Ahzab suresi 50. Ayet de şöyle deniliyor : Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.). Bilmiyorum bazı şeyler benim mantığıma uymuyor.
indiği dönemin en iyi edebi metni olduğu için insanlar, okuma yazma bilmeyen bir insanın ağzından dökülen bu eşsiz kelimeleri bir sihir olarak bile nitelendirmişlerdir.
Allah, kur'an-ı kerimdeki ayetlerinde de bu metinlerin benzersiz olduğunu bir çok kez vurgulamıştır.
kuran'da hata vardır diyenler cahil olduğunun kanıtını sunuyor resmen kuran'ı bilmiyorsunuz ayetlerdeki mucizeleri anlamıyorsunuz sonra burda hata var diyorsunuz he he alemlerin rabbi sizin kadar düşünemedi (hâşâ).
müslümanların anladığı dilde okumasının yasak olduğu kitap. Anlayarak okusaydık şimdi müslüman dünyası çok farklıydı. Ulan emeviler ıslami doğmadan yayılmadan bitirdiniz. Bugün it köpek Islama laf atıyorsa bunun sebebi Sizsiniz.
AllaH'ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa ilâhi fermanı olan Kur'an, 23 senede âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur.
Peygamber Efendimiz kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı.
Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler.
Gelen âyetin hangi surede yer alacağı, Kur'an'ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamberin sağlığında Kur'an'ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail
(A.S.) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize yeni baştan okurdu.
Efendimizin vefat ettiği yıl Hz. Cibril Kur'an'ı Peygamberimizle 6 ayda bir olmak üzere iki sefer okumuşlardı.
Nazil olan ayetler ve sureler belirli bir sıra ile gelmiyordu. Bir sure tamamlanmadan başka bir sure inebiliyor ve ayetler de belli bir sıra takip etmiyordu. Hz. Muhammed (asm) Cebrail'in (as) Allah'tan (cc) getirdiği emirleri deri parçası, hurma yaprağı, düz taş parçası, kürek kemiği gibi küçük parçalara yazdırıyordu. Ve Cebrail (as) her ayet geldikçe Hz. Muhammed'e (asm) konacağı sureyi ve sure içindeki yeri de öğretiyordu.
Surelerin Kur'ân içinde takip ettiği sıra Hz. Osman'ın (ra) halifeliği zamanında ashapla istişare edilerek belirlenmiştir. Hz. Ebu Bekir'in (ra) halifeliği zamanında Hz. Ömer (ra) savaşlarda kurra hafızlarının şehit edildiğini ve bundan dolayı Kur'ân için endişeye kapıldığını söyledi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz'in (asm) vahiy kâtibi olan ve Kurân'ı ezbere bilen Zeyd bin Sabit'i (ra) ve muhacir ve ensardan oluşan on iki kişilik istişare heyetini Kur'ân nüshalarını bir araya getirmekle görevlendirdiler.
Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Zeyd'e (ra) Kurân'ı bir araya getirirken hafızasına güvenmemesini, her ayet için yazılı iki şahit istemesini şart koştu. Ve yanında yazılı Kur'ân nüshası bulunduranların, bunları Hz. Zeyd'e (ra) teslim etmesini istedi. Getirilen yazılı nüshalarını Hz. Muhammed (asm) tarafından kontrol edilip edilmediği hususunda yemin ettiriliyordu.
Sonuç olarak Kur'ân surelerinin şu andaki düzenine Hz. Osman'ın (ra) halifeliği sırasında ashapla istişare edilerek karar verilmiştir.
Kur'anı Kerim' in surelerinin sıralama ve çoğaltılmasının Hz. Osman zamanında yapıldığı açıklanır. Orada Hz. Ali'nin elinde bulunan bir Kur'an'dan bahsedilir, hatta bir de ibni Mesud'un nüshasından söz edilir. Doğrudur. Aynı kaynaklar, Hz. Ali ve ibni Mesud'un Kur'an'larının da, diğer Müslümanlar'ın elinde ve ezberinde olan Kur'an'ların aynısı olduğunu, tek farkın sure sıralamasından ibaret olduğunu beyan eder.
