--lost se4ep13/14 spoiler--
o değilde bu adada isimleri others olan arkadaşlara vietkonglular gibi savaşmayı kim öğretti ben onu anlamadım. karşılarında gayet organize bir ekip vardı ki keamy'nin verdiği komutları çözmeleri başlı başına zor mesele. ama adamlar yinede others'ın alan hakimiyeti karşısında çaresiz kaldılar ve yenildiler. ayrıca keamy arkadaşın el bombası ile futbol oynaması gözümden kaçmadı.
aklımda kalan bir diğer mesele jack ve sakalları/saçı. hepimizin malumu adada herhangi bir berber görmememize rağmen jack saçını hep aynı boyutta tutmayı başardı. zaten yetenekli adam dediğin böyle olur. adam adadan kurtulduktan bir süre sonra kendini saldı. sakalları uzattı pejmürde ve alkolik dolandı ama saçlarına gene bir şey olmadı. uzunluk yine aynı. saç metaforunda hep aynı tandansı yakalaması sebebi ile bende derin şüpheler uyandırıyor jack'in saçları. dizinin finalinde olayı jack'in saçlarına bağlarlarsa en az şaşıracağım şey bu olacaktır emin olunuz.
gelgelim sun'a. anında gelen bir u return ile widmore cephesine yanaştı(gibi görünüyor. buraya parantez açıyorum ki lost'un bir çok arkadaşı mor renklere gark eden açılımlarına karşı bir önlem olsun) babasının widmore ile olan kankalığı ise ilerde başka olaylara kapı açabilir. ayrıca kocasının ölümünden jack'i sorumlu tutması ise ayrı salaklık.
sawyer biraderimi de o kadar yüksekten çivileme dediğimiz tabirle kendini okyanusa bırakıp canlı çıktığı için kutluyorum. ada sawyer'a yaramış olsa gerek ki arkadaşları için kendini feda etti.
önümüzdeki sezonun ada temalı olacağı kanaatinin bende ağır bastığı gibi bir cümle ile bir spolier olayının da son cümlesini yazayım gitsin.
--lost se4ep13/14 spoiler--
kanımca jin ölmedi, güvertenin ucuna doğru yönelmişti çünkü. patlamadan kurtulma ihtimali var. ha patlamadan kurtulsa bile denizin ortasında ne yapacak ki, ada bile yok artık, yüzerek gelsin sawyer gibi.. diycektim ki birden botla gemiye doğru giden faradayi hatırladım! faradayjini de alarak bi şekilde ordan kurtulacaktır. faradayden daha çok atraksiyon bekliyorduk biz! bu kadar çabuk biteceğinin sanmam. senaristlerin faradayi denizin ortasında bırakmasının bir sebebi vardır diye düşünüyorum. evet, yeni sezonda jini tekrar göreceğiz bence..
son olarak keamy manyağı helikopterin yanındayken önüne gelen bombayı tekmeleyip uzaklaştırmasaydı, lostilerimizin gitmesi için bir araçları olmayacak ve büyük ihtimalle benjamin daha önce * sözünü tuttuğu gibi, lostilerimizi tekneyle falan göndericekti, biz de bu kadar gemiydi, bombaydı, taşınmaydı gerilmeyecektik. hayır zaten keamy öldü, adamları öldü, gemi patladı, bu acele niye be adam? kovalayan mı var!
hurley: neden ona bentham diyorsun ? onun adı...
sayid: sakın söyleme. izleniyoruz.
finalde gördüğümüz üzere onun adı locke ve bu abimiz bir ay önce de sun' la görüşmüştü... jin' in ölümünden iki kişinin sorumlu olduğunu düşünen sun' a göre bunlardan biri babası diğeri ise locke' unda söylediği gibi benjamin linus (malumunuz ben wildmore' un adamını öldürmeseydi gemi patlamayacaktı).
ayrıca locke, ada dışına çıktığına göre kesin ada da bir şeyler ters gitmiş ve adayı taşımak zorunda kalmış. tıpkı benjamin gibi...
dess ve penny' nin kavuşması süperdi fakat ben bunun uzun süreceğini, desmond' ın arka planda kalacağını sanmıyorum.... ben bir kere daha ortalığı karıştıracaktır ( aman kıyma penny' eee)... bir de jack ve desmond' ın yine yine söyledikleri ' see you another life brothaaa!' boşa gitmez zannımca.
