı şehir ? ""gezdik bitti 3 saatte" diye arıza yapmayın.
havasını solumak, kültürünü içine çekmek yerine hükmetmek üzere gidenlerin düşman olarak görebileceği dünya kentlerinden biridir. birçok etnik ve dinsel kimlik birbirinden ayrılmamacasına kardeşçe yaşar derler mardin'de.
hakkında söylenecek o kadar çok şey varken belki sadece bir noktaya dikkat çekmek gerekir. bu memleketin insanı "öteki" düşmanlığından nemalanmayı bilmez, savaşın ortasında yıllarını geçirmiş olmasına rağmen kimseyi dışlamaz. bu yüzden filmlerde, dizilerde götünden senaryo yazan insanların fantezilerine de pek uymaz kültürü.
hatta "iddia eden adam" olarak gereksiz yere iddia ediyorum. mardin sakarya'dan, bilecik'ten, bursa'dan 5 gömlek daha demokrat bir şehirdir. bu kadar karalanmalarına rağmen hala değişmemeleri de bunun ne kadar sağlam bir temel üzerine, "bir arada yaşama kültürü" üzerine kurulu olduğunu gösterir. fakat yalnızca mardin değil, bazı birkaç doğu şehri için de aynı şeyi söylemek mümkün. örnek vermek gerekirse:
mimarisi bambaşka bi şehir. o taş evlerin yapısı, dizilişi insanda büyük hayranlıklar uyandırır. labirante düşmüş sanır insan kendini. ve teknolojinin gelişmişliğiyle alakası yok bunun. güzelyalı'daki rum evlerinin tadı bugün izmir'de bu teknolojiyle inşa edilen hiç bi yapıda sağlanamamışsa mardin'de yeni yapılan evlerde eskilerin yerini tutmaz.
kurtuluş savaşında dahiyane bir fikirle kalenin etrafını soba borularıyla kuşattıktan sonra üzerini çadırla örtüp bu sayede gelen fransız ordusunu yanıltmayı başarmış şehir. soba borularını havaya dikerek top namlusu süsü vermişler bu sayede fransız ordusu geri çekilmek zorunda bırakılmış. Birinci Dünya Savaşı boyunca 'kan dökülmeden düşmandan kurtulan ilk kent' unvanını almış olan şehir.
Hiç görmediğim,gezmediğim halde,fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla mistik,manevi,ruhani duyguları çağrıştıran,bozulmamış dokusuyla en yakın zamanda ziyaret etmek istediğim,telkarilerini,kiliselerini merak ettiğim şehir.
kaderin 323. dönem asker olarak bizi götürdüğü şehir. henüz kışlasından çıkmak nasip olmasa da kum fırtınasının neye benzediğini gördük bu şehirde. mardinli sözlük yazarlarından ziyaretimize gelen olursa büyük bir sevinçle kabul ederiz efendim.
Küçücük, gece baktığınızda dağların üzerinde takılı bir gerdanlık gibi duran; hristiyanların ve müslümanların, kürtlerin, arapların ve türklerin bir arada kardeşçe yaşadığı; muhteşem kalesi ve evleriyle ünlü benim biricik memleketim.
çoğu ilimizde görülen ilçe-il karşılaştırmalarının bir örneği olarak, ilçesi kızıltepe ile sürekli tatlı bir atışma içinde olan şehir. zira kızıltepe'nin nüfusu neredeyse mardin'in üç katına çıkmış ve bu durum çoğu kızıltepe'liye mardin'in ilçe, kızıltepe'nin de il olması gerektiği hissini vermiştir.
Ölümü doğrusu hiç düşünmedim
Ama düşündüm uzak kardeşlerimi
Hey bayan Erozyon budur dileğim
Bir gün parlatmak istersen beni
Göm beni ilkin bir güzel karart
Kılıç kalkan gürz ve at
Tâ çocukluğumdan beri
Ne buldumsa okudum
Sonunda anladım ki
Bir kitapta resim şart...
ehi ehi ehi... aklıma her gelişinde beni gülümseten yılıştıran şehir. bir arkadaşım ankara'da çalışmakta, yana yana ev aramakta ve bulamamaktadır. mardinli olan mesai arkadaşı "benim ev var,yeni boşaldı, sana kiraya vereyim.." diyerek arkadaşımın yüreğine su serper. tamam der, arkadaş. ev nerde? şehir merkezinde.. kaç metrekare? şu kadar.. kira ne istiyon? önemli değil... hadi şu eve bi bakalım da tutalım bir an önce der, bizimki. adam:ama ev mardin'de
adamın haggaten de mardin'de yeni boşalmış üç katlı evi varmış.
işlenmiş olan dağın kente dönüşmüş halidir. tarihi dokusunu koruyabilen bir kent. tarihi dokusunu koruyabilen kentlerde suç oranının çok düşük olduğu söylenir. mardin'de durum nasıldır acaba?