belestepe halka yasaklandığında yazdıkları ile gönlümü fethetmiş kişiliktir.
şöyle ki;
"Her yerde kavga çıkar, Beleştepe'de farklı renklere gönül vermiş sporseverler dostluk ve barış duyguları içinde kadrajın müsaade ettiği oranda zorlu mücadeleleri izlerdi. Beleştepe'de kavga çıkmazdı. Çünkü oradaki herkes mazlumdu."
kendi kurduğu rock grubundan atılacağını bilemezdi bi heves toparlarken o grubu olsun o yine yılmadı içinde kalanları yazmaı seçti sayesinde zevk alarak okuoruz köşe yazılarını school of rock filmine yaptığı övgüler bile bu filmi sevmeme sebep oldu
sevdiğim bir köşeyazısı---Kadın "atm" den para çekerse,
insanlık, tarihi boyunca birçok afeti, savaşı, hastalığı yenip buralara kadar gelmeyi başarmış ısrarcı bir yaşam türüdür.
Buna rağmen halletmesi, aşması gereken daha birçok sorunla da yüz yüzedir.
Bunlardan birini geçen gün haddim olmadan tespit etmiş bulundum. Sıradan bir nisan akşamı, Abdi ipekçi Caddesi'ndeki bankamın atm'sinden pizza kemirmek için para çekerken, insanlığın karşılaşmak üzere olduğu büyük bir sorunu tespit edebileceğimi ben de bilmiyordum.
Değerli okurlar, insanlık araba kullanan kadından sonra şimdi de atm'den para çeken kadın tehdidiyle karşı karşıyadır.
Abartıyor olabilirim ama gerçekten on dakika kadar bekledim önümdeki kadını.
inanılır gibi değil.
Üç kuruş parayı çekemedi. Veya çok parası var, işlem üzerine işlem yaptı.
Ama önemli olan sürenin uzun sürmesi değil, yani ben beklemekten baymadım. Sonuçta burası Abdi ipekçi, gelene geçene bak, manitalara hislen, son model Ferrarileri yan gözle süz, yani vakit geçer ve sıkılmazsın.
Peki neden baydım biliyor musunuz?
Kadının umurunda değil.
Arkasını dönüp bir kez bile bakmadı bile. insan nezaketen ay pardon biraz uzattım falan der değil mi? Acınızdan ölseniz bir lokma ekmek vermez. O kadar insafsız bir mudiydi anlayacağınız
Beş altı kişiydik bekleyen ve resmen dedikodu başladı. Hatta dürüst olmak gerekirse ben başlattım.
Neyse ki işlemleri bitti ve kurtulduk. Dönüp giderken bile istifini bozmadı. O umursamazlık var ya!!...
Kadının, bu arkamda kalanın canı çıksın tavrına daha önce süpermarket kasalarında ve trafikte sıkça rastlamıştık. iki başlık içinde yüzlerce makale yazılmış. Kadın ve atm arasındaki ilişkiyi açıklayan ciddi bir araştırmanın olup olmadığını anlamak için gogluyorum
Google'da araştırmalar var konuyla ilgili. Sanırım özetlemem gerekiyor, değil mi?
Kadının adım adım para çekme serüveni atm makinasının önüne gelmesiyle başlıyor. Çantasından kartı bulma süresi tamamen kaderin insafına kalmıştır. iki saniye de olabilir iki ışık yılı da. Ve yanlış kartı bulma ihtimali de oldukça yüksektir.
Diyelim ki kader insaflı davrandı ve makul sürede doğru kart makinaya yerleştirildi. Araştırma kadınların kararlarını defalarca değiştirdiklerini iddia ediyor. Yani üç mü, çekim beş mi gönderim derken hatalı işlem yapıp süre asırları bulabiliyormuş. Buraya kadar sorunsuz gelseniz bile şifre girişinde veya miktar girişinde hata kaçınılmaz. Tüm işlemler bittiği anda bile yeni bir işlem yapma hakkı kart sahibinde saklıdır.
Ve o sırada üçüncü dünya savaşının çıktığıyla sadece bir kişi ilgilenmiyordur. Evet, atm'nin önündeki o kadın!
Bu uzun vadede ekonominin çökmesine bile neden olabilir. Düşünsenize kimse işlem yapamıyor. Sistem tıkanıyor. Niye? Beş tane kadın havale yapıyor.