final bölümünün değil bütün bölümlerin, kalplerin kahramanı sawyer'ıma ne olduysa türkiye' ye gelip gittikten sonra oldu... adama bir iyilik bir cengaverlik geldi.
o bu değilde jacob kesin ben in adamı gibi duran gencecik delikanlı görünümlü yaşlanmama özelliğine sahip kazım richards*.hatta 3. sezon final bölümünde ben yanına locke u alıp jacob a gidiyoruz dediğinde bu arkadaş bir anda ayaklanıp hooop noluyor ben kime gidiyorsun sen? bakışı atmıştır benjaminciğime.
dördüncü sezonu da izlememle birlikte beni hayal kırıklığına uğratmış dizidir. çünkü o kadar bölüm adadan kurtulmaya çalışmalarını izledik, dördüncü sezonun sonunda da haydaaaa, adaya geri dönmemiz gerek cümlesiyle sarsıldık.
--spoiler--
son bölümde michael babacan bir edayla jin abimize artislik yapmıştır. bir an " dey tuuuk yorr san, go end bi dı men bi de fada" diyecek gibi geldi.
--spoiler--
yine gelecek ve geçmişe git gel yapacak. şöyle ki locke neden öldü? ada locke'a kaldığı sırada neler yaşandı bunları anlatçek. adada ki diğer vatandaşlar ne yaptılar. claire noldu da kaçıo? bunlara cevap bulcez.
--spoiler--
şimdilik sonuna kadar izlediğim, üstelik her bölümünü zevk ilen sefa ilen izlediğim şahane dizidir de herşey bir yana, eğer ki julieti de kardeşine kavuşturamadan bir şekilde mezara koyarsanız - ki dikkat edin sawyer' a ne olacağı beni gram ilgilendirmiyor- sizi var ya öyle pis boykot ederim ki şu çilekeş hayatımda, öyle iğrenç bi dizi olduğunuzu yayarım ki!..kıllığına önüme gelen herkeze spoiler veririm çevremde..* ayriyetten öyle bi niyetiniz varsa;
GECENiN BiR YARISI DAĞDAKi MEVZiMiZDE BiR YANDAN TERÖRiST BEKLEYiP, BiR YANDAN SOĞUKTAN TiTRERKEN, ASKER ARKADAŞLARIMDAN BiRiNiN;
"ÇAVUŞ SENiN TELEFONU AÇIP KARAKOLU Bi ARASAN, LOST VARDI BU GECE NE OLDU ACABA BU BÖLÜMDE" DEMESi ÜZERiNE
"SIÇTIRMA LOSTUNA, ŞiMDi LOST YÜZÜNDEN BiZ LOST OLACAĞIZ BURDA LAN" DEDiĞiM VE GÖREV DÖNÜŞÜNDE DE BAĞIMLILIK YAPTIĞI GEREKÇESiYLE KARAKOLDA KiMSEYE iZLETTiRMEDiĞiM ANTiPATiK DiZiNiN ADI.
--spoiler--
hatırlarsanız jack, gazetede ölüm haberini okumuş, ondan sonra, o zamanlar içinde kimin yattığını bilmediğimiz tabutun başına gitmişti. şimdi john locke ocianic 6'e dahil değil. eee peki kim ki de ölümü gazetelere haber olabiliyor? hem de jeremy bentham adıyla. *
--spoiler--
4 sezonu 4 güne sığrıp izlediğim zira bi haltın aydınlanmadığı ve dizinin finalinin çok dandik biçimde biteceğine emin olduğum uyku düzenimin ırzına gecen bağımlılık yapan dizi .
4 sezonda yapmadığını final bölümünde yapmıştır. aksiyon filmleri klişelerini aratmamış, 2. hatta 3. sınıf hollywood filmlerinde olmayacak kalitesizlikte gemi ve helikopter batırmış, ada yoketmiştir.