Hz. Ali, Kur'an ayet ve surelerini iniş sırasına göre sıralamıştır. Hatta yalnız Hz. Ali değil Sahabiden ibn Abbas, Cafer es-Sadık gibilerin elllerinde iniş sırasına göre bir araya getirilmiş Kuran vardı. Dolayısıyla, bu sıralamada o zamanki sosyal gelişme ve değişmelerle Kur'an arasındaki ilişkiyi izlemek mümkündür.
Hz. Osman zamanındaki sıralamada sureler iniş sıralarına göre değil, uzunluk sıralarına göre tertip edilmiştir. Ancak bugün her surenin iniş sırası da bilinmektedir. Nitekim iniş sırasına göre, yani Hz. Ali'nin terkibi üzere yapılmış Türkçe Kur'an meali de vardır. Kur'an ilimleri ile ilgili kitaplarda, hatta bazı meallerin baş tarafında, surelerin iniş sıraları ve bugünkü tertip sıraları rakamla gösterilmiştir. Yani Hz. Ali'nin Kur'an nüshası da bugünkü Kur'an nüshasının içinde, ta kendisidir. Çünkü surelerin iniş sırasına veya uzunluk sırasına göre tertip edilmesi, esasta, yani Kur'an metninde hiçbir değişmeye sebep olmamaktadır.
Keşke piyasada en az resmi sıralama kadar nüzül (iniş) sıralamasına göre basılmış Kuran olsa!
90 civarında süre Mekke'de indi (Mekki), 24 kadar süre de Medine'de indi (Medeni).
Bakara süresi, iniş sırasına göre 87. süredir.
Bundan önce 90 küsür süreyi okumamışsanız Bakara süresini anlayamazsınız.
Onun içindir ki Kuranı nüzul sırasına göre okumanın çok daha faydalı olacağı kanaatindeyim.
Fatiha, başından sonuna kadar bir defada ilk indirilen süredir.
Fatihadan önce başka ayetler indi ama peyderpey indirildi ve sonra Cebrailin işaretiyle hangi ayet hangi sürede olduğu tesbit edilmiştir.
Toplu halde bütün olarak indirilen ilk süre Fatiha süresi olması ve mesajlarının da dikkate alınması hasebiyle Kuranın resmi sıralamasında ilk süresi olmuştur.
Fatiha, açılış, açan, bir anlamda da anahtar demektir.
Her ayetinin Kuran da yüzlerce ayette karşılığı vardır.
Onun için 5.sırada indirildiği halde ilk sıraya konmuştur.
Sonra öneri yaparak denmiş ki ayet sayısına göre sıraya koyalım, uzun süreden kısa süreye doğru sıralansın.
Kuranı okuyan kişi her şeyden önce niçin okuduğunun farkında olması lazım.
Hikâye okur gibi Kuran okunmaz.
Kaldı ki hikâyenin de bir seyri vardır.
Sondan başlayarak hikâye okunmaz.
Kuran okuyan, Allahın mesajlarının ne olduğunu öğrenmek için okumalıdır.
Kuranı iyi anlamak isteyenler nüzul sırasına göre okuyup anlamalıdırlar.
Böyle olunca Kuranın hangi konuya hangi sırada değinip nasıl önem verdiğini anlayacaktır.
Hangi kavramların zaman içinde hangi anlam zenginliğine kavuştuğunu görecektir.
Önce imanla ilgili ayetler, sonra savaş ayetleri mesela.
inançla ilgili ayetleri okuyup anlamadan direk savaş ayetlerini okumak doğru olmayacaktır.
Yani önce Mekki sonra Medeni süreler okunmalıdır.
Böyle olursa bileceksiniz ki
a-Mekki sürelerde genel iman ilkeleri var
b-Mekki sürelerde genel ahlak ilkeleri var
c-Mekki sürelerde genel kainat kitabına dair göndermeler var.
d-insana yönelik göndermeler var.
insan, kâinatta bir kitaptır.
Kâinat kitabına göndermeler yapılır buradan yaratana işaret edilir.
Yani yaratılmıştan yaratanı bulmak.
Eserden Müessire ulaşmak.
Ayrıca kıssalar var Mekki sürelerde.
insanlık tarihinin özetini verir Mekki süreler.
Pek çok peygamberin hayatlarında önemli kesitlerinin yer aldığı sürelerdir Mekki süreler.
