Bizimki filmin sonunda ağladı diye gönlümde bir yer etmiş filmdir. Ek olarak iki gündür Yutup’tan City of stars dinlediğim de doğrudur. Hatta videonun üstüne sağ tıklayınca bir menü geliyormuş, oradan loop’a tıklayınca repeat sorununu aşabiliyormuşsun iyi mi?! Bu hayırlı bilgiye de ulaşmamı sağlamış film olmuştur.
Dans çekiciliği, ses güzelliği ve görsel yeterliliği birleştirebildiği için Emma Stone’un hakkını vermek lazım. Ryan Gosling de Notebook’ta olduğu gibi bayık bir görüntü çizse de, sesi de pek güzel olmasa da, adam hep ‘bende bir eksilik var’ mesajı verse de izlerken, kimse bu eksikliği bulamadığı için olmuş yani, o da olmuş.
Müzikal olduğunu bilmeden izlemeye başladım, iyi ki de bilmiyormuşum, Negatif önyargılamalarıma maruz kalacaktı ve başlamayacaktım zira. Öte yandan bir daha görüldü ki Mekan, köstüm ve müziğin dibine vurdun mu etki yaratmamak mümkün değil. Yoksa senaryoda anam nasıl da düşünmüş bunu gibi büyük bir sürpriz, vay anasını sayın seyirciler şaşkınlığı yaratan bir gelişme falan yok. Hatta ortada büyük bir aşk da yok, olsa kız adama teppiği vurmazdı, ki çocuk o kadar da destekledi. Bir de asıl abesle iştigal, kız başarıyor, parayı da buluyor. Hani zengin olmasa da doktor, dişçi, basurcu falan zengin birine kaçsa anlayacağım. Zengin kocayı buldu, sonra kendi de mi zengin oldu o net değil ama filmin sonundaki donmuş kurbağa bakışları “sevdiğim adamla hayallerimin peşinde koşmadım da kendimi paraya sattım. Fakir ama ihtiraslı bir aşk yerine, takım elbiseli, özel okulda okuyan sarı saçlı çocuklu bir evliliği seçtim” temasıyla birleşince biraz iğreti durmuş.
Sinema salonunda tüm seyirciler dağıldıktan ve salonda, makine odasında kimse olmadığına karar kıldıktan sonra perde önünde "city of stars" müziği eşliğinde jenerik akarken dans ettiğim doğrudur.
Hala izlemeyeniniz varsa 7'den 77'ye hitap eden bu harikulade film cuma günü vizyondan kalkıyor.
bafta film ödüllerinde de en iyi film ödüllerini almış.
öncelikle bence La La Land abartıldığı kadar güzel bir film değil. Sinema dünyası tüm ödülleri bu filme vererek bir şey deniyor sanırım bilmiyorum. 2002'de Chicago filmi de 13 dalda aday olup 6 ödül almıştı.O da müzikal bir filmdi. Ödülleri almak için müzikal film yapmak resmen bug olmuş. Müzikal iyi hoş güzel severim de, tiyatroda daha güzel. Sinemada eğreti duruyor. La la Land kötü film değil, ama bir baş yapıt efsane de değil. birisine asla bu filmi mutlaka izle demem.
açılış sahnesi için benim gibi "lan bu adamlar bunu nasıl çekmiş acaba" diye düşünenler için biraz olsun merakını giderebilecek iki tane video bırakıyorum.
yalnız o değil de cutları bulabilmek için şu sahneyi yüz kere falan izlemişimdir, sanırım adamlar ciddi ciddi plan sekans çekmiş. bulabilen varsa bana da göstersin.