4x9'da sawyer'ın cüneyt arkın kesildiği sahnelerdeki figuran harcamalarında şahsen sinir olmuştum.finalde de gemideki lostie'lerin anlamsızca can simidi giyip etrafa serpişmesini bir o kadar rahatsız edici buldum.tamam, baş karakterler belli sen gerisini siktir etsene diyenleriniz vardır mutlaka fakat şahsen kendimi aptal yerine konuyormuş gibi hissetmenin rahatsızlığı ağır basıyor.
her yapımda olur lost'ta olmaz diyordum bu ayrıntıları.nedenide daha ilk bölümünde milyon dolarların harcanmış olmasıydı malumunuz.fakat ne yazık ki klişe "osursak satar" anlayışı lost yapımcılarına da bulaşmış çok yazık ki.
sawyer'ın helikopterden atlamış olması neden kadın-erkek herkeste bir sawyer aşkı olduğunu açıkça kanıtladı. sahile kadar yüzüp sudan çıktığında da şahin k'yı aratmayarak bizden biri olduğunun altını çizdi.bu yüzden seviyoruz zahir, adam türk gibi.
keamy ve tayfasına gelirsek, black smoke'tan kurtulmuş adamların üç beş numarayla öyle nakavt olabilmesi can sıkıcı diğer bir noktaydı.senaristler benjamin linus'a ezberlettiklerini kendileri pek kolay unutuyorlar herhalde ki geçmişinde orta doğuda görev almış bir asker ve adamlarını böylesine kolayca harcatabiliyorlar.
birde tabii ki herşeyin bir çırpıda çözülmesi değildi beklentim. hiç öyle bir beklentide olmadım da zaten. fakat finalle birlikte senaristlerin kafamızı karıştırdıkları noktaları çözme taraftarı olmadıklarını düşünmeye başladım. adanın kaybolmasını "ada kayboldu" ya da black smoke'u siyah duman diye açıklamalarından korkmaya başladım. önceden bilimsel açıklamaların geleceğine dair olan birinci ağızdan duyduklarımız ve içimizde bu söylemin ferahlığı olunca daha bir keyif alıyorduk, şimdi ise metafiziğin diplerinde gezinen, 3. sınıf gereksiz action'larla dizinin içine eden bir lost'la karşı karşıya olmanın -sadece düşüncesinin bile- altında eziliyorum.
4. sezona ithafen lost bu değil, böyle olmamalı diyor, ocak'a kadar sürecek bekleme süresince bu sayfaya daha çok yolumuz düşecek diyorum. keşke abrahms beylerinde bir düşse...
Just because I'm losing
Doesn't mean I'm lost
Doesn't mean I'll stop
Doesn't mean I will cross
Just because I'm hurting
Doesn't mean I'm hurt
Doesn't mean I didn't get what I deserve
No better and no worse
I just got lost
Every river that I've tried to cross
Every door I ever tried was locked
Ooh-Oh, And I'm just waiting till the shine wears off...
You might be a big fish
In a little pond
Doesn't mean you've won
'Cause along may come
A bigger one
And you'll be lost
Every river that you tried to cross
Every gun you ever held went off
Ooh-Oh, And I'm just waiting till the firing starts
Ooh-Oh, And I'm just waiting till the shine wears off
Ooh-Oh, And I'm just waiting till the shine wears off
Ooh-Oh, And I'm just waiting till the shine wears off..
hakkında teoriler üretilmeye devam eden harika dizi. bu da bugün gördüğüm bir haber:
Terry O'Quinn tarafından canlandırılan John Locke karakteri dizinin başlangıcından itibaren çarpıcı bir figür olarak yer aldı.
Bilim-kurgu ve metafiziğin içiçe geçtiği gizemli bir öykü anlatan LOST dizisi gösterildiği her ülkede büyük ilgi uyandırdı. Dizinin anlattığı öykü o kadar çarpıcı ve öylesine gizemlerle dolu ki, dünyanın pek çok yerindeki insanlar dizinin anlattığı olaylar hakkında durmaksızın yeni teoriler geliştiriyorlar.
Ancak dizinin yapımcı ve senaristleri de kendi sırlarını titizlikle korumaya devam ediyorlar. Dizinin iki sezon daha devam edeceği düşünülürse, iki yıl kadar bir süre boyunca bu dizide anlatılan öykünün bütününü ve içerdiği kodları merak etmeye devam edecekler.