Eski insanlar şöyle şöyle yaşadı, iyilerin mükafaatı şöyle, kötülerin cezası da şöyle oldu gibi.
Siz bu örneklere bakıp kendi yerinizi tayin eder peygambere uymada safınızı seçersiniz.
Mekki süreler hayatın temelleridir.
Önce neye inanılması, niye inanılmasını öğretir Mekki süreler.
inanmanın sonucunu, inanmamanın sonucunu öğretir.
Kâinat kitabına, insanlık tarihine ibret alıcı bir mantıkla sizi yönlendirir.
Medeni Sürelere Gelince,
Artık toplumsal hayattan bahsedilir.
Ferdi bazında ibadetten, en az iki kişiden oluşan muamelattan, karşılıklı ilişkiden, toplumlar arası ilişkilerden, aile hukukundan miras hukukuna kadar.
Devletlerarası savaş ve barışa kadar bütün ilişkiler Medeni sürelerin konusudur.
Böyle olunca Kuranı anlamış olursunuz.
Tavsiyem odur ki birden fazla meali nüzül (iniş) sırasına göre not tutarak okumanızdır.
Bundan sonra da tefsirleri okumanızı tavsiye ediyorum
tarihsel sıralamada ilk sure Alak ve son sure Nasr kabul edilir.
Yoksa onu Muhammed uydurdumu diyorlar? Deki; haydi sizde onun denginde bir sure getirin. Bu konuda Allah tan başka çağırabileceğiniz kim varsa onlarıda yardıma çağırın. Sözünüzde samimi iseniz bunu yapın.
insan aklı, kuran gibi tutarsızlıklarla dolu bir kitabın tanrı'dan gelmiş olamayacağını anlayacak güçtedir. şimdi sizlere bu "kutsal" kitaptan bir demet sunacağım. hadi başlayalım.
**kuran kime gönderilmiştir: bazı ayetlere göre; " mekke ve çevresine"; bazı ayetlere göre "arap kavmine"; bazı ayetlere göre "gönlü islama yeni açılmış olanlara"; bazı eyetlere göre ise " tüm insanlığa" gönderilmiştir.
" ey muhammed ! bu kitabı şehirlerin anası mekke ve
çevresini uyarman için indirdik." (şura 7)
" ey insanlar ! rabbinizden size apaçık delil geldi. artık
bu kurana uyun. (nisa 174)
gibi, ayetlerdeki çelişkiler muhammed'in güçlenmesiyle doğru orantılıdır.
** öğlenleyin kuşluk uykusundan kalkmak istemeyen muhammed: muhammed'in öğlenleyin yatmak gibi bir geleneği vardı. ve uykusundan kalkmak istemezdi. muhammed'i de, peygamber sanan zavallı cahil insanlar muhammed'in kapısının önüne toplanır ve onu çağırırlardı. bu durumdan çok sıkılan muhammed kuran'a şu ayeti koymuştur.
" ey muhammed ! sana dışarıdan seslenenlerin
çoğu cahil insanlardır. eğer onlar senin dışarı
çıkmanı bekleselerdi, şüphesiz ki bu çok daha
hayırlı bir iştir." (hucurat 4-5)
**kendi sesinden yüksek sesle konuşulmasını istemeyen muhammed: artık muhammed giderek öyle bir hal almıştır ki, kendi sesinden biraz daha yüksek sesle konuşanları dahi tehamül edemez hale gelmiştir. bu yüzden kuran'a şu ayeti koymuştur.
" ey inananlar ! seslerinizi peygamberin sesinden yüksek
tutmayın. seslerinizi peygamberin yanında kısın
bunda sizin için bir çok mağfiret vardır.(hucurat 2-3)
**camide kendisine yer açılmasını istiyen muhammed: günlerden birgün muhammed camiye gider. halk camiyi doldurmuştur.
ve muhammed minber'ine gitmekte zorlanmıştır. ve bunun bir daha olmaması için kuran'a şu ayeti katar.
