Bir şeyler eksik gibi. Müthiş bir o eksiği tamamlama heyecanıyla doluyum. Ama tam olarak ne eksik kestiremiyorum ya feci halde bitkinleşiyorum. Yaza dönmek, erken uyanmak, yürümek, kahvaltı yapmak sonra da ne yapacağımı seçmek konusunda özgür olmak istiyorum. Özgürlüğüm evle sınırlı kalsa yeter. Dizi izlemeyi tercih edebilmek istiyorum.
Sonra öğlen olsun. Öğlenleri çok sıcak olsun. Markete gidip gelirken bile güneşten yanayım. Buz gibi bi şey almış olayım marketten. Arkadaşım gelsin, Sandviç yapalım. Sandviç de soğuk olsun. Salak salak içi bomboş şeyler izleyelim. izlerken oje sürelim. Akşam olsun. Annem eve gelsin. Yürüyelim. Balkonda oturalım. Dondurma alırız belki. Öyle şeyler yapalım. Dinlemek bu demek bence.
Zorlandığım zamanlardayım. Nasıl çare bulacağım bazı şeylere bilmiyorum. Kendimi sıkmam ve çaba göstermem lazım, eğer isteklerim olacaksa bunun için uğraşmam ve fedakarlıkta bulunmam gerekir. Öncelikle şu üzüntümden sıyrılmak istiyorum ama uzun zamandır başaramıyorum.
Yaşamak için çalışmak lazım çalışmak için sağlık.
Aylak olma özgürlüğü ruhumuzda tavan yapmışken onu anlatmak için yeterli kelimeleri bilsek de karşılığını bulamıyoruz.
Ruhumuz sus pus.
Soğuklar ve karamsarlıklar içerisindeyiz.
Dışarı bu kadar soğukken macera aramak yürek ister.
Soğuk hayatın nankör ve umursamayan sokaklarında var olma savaşı verirken hala kendini bir yerde tanımlayamamak biraz bizim suçumuz birazda hayatın bize yeterli güveni vermemesi yüzündendi.
Sağlık problemlerini beklemek kehanetlerde yazılan bir gerçekti.
Orta sahada karşılayıp araya sızan pas alışverişlerinde gerekirse kırmızı kartlık müdahaleler yapmak için kafamızda taktik çalışıyorduk.
Aylak olma özgürlüğümüz çok önceleri bizden alınmıştı.
Kafamızdan tahtaları eksiltmişlerdi ama bizim haberimiz yoktu.
Yalın ayak,yırtık pırtık kıyafetlerle geziniyorduk.
Modern anlamda beyaz kumaştan yapılı deli gömleklerimiz yoktu.
Delirdiğimizi ne biz nede hayat fark ediyordu.
Boşa kürekler çekiyorduk,etrafımızda turlar atıyorduk.
Üzerimizde ne bir deli mutluluğu ne bir iş yapmanın huzuru nede geleceğe dair bir umut vardı.
Yapacağım çok iş vardı.
Yapacaklarımın hayaliyle yanıp tutuşurken sırası geldiğinde erteleme işini çok seviyordum.
Sevmiyordum aslında boyun eğiyordum üşengeçliğime.
Bir sürü yapacağım işim vardı kafamda.
Kendimi tanıtmak için kuracağım cümleleri sıralamaya başladığımda karşımdakinin kafasının karıştığını sezinleyip kapı yüzüme kapandığında kendi kendime konuştuğumu fark ediyordum.
Fazla konuştuğunu anlama hissi rahatsız ediyordu bilinç altını.
Anlatacak çok şey varken anlayabilecek kitleye ulaşamamak boş tiyatro sahnesinde tek başına oynayan adamın hissettikleri gibiydi.
Yapacakları olanın yapacaklarını düşlerken kendini çocuk heyecanlarında özgürce ifade edip beğeni beklemeyen çıkarsız davranışlarında;
Yapmak istediklerimizi yirmi dört saatin içerisine sığdıramıyorduk.
Çalışma saati,uyuma saati ve içki içip yazma saatleri.
Dinlenme,hayal kurma ve beslenme anları.
Dinlemeye çalışıyorum etrafımda ki insanların anlatmaya çalıştıklarını.
Uyumak için boş zaman kollarken elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Bir yandan mutlu etmeyen ve mutlu olmayan hayat.
Sanat yapmaya çalışırken balçıkların içerisinde kulaç atmaya çalışıyorum.
Kollarıma bacaklarıma dolanan yosunların içinde kendim gibi davranmaya çalışıyorum.
Yapacağım çok iş vardı.
Yapacaklarımın hayaliyle yanıp tutuşurken sırası geldiğinde erteleme işini çok seviyordum.
Sevmiyordum aslında boyun eğiyordum üşengeçliğime.
Bir sürü yapacağım işim vardı kafamda.
Kendimi tanıtmak için kuracağım cümleleri sıralamaya başladığımda karşımdakinin kafasının karıştığını sezinleyip kapı yüzüme kapandığında kendi kendime konuştuğumu fark ediyordum.
Fazla konuştuğunu anlama hissi rahatsız ediyordu bilinç altını.
Anlatacak çok şey varken anlayabilecek kitleye ulaşamamak boş tiyatro sahnesinde tek başına oynayan adamın hissettikleri gibiydi.
Yapacakları olanın yapacaklarını düşlerken kendini çocuk heyecanlarında özgürce ifade edip beğeni beklemeyen çıkarsız davranışlarında;
Yapmak istediklerimizi yirmi dört saatin içerisine sığdıramıyorduk.
Çalışma saati,uyuma saati ve içki içip yazma saatleri.
Dinlenme,hayal kurma ve beslenme anları.