Dizide yer alan üç karakter (ki bu karakterlerden biri çoktan öldü) aydınlanma çağının çok önemli üç ingiliz düşünürünün adını taşıyorlar.
NEDEN BU iSiMLER SEÇiLDi?
Lost dizisinde ortaya atılan pek soru ve gizem var ki TV başındaki izleyiciler bunları çözmek için uğraşıp duruyor. Anlaşılan o ki dizinin final bölümüne kadar da bu gizemli sorular devam edecek.
Dizideki karakterlerinin isimlerini aldığı ingiliz filozofların kim olduklarını ve felsefe tarihindeki önemlerini açıkladığımızda, Lost dizisinin gizemini çözme yolunda önemli bir adım atmış olacağınıza inanıyoruz.
işte isimlerini felsefe tarihinden alan üç LOST karakteri:
1. Edmund Burke: Bu karakteri (şimdilik) tek bir bölümde izledik. 3. sezonun 7. bölümü olan 'Not in Portland' adlı bölümde Juliet Burke'ün (Elizabeth Mitchell) hayatına geri dönüş yaptığımızda, Juliet'in eski kocası Edmund Burke ile tanışmıştık. Zeljko Ivanek'in canlandırdığı Dr. Edmund Burke, Juliet ile aynı laboratuarda çalışan ama başkalarının araştırma projelerini kendine mal etmeye çalışan hasis ve güvenilmez bir tipti. Kendisine çarpan otobüs yalnızca onun ölümüne yol açmakla kalmamış, Juliet'in için Ada'ya giden yolu da açmıştı.
Gerçek Edmund Burke ise (1729 -1797) irlanda kökenli bir ingiliz devlet adamı ve yazar olup Amerikan kolonilerinin bağımsızlığına destek vermiş ancak Fransız devrimine kesinlikle karşı çıkmıştı. Anglo-Amerikan muhafazakarlık ideolojisinin kurucusu olarak kabul edilir.
2. David Hume: Henry Ian Cusick tarafından canlandırılan Desmond Hume karakteri ilk olarak bir 'inanç ve bilim adamı' olarak görünmüştü daha sonra ise "live together, die alone" (birlikte yaşar, yalnız ölürüz) sözüyle akıllarda ve gönüllerde kendine yer buldu. Desmond'ın daha önceki hayatındaki gelişmeleri izlerken birden gördük ki bu karakterin tam adı David Desmond Hume.
Gerçek David Hume (1711 - 1776) iskoçya kökenli filozof, iktisatçı ve tarihçi olup, Batı felsefesinin en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilir. insan zihninin ve potansiyelinin kavranabilmesi için ilahi bilimlerin yeterli olmayacağını, ancak deney ve gözlemler yoluyla gerçek bilgiye ulaşılabileceğini ileri sürmüş olan Hume, Isaac Newton'ın bilimsel devrimci yaklaşımlarından çok etkilenmişti.
3. John Locke: Aktör Terry O'Quinn tarafından canlandırılan John Locke karakteri dizinin başlangıcından itibaren çarpıcı bir figür olarak yer aldı. Kötürüm olarak geldiği adada tekrar yürüme becerisine kavuşan Locke, adada sakin ve akil bir adam izlenimi verdi. Ancak geri dönüşlerden anladığımız kadarıyla adaya gelmeden önce son derece sinirli ve duygusal bir figür olarak görünüyordu. Dördüncü sezonun finalinde 'Ötekilerin' liderliğine kadar yükselen John Locke 'adada kalmak' konusunda çok ısrarlıydı.
Gerçek John Locke (1632 - 1704) çok önemli bir ingiliz filozofu olarak kendisinden sonra gelen çok sayıda düşünürün zihin haritalarını değiştirmiş ve ingiliz siyasi felsefesinin oluşumuna büyük katkılarda bulumuştur. Liberalizm ilkesinin temellerini atan Locke, bireyin özgür iradesini önplana çıkaran 'deneyci' bir düşünce tarzını savundu. Görüşleriyle hem Fransız devrimini hem Amerikan devrimini etkiledi. Bugün 'bireysel kimlik' veya 'kişilik' olarak nitelendirdiğimiz kavramlar üzerinden insanı inceleyebiliyorsak, bunu John Locke'a borçluyuz.