ilk gösterime girdiğinde listeme almıştım kaliteli bir filme benziyor diye. Bir baktım bizim milleti sarmamış merkezdeki tüm sinemalardan kalkmış. 14 dalda oscara adaymış üşengeçliğimi bir kenara bırakıp , şehrin bir ucundaki sinemaya gittim. Çok abartılıyor gibi geldi bana. Klişe bir senaryo var. Ama yine de hayaller hayatlar diyip insana dokunuyor. 3d li gözlüklerle bol aksiyonla göz boyamaya çalışan kimi filmlerin yanında kalitesiz demek de vicdansızlık olur. insan hayallerinin peşinden giderken on kere , yüz kere , bin kere deneyen mia'da kendini görüyor. Sevgilisi uğruna hayallerini bir kenara bırakan seb'in yumuşacık kalbine bakıyor. Evet klişe belki ama hayat işte hep bir yerden kırgın bırakıyor insanı.
inanılmaz abartılmış bir film. ryan gosling'in mükemmelliğinden başka hiçbir şeyi beni çekmedi hatta filmde baya sıkıldım. konu desen vasat, müzikal desen değil, son 15 dakikası drama döndü bir değişik. sadece sonu "eh işte" dedirtti. birden nası bu kadar büyütüldü de unutulmaz filmler arasına girdi bilemiyorum. ben unuttum bile.
tırt. umarım en iyi film falan seçilmez. oyuncular ödül alır mı bilemem ama film kesinlikle klişeden ölmüş ve über tırt. bir kez daha söylemek istiyorum; tırt.
Film çok güzel olunca veya anlamlı diye fazla dalda adaylık verilmiyor arkadaşlar. onların her biri farklı bi başlık altında farklı konularda adaylıklar. Yani bi filmi izleyip tamam iyi film de 14 dalda adaylık alacak kadar da değil gibi bi yorumu yapmak pek doğru değil.
Şimdi bakarsak adaylıklara büyük beşliyi yani en iyi (film, senaryo, yönetmen, aktör, aktris) ödüllerine aday olmayı hak ettiği zaten çok açık. iki tane orijinal şarkı dalında ve film müziği dalında adaylık da gayet adil. Etti mi 8. En iyi kurgu ve en iyi sinematografi adaylıklarının da o sahnelerarası müthiş geçişleri ve görselliği gördükten sonra gayet hakedildiğini düşünüyorum. 10 oldu bile bak. Kaldı geriye 4 tane. Geri kalan adaylıklar detay ve teknik olsa bile onları da anlatayım. En iyi kostümü yazmaya gerek yok zaten heralde zira film rengarenkti müthiş kıyafetler vardı. En iyi yapım tasarım dedikleri sahnede kullanılan dekorlar ufak detaylar oluyo. Sebastian'ın odası mia'nın odası hollywood sokakları... bunlar müthiş değil miydi yani? Bak 12'ye kadar getirdik. ses miksajı ve ses kurgusu gibi teknik dallardan çok anlamasam da müzikal olduğu için ve müzikleri ses efektleri son derece iyi olduğu için bu ödüle aday olmayı hak edecek ilk film olduğunu düşünüyorum.
Gördüğünüz gibi toplu halde değil de tek tek incelersek hepsinin gayet adil olduğunu görüyoruz. Zaten akademi de ya bu filme 14 adaylık verelim güzel bu demiyor, üyeler ayrı ayrı değerlendiriyor ve böyle bi sonuç ortaya çıkıyor. Film hakkında zaten uzun bi yazı yazacağım ama üşeniyorum. Yukarıda bir arkadaşın yorumunu görünce, toplumdaki bu yanlış algının üzerine bunu yazma ihtiyacı hissettim. Saygılar.
bu yıl izlediğim en güzel film. sağda solda duyduğunuz "overrated" falan gibi yorumları dinlemeyin, izleyin bu filmi.