Ben uyarımı buradan yapıyorum, umarım dikkate alınır.
özellikle genç kızların, mankenlerin elinden tutmayı onları keşfetmeyi pek bir seven hıncal uluç ve sevgi pitirciği haşmet babaoğlu'na şu sıralar sağlam bir ayar veren, müzik bilgisi ve entellektüelliği ile ilgimi çeken akşam gazetesi yazarı. engin ardıç,serdar turgur ve oray eğinle beraber akşam gazetesi alma sebebim..
akşam gazetesi köşe yazarıdır. yeni tanıştım kendisi ile, mükemmel bir anlatım tarzı, akıcı bir üslubu mevcut. okudukça " lan bu adam bizim yan komşu " tadında dinginleştirir insanı. helin avşar'la taşak geçiyor, ahmet hakan yan komşusuymuş manitası ile yakalamış gazeteden onu ispiyonluyor, küresel ısınmanın önemine cem yılmaz tadında dem vuruyor felan.
şiddetle tavsiye ediyorum kendisini. hatta;
senin ağzını yerim ben
bu zamana kadar nerelerdeydin sen
bir de yazısını ekleyelim ki fikir sahibi olunsun,
---spoiler---
içinde olunca fark etmesi zor oluyor. dışarıdan nasıl gözüküyor onu da kestiremiyorum ama galiba medya ve şov âlemi fena ajite olmuş.
yazarlar yazarlara, patronlar patronlara, sanatçılar sanatçılara velhasıl gücü gücüne yetene fena dalıyor bu aralar.
dürüst olmak gerekirse geri kalmayıp benim de dalasım var ama peder geçen yıl yasak koydu.
eğer birilerine dalarsan, kariyerinin bundan sonraki bölümünü ne sen ne patronun belirler; ben belirlerim demişti.
bizim peder şaolin rahibi gibi; rüzgar ekersen fırtına biçersin tadında dersler vermeye bayılır.
güzel de gerçek hayat böyle bir yer değil. yani çin kırsalında hayatımın sonuna kadar pirinç yiyen biri olarak yaşasam öğretiye sıkı sıkı bağlanırım.
daha önce söylemiş miydim, paris havaalanı’nda bir grup şaolin görmüştüm, büyük seçim hamburger mönü yiyorlardı.
şaolin bile lastik patlatıyorsa benim gibi biri nasıl karşı koyabilir ki?
hani sırtınız kaşınır da kaşıyamazsınız ya, aha işte böyle bir ruh halindeyim bugün.
daha doğrusu geçenlerde günaydın’da gördüğüm bir haber dellendirdi şu barış ve kardeşlik duygularıyla dolu minik kalbi.
trump’ın dairelerini helin avşar satacakmış... dünya emlak kralı donald trump’un miami sahilindeki dairelerinin türkiye temsilciliği artık onunmuş... yüzde ikiye razıymış... isviçre american college’da -bi’tür bursa kestaneşekeri fakültesi- işletme eğitimi gördüğü için de bu işin üstesinden gelirmiş...
bu denklemin rasyonel olduğunu varsayarsak, o zaman benim de nasa’dan falan bayilik alıp mars gezegeninde yüzde beş imarla arazi satıyor olabilmem gerek değil mi?
düşünsenize helin avşar arayıp en ucuzu 750 bin dolar olan evlerden satmak için randevu istiyor, hem de miami’de!..
sizi bilmem ama, beni ararsa ayrıntıları konuşmak için bildiğim iyi bir mantıcıya davet ederim.
allah aşkına kim helin avşar’ın satacağı evden alır ya?
bu ne biçim ekonomidir, adalettir, eğitimdir, sosyal güvenliktir?
gerçekten dellendim.
o zaman dilber de kuzey kore yapısı güdümlü füze rampası satsın. füzeyi ben hallederim. antalya’da tanıştığım emekli bir sovyet general nükleer denizaltı ister misin diye sormuştu. ne var bunda? donald amca, helin’e ev sattırıyorsa...
iddia ediyorum helin avşar bir tek ev satamaz!
ya da bana satsın. bu gaflet ve dalalet anımdan yararlansın...
ben talibim. köyde bağı satarım, iki de babam verse, biraz çalıp çırpsam, bir iki zula patlatsam denkleştiririm. gider emekli amerikalı anekdotu dinlerim, derede timsah taşlar bahçede rakun tepiklerim falan.