sürükleyicilik açısından bakıldığında, prison, heroes gibi dizilerden kalan zamanda yani "koyunun olmadığı yerde keçiye..." mantığıyla seyredilebilecek dizidir. kötü falan değil sadece diğerlerinin hızını görünce hantal kalıyor, yavaş ilerliyor.
dizi iyidir,gerçekten süper ötesidir, kurgu, senaryo, ışık mışık hepsi fevkhalededir. ama eni sonu altı üstü dizidir. aklı selim hiçbir insan evladı saatlerce bir diziyi izleyip günlerce onu düşünmez. ya da izlediği dizi ile hava atmaya çalışıp prim yapmaya çalışmaz. dediğim gibi bir dizi. yani ne kadar muhteşem olursa olsun dizi. di-zi. insanların izlemesi çok normal ama bir üniversite öğrencisinin "ayyy abi haftasonu öküzcan'la eve oturduk lostun 20 bölümünü aralıksız izledik. hep aklımda bu dizi var. adamlar manyağğk kurgulaşmışlar" tarzında konuşması basitliktir, bulunduğu seviyeye yakışmayacak bir davranıştır,ölçüsüzlüktür. burda görüldüğü gibi kesinlikle diziye b.k atılmıyor. hatta keşke ülkemizde de gerçekten kurgusu, senaryosu, oyunculuğu kaliteli diziler olsa ve zevkle izlesek. burda anlatılmak istenen şey "ölçüsüzlük"dür, abartıdır.
hakkında kötü konuşmanın popülerlik olduğu dizidir. eskiden de izlemek öyleydi. ayrıcalıktı. şimdi tersine döndü iş. ancak herkes bu dizinin başarısını görüyor. dünya tarihinin en güzel ve sürükleyici dizilerinin başında gelmektedir benim için. başlasa da izlesek...
sayesinde inanılmaz insanların varlığına şahit olunduğundan, teşekkür etmek mi ne yapmak gerekir, insanı kararsız bırakan dizidir.
çünkü bu diziye bok atmak, kötülemek prim yapar hale gelmiştir artık. dizinin ne kadar başarılı olduğuna bir kanıtta budur zaten. kimsenin başarısını tartışmaya bile kalkamayacağı bir hale gelmişken dizi hala bok atmak ve komikleşmek ne demektir, nedendir bilinmez...
insanın bir kere beynini yoracağı, en çok değil belkide tek yoracağı dizidir kendileri. hakkında üretilen sürüyle teoriye, günün her saatini diziyle ilgili bir materyale veya bilgiye ulaşmakla harcayan insanlara yapılan haksızlıktır, saygısızlıktır. anlayamamanın yahut hoşlanmamanın acısı böyle çıkarılmamalı.
zaten nasıl hoşlanılmaz, nasıl sevilmez ki bu dizi ? dizi bile demekle ayıp ediyorum zira kendisine. çünkü bir dizi olmayı çoktan aştı. 8 aylık ara boyunca büyük bir boşluğa düşmüş milyonlarca insan, abc'nin önünde toplanıp "yeter artık bu ızdırap!" diye sızlanan sürüyle insan varken, insanı insan yapan tüm duyguları bir arada yaşatan, olağanüstü bir akılla işleyen, böyle insanüstü bir kurguyu, en ufak ayrıtısına kadar, ışıklarından müziklerine, dialoglarından karakterlerin inceliklerine ve her bir karakterin hikayesinden ayrı ayrı bir yığın dizi ve film yapılabilecekken bunların tümünü bir kerede veren, maddi olarak hiç bir masraftan kaçmayıp seyirciye misal türk dizilerinde olduğu gibi basit bir yapım sunmayan, daha ilk bölümüyle 18 milyon dolar harcayan ve aynı rakamda insana izlettirerek ilk bölümünde seyirci başına 1 dolar harcamış olma başarısını gösteren ve 4 yılı aşkın süredir yeryüzünün en büyük televizyon fenomeni olma başarısını sürdüren başka bir dizi var mı bildiğin ? bir daha yapılabilme olasılığı yüzde kaçtır sence ? peki ya içerdiği dolgun maneviyata ne demeli ? izleyipte tüm detaylarıyla tüm bir hayatını sorgulamayan adam var mı acaba ? belli karakterlerin hikayelerinde gözyaşlarını tutamayan ya da ? yaşamının amacı haline getirmiş kaç kişi var sence bu diziyi ? ya da bunu başka bir dizi için yapacak insanlar var mı ? boş...
anlam veremiyorum. bu bok atmalara yahut belkide salt popüler diye itin götüne sokmalara... anlam veremiyorum. insani duygulardan arınmış olanlara... veremiyorum cidden...
kotu bir dizi. sohretini sehir efsanesi gelistirme tekniklerinin basarıyla uygulanmasından alıyor. yok su suymus da, bu buymus, daha oncede seymis aslında, hettirifet. hayatlarında ilk defa bir diziyi anlayan guruhlar turedi, aslında lost serisi bombos oldugu icin anlayabiliyorlar.