--spoiler--
inanılmaz açılış sahnesinden filmin sonuna kadar 1 dakika bile sıkılmadım. uzun zamandır bu kadar odaklanmamı sağlayan bir film izlememiştim. müzikler kusursuz, damien chazelle yine caz müziğin reklamını harika bir şekilde yapmış. ryan gosling'in oyunculuğu müthiş, emma stone'un oyunculuğu mükemmel.
filmin 14 oscar adaylığı alması yadırganmamalı çünkü hollywood'un sevdiği her türlü malzeme var filmde. kostüm dizaynı ve en iyi erkek oyuncu(muhtemelen casey affleck alacak çok haklı bir şekilde) dışında bütün dallarda favori benim gözümde.
filmin sonlarına doğru farkettim; akıllı telefonları filmden çıkarsanız çok rahat 60'larda çekilmiş bir film zannederdim herhalde. mekanlar ve kostümler o kadar güzel hazırlanmış ki.
--spoiler--
ayrıca şu film bana hiç hazzetmediğim john legend'ı bile sevdirdi start a fire şarkısıyla.
14 oskara aday olmadan gitmeye heveslendiğim film. film için şimdi şöyle sanatsal böyle sanatsal diye yazmak istemiyorum evet var bir ışık, yok değil. ama 14 dalda oskara aday olacak kadar yok be kardeşim. abartmayın. lütfen gözünüzü seveyim.
film 21. yy da aşkın değil de bireyin önemini anlatıyor bence. hayalinizden vazgeçmeyin, aşkınızdan vazgeçmeyin ise traş. film o sarsıcı duyguyu vermiyor. aşk bu mu oldu? başarılı mı oldular? noldu. ortalama vasat hayatlar. film aşk filmi demeye şahit lazım. adamlar 3 kere yemek yedi 5 kere yattı bir kere de kız için bir şehre gitti diye yılın aşkı mı oldu?
türk filmi olsa kimse suratna bakmaz ama işte elin ecnebisi çekince böyle tapılıyor.
ortalama amerikan filmi diye izleseydim tamam ama öyle oyunculuk şöyle oyunculuk diye önüme koyarsanız kimse kusura bakmasın paparayı yer.
tabii şimdi onların çok umurunda diyorsunuz. umurunda olmaları değil mesele bu entry kızgınıktan çok hüzün içeriyor. populer kültür bizi o kadar yutuyor ki o çekilince aramızdan kendimizi tanımlayacak bir olayımız olmayışına çok üzgünüm. hep populer filmer şarkılar olaylar etrafında dönüyor hayatlar. halbuki gerçekler nerede? gerçek hayat ne lüks içinde olan dubai'de pakstan'lı bir çocuğun hayat mücadelesi mi? savaşlar mı? beyaz saray magazin programları mı? ne? biz kimiz? nereden geldik nereye gidiyoruz. ruhumuzu satmadan. ucuz işlere onu taptırmadan akıp gitsin bu hayat. yılın en iyi filimi buysa film piyasası da mı krizde? la la
kişisel başarı aşkın üstünde mi?
keşke beraber gelişmek için insanlar yollar arasalar. hayat sevince güzelmiş ya.. kuru kuru sevmek olmasın artık bu yaştan sonra ya. seviyorsa yanında olsun karşında olsun ama nefesini hissedecek kadar yakın olsun.
bu senenin oscar soyguncusu olacak gibi, müzikal pek izleyen biri değilim ama damien chazelle yine çok iyi iş çıkarmış* tabi emma stone ve Ryan Gosling'in de hakkını yemeyelim. ayrıca havuzlu partili sahnede Take on Me , I Ran ve Tainted Love duymak ayrı bir güzeldi.
filmi yeni izledim, duygularım ve sinirim daha taze. abi kadının seni ömrüm hayatım boyunca sevicem dedikten sonra, oyuncu olup parayı görüp bir baska adamla evlenmesi ve cocuk yapması beni gerçekten cıldırttı. olmaz böyle şey. birde adamın actıgı jazz mekanına gidip göz göze gelince tribe giriyor. e evlenmeseydin baskasıyla, gitmeseydin baskasına.
