kendimi ağlamamak için sıktığım film. hayır eğer salıverseydim gözyaşımı rezil olcaktım bizimkilere, ondan sıktım kendimi yoksa hüngür hüngür ağlardım çok güzeldi. başroldeki abimiz çok güzel oynamış çok güldüm vallaha.
bir baba bir oğul'un 2.dünya savaşında yaşama tutunma hikayelerini konu alan nefis filmdir.
amma ve lakin sondaki amerikan propagandası yakışmadı filme.
tipik yahudi acındırması filmi değildir. filmin teması ırk üzerindeki baskılar değil, ırkı yüzünden esir düşmüş ve baskı altındaki bir babanın, oğlunu koruması için yaptığı ince mücadeleyi anlatan romantik bazlı bir filmdir. ana mesajın temasında yahudi olup olmamanın bir önemi yoktur. toplama kampındakiler çinli olsaydı, çinliler üzerinden anlatılırdı mesajı olan filmdir.
Sabahın bu saatinde ilk defa izlediğim film. daha önce neden izlemedim diye onlarca kere kendime sormama sebep olmuştur. Film öyle başlar ki, esas kızı tavlamaya çalışan ve bunu esprili yolla başarılı bir şekilde halleden sempatik bir italyanın hikayesi sanırsınız. ama film ikinci yarısında öyle bir hal alır ki, sizi o gülmekten ağrıyan karnınıza ağlamaktan kramp girmesini sağlar. filmdeki birçok replik müthiş. guido'nun savaşı ve toplama kampını oğluna bir oyunmuş gibi göstermesi ve bin puana ulaşmak için harcattığı çaba çok yaralayıcı. en zor durumda bile ayakta kalıp yapman gerekeni yapıp savaşı oğluna bir oyunmuş gibi göstermek en nazi sempatizanının bile kendisiyle ters düşmesine sebep olabilir. filmde genelde aklımda kalanlar.
filmin ilk yarısındaki adamla şapka savaşına girmesi ve her seferinde şapkasını çalıp kaçması.
maria anahtar diye bağırınca anahtarı camdan atan komşudan dora'yı etkileyeceği sırada anahtarı istemesi.
yine dora'yı etkilerken alman doktora sorduğu bilmecenin cevabını muhteşem yere oturtması.
dora'yı eve bırakırken kuru şapka dilemesi ve şapkasını çaldığı adamın guidonun kuru şapkasını guido'ya vermesi.
ve toplama kampında guido'nun oğluna söylediği bütün o günahsız yalanlar.
Ve son olarak tabiki de: Buon giorno, Principessa!
inanılmaz güzel bir film.eminim çoğu insanın en sewdiği filmdir ki bu sıfatı sonuna kadar hak eder.izlemediyseniz şu dakikadan sonra izleyeceğiniz ilk film olmalıdır.
izlediğim filmler arasında ilk üçte yer alan, ilk yarısını kahkalarla ikinci yarısını gözyaşlarıyla izlediğim etkisinden bir hafta çıkamadığım almanların yahudilere yaptığı katliamı anlatan olağanüstü ve kesinlikle izlenmesi gereken bir film.
Güzel olduğunu söyleyebileceğim bir film. Ama asla harika ve mükemmel değil. Her zamanki gibi insanlar çok abartmış, overrated yani. Yahudilerin çektiği acıları anlatan bir çok film var, bu da güzel ama sadece o kadar.
en iyi film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi müzik dallarında oscar ödülü almıştır. hayatımda izlediğim en güzel, en etkileyici ilk 3 film arasına rahatlıkla girer.
robert bengini resmen yapacağını yapmıştır. bir insan hangi ırktan olursa olsun 'insandır' ve bu düşünceyi öyle güzel aktarmıştır ki filmden insanlara.
Film bana göre, iki kısımdan oluşuyor. Almanların italya'ya gelmelerinden öncesi ve sonrası şeklinde...
Ama 'traji komik' kavramı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
böyle bir filmi bu zamana kadar nasıl olur da izlemem anlayamıyorum. çoğu dram filmi gibi duygu sömürüsü yapmaya çalışmamış. ayrıca komediyle dram resmen dans ediyor filmde. verdiği mesaj ve anlattıkları o kadar güzel ve anlamlıki... duygulanmamak elde değil. helal olsun sana roberto benigni !
--spoiler--
özellikle de alman askerin söylediklerini bir oyunmuş gibi kafasına göre tercüme ettiği sahne bir harikaydı.
--spoiler--
filmde insan hakları ihlalleri üzerine müthiş vurgular yapılmıştır. faşizmin nasıl yükseldiği, çocuklara nasıl aşılandığı vb bir çok şeyin açık şekilde ifade edildiği filmdir.
başyapıt olmayı fazlasıyla hakkeden filmlerden biri . baba oğul ilişkisinden , yahudilerin yaşadıklarını çok iyi yansıtan bir film. roberto benigni nin şahane oyunculuğu da filmi tavanlara taşıyor .ayrıca filmdeki karakteri, hayata bakışı ve ailesine olan sevgisi ile yüzünüzün gülmesini, içinizin ısınmasına neden oluyor.