" ey inananlar ! camide size 'yer açın' denilince hemen
yer açın ki, allahta size cennette yer açsın."(mücadel 11)
**muhammed'in yanına gelenlerden sadaka istemesi:
" ey iman edenler ! peygamberin yanına çıktığınız
zaman ona sadaka taktim ediniz."( mücadele 12)
**misafirlerini kovmak için bahane arayan muhammed:
" ey inananlar ! eğer peygamberin evine yemeğe
cağrılmadıysanız, sakın yemeğe kalmayın. lafa
dalmadan hemen dağalın. bu haliniz peygamberi
çok üzer. " ( ahzab 53)
** alehine konuşulmasını önlemek maksadıyla muhammed, tanrı'nın herşeyi işittiğini ve gördüğünü söylemesi: gizli konuşmaları ve fısıldaşmaları kendi huzuru ve güvenliği için tehlikeli bula muhammed, kuran'a şu ayetleri koyar.
" ey iman edenler ! aranızda gizli konuşacağınız zaman
sakın peygambere karşı gelmeyi fısıldamayın."(mücadele 9)
"gizli konuşmalar şeytandandır. sırf iman edenleri üzmek
içindir." ( mücadele 10)
** muhammed'in bizzat kendisinin büyüye inanması:
"ey muhammed ! de ki: yarattığı şeylerin şerrinden
karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere
üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı
vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın rabbine sığınırım."
(felak suresi 1-5)
görüldüğü gibi, muhammed'in bizzat kendisi büyüye inanmış bir kimsedir. bu yüzden şöyle demiştir.
"... düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden ... tanrı'ya
sığınırım. "
** kendisini peygamber olarak kabul etmeyen amcasına hakaretler yağdıran muhammed:
" ebu leheb'in elleri kurusun, yuh olsun ! ona, o alevli
bir ateşe atılacaktır. karısıda ona odun taşıyacaktır.
(tebbet 1-4)
** muhammed'in içkiyi yasaklaması:
" ey inananlar ! sarhoş iken namaza yaklaşmayın"( nisa 43)
" sana içkiyi sorarlar. deki: onda hem fayda, hem de zarar
vardır." (bakara 219)
" ey müminler ! biliniz ki, içki size haram kılındı."(maide 90)
kuşkusuz üç ayette bir biriyle çelişiyor. çünkü bu ayetler muhammed'in günlük siyasetinin ürünüdür. muhammed'in içkiyi yasaklamasının asıl nedeni; 1) sarhoş insanların emre itaat'te aciz oluşu 2) savaş sırasında gerektiği gibi savaşılmaması...
hatırlanacağı gibi birinci dünya savaşında, ingiliz askerleri savaşın şiddetinden kaçmak için bol bol içki içer ve cepheye öyle giderlerdi. bu içkinin içilmesinin asıl nedeni savaşın biraz daha kolay geçmesidir. yani bir nevi afyon görevi üstlenmesidir. işte arap topraklarında da bu olmuştur. ama muhammed buna izin vermemiştir.
** muhammed'in tanrısı çelişkili bir kafa yapısına sahiptir:
" ey muhammed ! onlara bir iyilik gelirse: 'bu allah'tandır' derler.
bir kötülüğe uğrarlarsa 'bu senin tarafından' derler.
ey muhammed, de ki 'hepsi allah'tandır. " (nisa 78)
" ey insan ! sana ne iyilik gelirse allah'tandır, sana ne
kötülük gelirse kendindendir.( nisa suresi 97 )
** korkutucu peygamber gönderen korkutucu bir tanrı:
" ey muhammed ! sen ancak bir korkutucusun." (araf 184)
" ey muhammed ! bu kuran'ı sana korkutasın diye
göderdik." (ahkaf 12)
** muhammed'in tanrısı insanları pek sevmez:
" insan gerçekten pek nankördür...gerçekten o
menfaat'ine pek düşkündür. ( isra 67)
" canı çıksın o insan'ın; o ne nankördür." (abese 12)
" onlar aslandan kaçan yaban eşekleri gibidir. "(müdessir 48)
" ... o soysuzlukla damgalanmış kişiye aldırış etme" ( kalem 10)
" onlar şüpesiz davarlar gibidir. hatta davarlardan da
aşağıdırlar." ( furkan 44)
" siz allah'tan başkasına taptıklarınız cehennem
odunusunuz." ( enbiya 98)
" ey iman edenler ! müşrikler ancak pisliktir." (tevbe 28)
" hoşt defolun oraya, bana söz söylemeyin " (mümunum 105)
" onlar hayvanlar gibi hatta daha da sapıklar. ( araf 176)
" seni çirkin kötü huylu soysuz." ( kalem 13)
" canı çıksın onların." (buruç 4)
" sesini kes, çünkü; seslerin en çirkini eşeklerin sesidir."