--spoiler--
filmin neredeyse tamamı müzik saçma yerlerde danslar var .
--spoiler--
kendimi filme veremedim ama genel anlamda konu fena değil .
baş rol oyuncuları söylemeye gerek yok onlar bir harika...emma stone'un güzelliği tartışmasız çok zarif...
tüm ödülleri silip süpürmüş müzikal ve dram yüklü bir film.
sanatın müzik alanıyla beyaz perdeyi birleştiren filmler çok yapılmıyor yazık ki.
birkaç kelime söylemeden geçmeyeceğim tabi.
müzik; zaten var olan muhteşem sanat dallarını yüceleştiriyor gibi geliyor.
müzikal tiyatro oyunları ve filmlerden bahsediyorum.
filmin tüm soundtrackları ve film müziklerini koleksiyonuma eklemeden çıkmadım salondan.
shazam iyiki varsın hehe.
-----spoiler-----
aşkın yanında güvenin önemini vurguluyor film.
kadın ve adam.
ikisi de kendi hayatlarında aldıkları kararlarda, işlerde birbirlerinin destekçisi.
iş başarılarında birbirlerini kolluyorlar, sıfırdan başlayacakları halde.
sonra bir gün, uzak mesafeler giriyor araya.
o 'güven' kelimesinin gerçekliğini filmin son 15 dakikasında -5 years later- yazısından sonra anlıyorsunuz.
yine kaybeden aşk, kazanan müzik oluyor.
-----spoiler-----
müziği benimsemeyenlerin ilk 10 dakikada salondan çıkacağına eminim.
ömürlerini melodilere adamışların mutlaka izlemesi gereken film.
Sinematografisi/efektler/mekanlar/müzik/kıyafetler çok başarılı ama 14 dalda oscar adaylığı alacak bir film değil fazla abartılmış. Emma stone sıradan oynamasına rağmen en iyi kadın oyuncu oscarını aldı, her zamanki haksızlıklar işte. ryan gosling ise çok başarılı.
gerçekten çok başarılı olan film. yer yer aşk filmi klişelerine ufaktan girizgah yapsa da, kesinlikle göz ardı edilebilecek klişelerdi. altın kürede ki gibi oscar'ı da toplayacak belli ki.
yalnız yönetmenin de 2. filmine bakar mısınız. ilk filmi whiplash'de yine müzik üzerine olan güzel bir filmdi fakat bununla kıyaslanacak gibi değil bence.
sonunda, tarafların hayallerinin peşinden gidip kavuşamamaları hoşuma gitti. tabi baya duygusal bir sahneydi sondaki flashbackler, "böyle olsaydı" sahneleri, ama kavuşamamaları filmi daha etkileyici kılmış.
sebastian'ın jazz müzik ile ilgili söylediği sözler çok hoştu.
ryan gosling zaten müzik ile uğraşıyor onu biliyoruz, fakat emma stone'da müziğe olan yeteneğini gösterdi bizlere.
normalde müzikal filmlerin içine fazla giremem. fazla mükemmel oluyorlar bana göre, yani bir durum oluyor ortada ve hemen o durumla ilgili mükemmel bir şakı söylüyorlar. hem de bütün şehir. insan ister istemez sinemadan çıktıktan sonraki hayatnıı düşünüp canı sıkılıyor. hal böyle olunca filmin içine girmekte zorlanıyor insan. fakat bunda o hissiyatı yaşamadım. belki filmi fazla sevdiğimdendir bilmem ama yaşatmadı. mia'dan veya sebastian'dan, insanın kendinde bir şeyler bulabilmesi çok mümkün. hayallere adanmış hayatlar, belki bu kısım mantıklı geldiği için filmin içine girebildim.
sonuç olarak çok beğendiğim bir film la la land. tekrar tekrar izlemelik olmuş. "gitsem mi la?" diye tereddütte olan dostlara, kesinlikle gitmesini salık veririm efendim.