--bak demedi deme beşinci sezon için spoiler--
Bu bölüm tamamen Desmond, Penelope ve Ben hakkında. Bu bölümde hiçbir flashback ve flashforward yok, yani sıradan bir dizi bölümü gibi. Desmond ve Penelope uzun bir süredir tekneleriyle geziyorlar ve bir bebek bekliyorlar. Her ay bir şehirden başkasına geçiyorlar ve bu izleyeceğimiz bölümde Mati adlı bir şehirdeler.
Penelope ve Desmond harika bir hayat yaşıyorlar. Desmond bir bebek istiyor, Penelope ise bu konuda kararsız. O, bir bebek sahibi olmayı ve göçebe gibi yaşayarak şehirden şehire gezmeyi, hayatlarını geçmişlerinden kaçarak yaşamayı istemiyor.
Penny hamile olduğunu öğrenir. Doktoru ona bazı uyarılarda bulunur, Desmondun spermlerinde bazı anormallikler olduğunu ve Pennynin bunu anlayamayabileceğini belirtir. Sahneler yerel bir doktor ofisinde çekildi.
Ben bu aşıkları takip etmektedir.
Desmond bir sokak satıcısından silah alır.
Ben ve Desmond birkaç sahnede kedi-fare kovalamacası gibi sahneler çeker. Desmond Pennyi kurtarır, Ben oldukça kızgındır ve onları tamamen kaybetmiştir.
Ben Kuzey Afrikaya gider.
Ve kendinizi büyük bir spoiler için hazırlayın:
Dünya üzerinde bir sürü kurulmuş Dharma istasyonu var, yani bunlar sadece adayla sınırlı değil.
istasyonlardan biri, Kuzey Afrikadaki mağaralardan birine inşa edilmiş. Ben, Widmoreun güvenlik şefini bu istasyona getirir. Ben bu adama bir süre işkence yapar, adam en sonunda Ben&e, Penelopeun Matide olduğunu söyler.
Ben, Desmond ve Pennyyi Matide bulur. Ben, deniz kıyısındaki berbat bir restorandaki bir aşçıyı döver, Pennynin yemeğine zehir koyar.
Ben, Pennynin hamile olduğunu görür, bunu hesap etmemiştir. Ben garsonu, siparişi götürmeden durdurur. intikam hareketini şimdilik askıya alır.
Penny ve Desmond tekneleriyle Mati limanına demirler. Penny oldukça acı çekmektedir. Desmond en yakın köye, bir doktor bulmaya gider.
Desmond ve doktor tekneye hızla gelirler. Desmond dar bir sokakta Ben i diz çökmüş ağlarken görür.
Desmond ve doktor teknenin içine girerler. Pennynin durumu oldukça ciddidir. Doktor bunun sebebini anlayamaz. Penny bebeği doğurur, doktor Desmonda tekneyi kıyıdaki bir köye götürmesini söyler.
Desmond köyde aceleyle koşarken vücut kasılmaları yaşar ve aktörün bu sahneleri defalarca canlandırması oldukça komikti. Bu vücut kasılması sahnelerinin sebebi ise şimdilik bilinmiyor.
Raporu yazan kişi, bölümün sıradan bir bölüm olduğunu söylemesiyle hata yapmış olabileceğini söylüyor, çünkü Ukoa gölü sahnesinde Desmonda bir şeyler oluyor ve herhalde yine zamanda yolculuklarına başlıyor.
--spoiler--
eğer izlemeye ara verdiyseniz zamanla jack ve sawyer i özlemeye başlıyorsunuz. bunun sebebi bahsi geçen oyuncuların çok yakışıklı veya iyi kalpli falan olması değil, kesinlikle başka birşey.
aylar evvel şu entryi yazmışım lost hakkında (#3245279). bi daha da izlememişim. geçenlerde hangi bölüm hatırlamıyorum ama, abimler tnt'de izlerken biraz göz misafiri oldum:
- koreli eleman (erkek olanı) ingilizceyi kapmış. ilk bölüm pek perişan idi durumu. bir lisan bir insan.
