+ mel gibson'ı kadın sanıyordum. mel ismi bana kadın ismi gibi gelirdi. yakışıklı bir abimiz olduğunu sonradan öğrendim.
+ ece ayhan'ı ve edip cansever'i de kadın sanıyordum.
bir insan oğluna neden ece ismini koyar ki? ece kraliçe demektir. ne alaka yani? yok abi bu edebiyatçıların ailesinde bir sorun var. peyami safa da oğluna merve ismini vermiş. diyecek laf bulamıyorum.
Savaşlarda hangi tarafın insanları bilerek öldürdüğünü babama sorardım. O zamanlar kimsenin bilerek insanları öldüreceğine, kendilerine "kötü" ya da "düşman" sıfatı verebileceklerine inanamazdım. Çok safmışım. Keşke büyümesek.
Filler.. Dinozor çağında onlarında nesli bitti sanıyordum. Sonra bi gün bi belgesel denk geldi, kafayı yersin nutkum tutuldu, ağzımın suyu aktı izlerken.
Süheyl ile behzat uygurun şarkı sözlerini " Abdülkadir kurabiye ya da unkapanına gidelim" sanıyordum. Yıllar sonra anladım ki " Ya ramiye ya da unkapanına " imiş.
balkonda çay içer, beraber alışverişe gider, elimizden tutup ablamla beni çay içmeye götürürlerdi. herşey normaldi. ilkokulda resimler çizyordum. anne -baba- gülen güneş...
ama sonra babam gitti. başka bir kadın varmış. o sevdiğim, güvendiğim adam, çizgili pijamalım artık gelmemeye başladı. annem çoktandır mutsuz olduklarını söylediğinde, olanı biteni insanlardan duymaya başladığımda çok şaşırdım.
- Silgi pisliklerini bir araya toplar, buzluğa koyardım. Belki donunca tekrar silgi olur diye olmazmış.
- Babamın ve annemin hiç yaşlanmayacağını sanıyordum.
ufakken allahın bildiği tek dili türkçe sanıyordum. sadece türkçe konuşulanları anlıyo diye düşünüyodum. bir gün anneme yabancıları nasıl anlıyo allah baba? diye sormuştum. çocukluk güzel çocukluk masum.