kimseciklerle paylaşamamak sevdiceğini...
öte yandan, seni kıskanmıyorum çünkü güveniyorum düşüncesi çok saçma geliyor bana. kıskanmanın güvenle alakası yoktur ki?
sevdiğini kıskanıyosan ve dozundaysa tadından yenmeyen duygudur.aynı şartlar altında kıskanılmakta kıskanmak kadar güzeldir. tabi hemcins, not, güzellik gibi salak saçma şeyleri kıskanan insanları hayatım boyunca anlayamamışımdır. (bkz: özgüven eksikliği)
uğruna herşeyi göze alacak kadar seversiniz, aşık olursunuz ona. gözlerinin içine bakmak için tam 1 yıl beklersiniz. elini tutmaya, öpmeye çekinir, onun karşısında utangaç bir çocuk gibi kalıverirsiniz. yeter o gözlerindeki ışık. saatlerce gözlerine bakarsınız sadece. gözleriniz birbirini flu görecek kadar yakın, dudaklarınız birbirine bir nefes mesafededir. hamle yapmazsınız o mesafeyi katetmek için. incitmek istemezsiniz, yaralarına dokunmak istemezsiniz. nasıl olsa yeter size o gözlere bakmak.
sadece 1 hafta geçer onun ellerini bırakalı. tanımadığınız bir adamı ve onun gözlerindeki o ışığı bu kez bir fotoğrafta görürsünüz altına isimleri etiketlenmiş olarak. eminsinizdir ondan arkadaşıdır ama bir yıl boyunca hasretine dayandığınız gözlerdedir o "arkadaş". sevdiğiniz herşeyiniz olduğu halde tutmaya çekindiğiniz ellerindedir o arkadaşın elleri. ve siz yüzlerce kilometre uzakta birlikte ağlarken bir gün omzumda ağlayacaksın ve yaralarımızı saracağız demişken, başka birinin omzundadır onun başı.
ama ona göre kıskançsınızdır. ömür boyu dokunmamayı kabul ettiğiniz o tene bir "arkadaş" dokunduğu için kıskançsınızdır, ondan istediğiniz tek şey olan gözler bir arkadaş için parladığından kıskançsınızdır.
velhasıl uyanmamacasına uyumak istersiniz sadece, rüyanızda o gözleri hala size ait görmek için, onu kendinizden dahi kıskanmak için.
şu saat itibariyle seyrettiğim bir zeki demirkubuz filmi. geç kalmış olabilirim. hem saat açısından, hem de bu kadar zamandır bu filmi seyretmemiş olmam açısından..
aslına bakılırsa uykunun tutmamış olması nedeniyle sarmışımdır..
ayrıca tarafımca özellikle seçilmiş bir filmdir..
çünkü kıskanmak kelimesi, aşka ithaf edilmiş tehlikeli bir duygu çağrışımı yapmaktadır bana.. tehlikeli ama çekici. keza filmi izledikten sonra da kendimle ilgili bir keşfe çıktım.. ki çok fena şeylerle karşılaştım.
mantıktan, akıldan çok uzak bir duygu olmasıyla birlikte yok edici bir duygu olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüz yüze geldim.
genelde her insanın içene bu duygudan biraz serpiştirilmiştir. ayrıca çok tuhaf bir duygudur, kontrol altına alınmazsa eğer, her geçen gün biraz daha büyüyüp, şiddetlenerek kişiye çok zararlar verebilir. dengelenemeyen hali "psikolojik hastalık" grubuna girer ve bazen kıskançlıklar paranoya kökenli olabilirler.
mükemmel bir konu, mükemmel mekanlar, mükemmel cast, mükemmel atmosfer ile yönetmenin çok berbat bir iş çıkarttığı lakin her şeye rağmen izlenmesi şart olan filmdir.
sevgiliyi kıskanmak dışındaki kıskançlık ise bir karakter hastalığıdır. sevgiliyi kıskanmaksa güzel bir duygudur kıskanılanı okşar. kıskanılmak tercih edilir.
öyle bir aile ve ortam düşündüğünüzde ancak o kadar olabilecek kadar iyi bir abi karakteri var filmde. o açıdan müthiş.
ama berrak tüzünataç çok yapay kalmış. bir de kızkardeşin olayını anlatma işini muğlak bırakmış sanki biraz. nereden geliyor bu kin, neyi kıskanıyorsun sorusuna tam bir cevap alamadım.
kalbin hızlı hızlı çarpar sinirlenirsin, kıskandığın kişiyi ve yanındakini bir temiz dövesin gelir ardından da kızın senden özür dilemesini ayaklarına kapanmasını beklersin ama bir bok olmaz. öyle amele gibi kıskanır durursun işte. en ironik tarafı da kıskandın mı? diye sorduğunda