- morfinman sarı çocuk fazla yaşamaz diye tahmin yürütmüşüm ama, hala hayatta. üstelik sarışın güzel dudaklı bi kıza yazarken yakaladım.
- adada o ilk bölümden farklı olarak şu şahıslar var:
elinde sopayla gezen, zebellah gibi, gulyabani gibi zenci bir adam. adanın sahibi gibi karizma var elemanda. ama değil sanırım. hacı öyle bi arkadaşım olsa şu ankara sokaklarında ana avrat söverek gezerim şerefsizim. kim ne yapabilecek? zaten eskiden belaya bulaşmış; flaşbeklerden anladım.
pornocu eskisi gibi sarışın, irice memeli hatun. zannımca adada hayvanlı porno çekerken kaybolmuş. denizden çıkan buz gibi...
latinlere benzeyen barut gibi, ateş gibi esmer bi yavru. pek hırçın bişey. bi sevişse rahatlıycak da (evet, bu kısmı tüpçü zekeriya abi yazdı. onun dünya görüşüne göre, huysuz insanlar bi sevişebilse hiçbişeyleri kalmazmış. enerjidenmiş tüm sorun..) doğal lider dedikleri cinsten olsa gerek ki, o zebellah gibi elemana emir memir veriyordu.
- üs gibi bi yer var. kel adam (artık ismini biliyorum; con lok. ya da lak) ilgileniyor orasıyla. bi tane eski video kaydı izleyip gaza geliyor.
- türkiye'ye gelen gamzeli çocuk yaralandıydı. ama ölmez o. başrol çünkü (burayı da annem yazdırdı)
- şişman çocuk erir gider dediydim ama yarı çapı daha da genişlemiş gibime geldi. dertten yiyor adam ne yapsın.
- bi başından bi ortasından izledim. bi de sonundan izlersem yeter bana. anlatırım orda burda. lost izlemeyen adam damgası yemem. ama benim izlemeyle ilgili problemlerim var; lost'la ilgili değil. sıkılmadan izleyebildiğim tek şey fashiontv, fashion one. aklımda tutabildiğim ender rakamlar da bu iki kanalın televizyonumdaki sırası. 137 ve 153. evet, buradan şuraya bağlamak istiyorum: lost'ta şanslı numaralar var. ama aklımda tutamadım.
sosyo psikolojik bir felaketin göstergesi. izlemedim bu yüzden konusunu felan eleştiremem. hatta birçok insan severek izlediğine göre eminim güzel bir dizidir. insanların sevdikleri dizileri, tv programlarını takip etmelerini anlayışla karşlarım. eleştirdiğim nokta: okumuş, belli bir seviyeye gelmiş insanların "abi yemiyorum, içmiyorum, s.çmıyorum bir oturuşta şu kadar bölüm lost izliyorum" muhabbeti yapmasıdır. nerdeyse bu muhabbetler ayyaşların "bi oturuşta beş şişe 70lik rakı deviriyorum" muhabbeti kadar basittir. tamam bir dizi sevilebilir ama belli bir seviyeye gelmiş inasanların saatlerini -ne kadar güzel olursa olsun- bir abd dizisi karşısında boş boş ve akla mantığa sığmayacak bir şekilde geçirmesi. ayrıca bunu da çok matah bir davranışmış gibi sağda soda anlatması düşündürücü. ne lan bu ne kadar güzel olursa olsun bir dizi sonuçta. normal bir insan evladı saatlerini bir dizi başında geçirip gece gündüz o diziyi düşünür mü? biraz mantık biraz düşünce.
--- spoiler---
Not: 'Aşağıda okuyacaklarınız tamamen hayal ürünüdür ve gerçekle alakası yoktur', dememi beklemiyorsunuz herhalde. Var kardeşim bal gibi de var. Ama iş bu entryde yazanlar az önceki örnektede görmüş olduğunuz gibi genel olarak g.t göbek sarıyer bebek modunda bir entry olacağı için okumak isteyen okusun istemeyende, emeğe saygıdır, bir artımı atsın. Hehehe...
2.sezon itibariyle karakterlere bakış açım şudur:***
Bu dizinin en itici karakteri bariz ana lucia'dır. Ölüpte diziye, dönmesi sonraki sezonları izlememiş zat-ı şahanemde derin bir yara açmıştır. Herif çocuğunu arıyor 'walt, walt' diye diye kafayı kırıcak, arkadaş geliyor 'bizde çok şeyimizi kaybetmiştik.' diyor. Odun musun sen kardeşim, adam çocuğunu arıyor yav.