" kahrolası insan o ne nankördür. canı çıksın onun."
gibi hakaretler savurmasının yanında aynı tanrı şunu da söyler.
" tanrı dileseydi siz puta tapmazdınız. "( enam 106)
" tanrı dilediğini müslüman yapar, dilediğini kafir."
( enam 125)
** savaştaki ganimeti kendine isteyen muhammed:
" ey iman edenler ! ganimetler allah'ın ve peygamber'indir."
( enfal suresi 41 )
** eşlerini bir mal gibi ebediyen kendine zimmetliyen muhammed:
" ey inanalar ! peygamber eşlerini nikahlamanız asla
caiz değildir. bu çok büyük bir günahtır. (ahzap 53)
** eşlerinin başka erkeklerle konuşmasını engelleyen muhammed:
" ey inananlar ! peygamberin eşinden bir şey istiyeceğiniz
zaman perde arkasından isteyiniz. ( ahzab 53)
bu ayet, bana bertnard russell'in şu sözünü hatırlattı.( lütfen burayı dikkatli okuyun )
" viktoria çağının başlarında, bir kadının ayak bilekleri
insanı baştan çıkarmaya yeterdi. ama günümüzde kadının
bacağı baldırına kadar açılsa dahi insanlar hiç birşey
hissetmez.
bu sadece giyim modasına bağlı, eğer çıplaklık moda
olsaydı, kadınlar bize daha çekici görünmek için
giysi giyinmek zorunda kalacaklardı. yani cinsel
cekicilik ne kadar çok kısıtlanırsa, insanları kışkırtmak
için o kadar az şey yeter."
diyerek konuyu burda bitirelim, zira kuran'daki hataları saymaya kalksak bir ansiklopediyi bitiririz...
inanıp inanmamak kalpte biten bir olaydır. iman edip etmemek kişinin kendisiyle ilgilidir. Bu yüzden insanların inanmalari için kendimi paralaSam da sonuç değişmeyecek. Ama söyle bir gerçek var ki;
inanmayan bir insanın kendi fikrince kurani Kerim'den çıkardığı, çelişki olarak, saçmalık olarak gördüğü seyler, bir başkasının inanma sebebi, imanini güçlendirme vesilesi olabiliyor. Öyle de mübarek bir kitabım var. Nitekim tevbe süresi 124. Ayet de bu durumu açıklıyor.
işte öyle evrensel ki o zamanlardan bu zamanlara kuran bir örnek, bir rehber. Çünkü insan her zaman aynı insan, inkar aynı inkar, iman da aynı iman...
Şimdi , yukarıda one sürülmüş her ayete uygun açıklama yapabilirim. Mesela, Hz peygamberin ilk başlarda getirdiği bir mucizesi yoktu. Etrafindakiler de madem peygamberlik iddiasında bulunuyorsun o zaman mucize yap. Dediler. O da dedi ki mucize allah katında. Ben istediğim anda bir mucize cikaramam. Sadece bir uyarıcıyim.
TaBiki her Peygamber'e verilen mucizeler gibi, zaman ve mekana göre allahın uygun gördüğü anlarda o'na da mucizeler verildi. Ayın ikiye yarılması gibi...
Ayetler birbiriyle çelişmiyör. Tam tersine birbirini izah ediyor ve tamamlıyor.
inanmıyorsa bi insan inanmasın ama böyle mükemmel tüm zamanlara hitab eden bir kitapta çelişki arayacam derken saçmalamasin yahu. Çelişki yok çünkü. Yok.
Muslumanin hayat rehberi.
Celiski diye one surulen ayetlerde buyurmus ki;
Allah önce göğü yaratmış. Sonra yer yüzünü.
Daha sonra da zaten yaratmış olduğu göğü düzenlemiş. iki âyet arka arkaya gayet açıklayıcı.