Yanlız hakkını yememek lazım iticilik konusunda walt'un ilk sezonda adada ve flashbacklerde tanık olduğumu hareketlerini görünce hem 'iyi olmuş i..neye' hem 'michael çok üzülüyor yav' demekten kendimi alamıyorum. Bu adamın çektiği zulüm bitsin. Uçaktan unutulmuş eli yüzü düzgün, bir bayan bulmak lazım. Bir bardak sıcak çaydır ne biliyim iki üç tane biskrem filan koymak lazım. Tükendi adam iki günde...
+++++++
Sayid karakterinde ister istemez kendimi görür gibi oluyorum.** Yüce islam alemini, lost adasında temsil eden tek insan olması vesilesiyle gururlanıyoruz... Koca sawyer'ın, jack'in yapamadaklarını yapmış. Shannın'la izdivaç modundayken hain walt'ın saldırılarına mağruz kalmasına karşın, karizmatik aksanı ve bilgisiyle ön plana çıkan değerli bir isim olmuştur.
Jack'e gelecek olursak... Bir insanın bu kadar iyi niyetli, duyarlı ve sempatik olması bana biraz tuhaf geliyor. Elbette böyle birşey olmaz, ama özellikle türk erkeği o adaya düşse ya sawyer gibi herşeyi eleştirir hiçbirşey yapmazdı. Ya da 'madem buradayız, boş durmak olmaz' diye bilimum dal ve benzeriyle Jin gibi kendini levreğe, lüfere mümkünsede çok kişi doysun diye kalkana vururdu.
Bu nedenle, sawyer'ın samimi ve uyuz halinin jack'e oranla daha gerçekçi olduğunu söylemek mümkün.
+++++++
Tabi ki, bu tip ciddi veya geyik eleştiriler sürer gider ama lost için son sözlerimi kesinlikle john locke için söylemek istiyorum.
Jack, Sawyer, Kate gibi karakterler daha bir öndeymiş, popülermiş gibi gözüksede geçmişi, bugünü ve yarını en çok merak edilen john locke olmuştur benim nezdimde. Çok basit ve sıkıcı bir işten gelipte bir adamın böyle outdoor insanı olması, ardından gelişen her olayada nokta koyması çok acayip. Ne kadar 'peg bundy' ile olan ilişkisi bizde hem daha çok sevmemiz ve daha çok nefret etmemiz gibi tuhaf bir durum yaratsa da John Locke'ın olmadığı bir Lost'u düşünemiyorum. Olası Lost finallerinde muhakkak John Locke'la bağlantılı veya bizzat kendisinin bizzat el koyduğu bir olay dizi sonunda bizleri beklemektedir.
Bunun dışında henüz tanışmadığım linus vb. karakterlerle es geçtiğim Kate, Charlie, Walt'un köpeği, Sun gibi karakterlerden şimdiden özür diliyorum. inşallah, gelecek entrylere onlara laflar hazırlarız...
3 sezonu yeni bitiren ben için rüyalara giren dizidir. artık yeterdir, divxler 5 bölüm sonra kendini kapatsın. yoksa her gece jack bana aşık olmasın istemiyorum, jon lok da beni azarlayıp durmasın ne bok olduğunu biliyorum. nefes almak istiyorum artık. daniellede bıyıklarını alsın kate'de ağda var. yeter yaa. titreme geliyor arada, noluyor öğrenmek istiyorum. ayrıca safın tekiyim. her bölümde ne açıklasalara inanıyorum sonra kalbim kırılıyor, içim eriyor. evde biri habire dude diye sesleniyor, tuvaletimden kutup ayıları çıkıyor. artık yeter. dem yu yajop.
beraber yaşa yalnız öl dedi jack rüyamda
oysa bir başımaydım koskoca odada
o adada ne oluyorsa bana söylesinler
hepsinin adı bi tuhaf bunu bilsinler
john locke, james ford, kate austen
böyle senoraya ben kafamı ... huston
2010da biterse ölürüm bunu diyen benjamin
bitirene kosun babası pennyinin
gecenlerde mail boxıma gelen dostlarıma baslıklı mailı lostlarıma diye okutup bir an da panik olmama sebeb olan tum beynimi ve bilicnaltımı ele gecirip icine eden senaristlerini bizzat dovmek istedigim allah cezanızı versin bu kadar da uzun ara verilmez ki anasını satayım dedigimdir.
yayinlanmaya basladigi gunden itibaren bende bagimlilik yapan guzel bir dizidir. en heyecanli yerinde nedense bolum biter. ayrica altyazilarini cevirdigim dizilerden sadece bi tanesidir.