Dinlemeye çalışıyorum etrafımda ki insanların anlatmaya çalıştıklarını.
Uyumak için boş zaman kollarken elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Bir yandan mutlu etmeyen ve mutlu olmayan hayat.
Sanat yapmaya çalışırken balçıkların içerisinde kulaç atmaya çalışıyorum.
Kollarıma bacaklarıma dolanan yosunların içinde kendim gibi davranmaya çalışıyorum.
O kadar çok terk edilmiş o kadar yenilgiye uğramış bir adam olarak söyleyeceklerimi kimsenin umursamadığını bilerek hala yazmaya devam ediyorum.
Yazdıklarım benim geçmişi hatırlamalarım ve tepki vermelerim.
Tepkisiz kalmanın insanı insanlıktan çıkaracağının bilincinde olarak kafamın içerisinde düşünceler ordusu biriktiriyorum.
Ergen dönemlerinde aynadaki benle büyüdükten sonra kendimle dünya savaşını ilan ettiğimde en yakın dostumun kendim olacağını bilmiyordum.
Hayat boyunca şekillenen davranışlarımın geri vitese bağlamayan durumlarında dimdik duruyorduk kendi hayal ürünü olan bağımsız nefes alış verişlerinde.
Kendi yağıyla kavrulup kendi çapında ellerini cebine sokup yeteri kadar özgürlüğü olan insan olarak kafasına takılan düşüncelere cevap bulmaya çalışıyordu.
Çok terk edilmişti ve terk edenlerin tercih ettikleri ondan güzel değildi.
Yenilgiye uğramışlığı onu güçlendiren tarihsel bir lanet gibiydi.
Hatırladıkları sabah olana kadar etkisini yitirse de kafasının içerisinde hatırladığı her şeyi sıcak tutmaya çalışıyordu.
Loş bir ortamın içerisinde çalışma masasında kafamda kurgular üretip yazma marifetiyle kayda geçiriyorum.
Odayı ısıtan aydınlığın yanı başında kendimi garantide hissediyorum.
Saçma sapan engellerle uğraşmıyorum.
Geceleri uyumuyorum.
Gece saatlerinde alkol alıp sert müzikler dinliyorum.
Tavı geldiğinde motive olup yazıyorum.
Senaryolar,romanlar,denemeler ve rock yıldızlarına ilham veren sözcükler bu mütevazi odadan çıkıyor.
Banka hesabıma bir sürü para yatırıyorlar ve ben sandalyeden kalkmadan evimi geçindirip yatırımlar yapabiliyorum.
Gün ışığı dolu saatler uyuyup kendimi geceye hazırladığım saatler.
YENi YILDAN BÖYLE BiR YAŞAMI DiLiYORUM.
Biliyorum benim böyle bir hayatım olmayacak.
Ama ben gündüz deli gibi çalışıp güneş battığında hayali gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım.
Yine size burada hayatın mutsuzluk olduğunu boktan şeylerle uğraştığımı hatırlatacağım.
Tıpkı sizin gibi anlamsız şeylerle uğraşıyorum.
Anlamsız şeylerin fayda getirmediği gerçeğini anlamak için farkına varmak gerekiyor.
Kutsal hayatımızın içerisine sakladığımız istek ve temennilerimizi eritip evden dışarıya yakışıklı bir kıyafetle çıkıyoruz.
Yüzümüze yapışan gülümsemenin karamsar bayrağında düşüncelerimizi kendimizi seyrettiğimiz aynalarda görmüyorduk.
Düşünceler karınca orduları gibi yüzümüze tırmanıyordu.
Saç diplerini kaşındıran kafaları kurcalayan bildiklerimizin gerçekliğinde gülümsemek rol yapma alışkanlığımızdı.
Ölüm yatağındaki hastayı ve bir çocuğu kandırır gibi akıcı olmayan cümleler kuruyorduk.
Hayat satılması gereken ticari bir mal değildi.
Orasını burasını süsleyip kör alıcıya verilmesi gereken bir şey değildi.
Kötüydü işte senaryo.
Senaryo belki güzel yazılmıştı ama oyuncularına kötü bir son biçilmişti.
Ödüller alacak bir hikayenin farkına varamayacak kadar yalnız olan isimsiz karakter oyuncularıydık.
Amaçsız bir pazar günü gibiydi.
Yıl başı sabahının boşlukta hissettiren anlamsız duygularında ölü çiçekler gibi sebebini bilmediğimiz tuhaflıklar içerisindeydik.
Depresif duyguların kollarında kış sokaklarında üşümüyor aksine yakan hava üzerinde ki kat kat kıyafetlerin ardında bunaltıyordu.
Yüzümüze yansıtmadığımız mutluluklar ara sıra aklımıza düşüyor.
Mutsuzluğun sebebini alkol alırken tükettiğimize bağlıyorlar.
O kadar mutlu olup o kadar mutluluk hormonu salgılayıp sabaha kullanacak bir şey bırakmıyor olmak sebepmiş.
iyide sarhoşken mutluysak ve sarhoş değilken mutlu olamamanın sebebini bu kadar basite indirgemek doğru olmasa gerek.
Bence hayat kendisine aşık olunamayacak kadar çirkin ve biz ona sadece sarhoşken katlanabiliyoruz.
Şansızlıkların hepsini üzerimize çekme konusunda kimsenin bizimle yarışamayacağı becerilerimiz vardı.
Kendimizi en iyi hissettiğimiz anlarda bile bir şekilde ağaca duvara toslardık.
Bu tür talihsizliklerin aslında bizi daha büyük tehlikelerden koruduklarını ve bir nazar boncuğu gibi uyarı mahiyetinde olduğunu söylüyorlar.
insan düşündükçe kafasının içerisinde okyanuslar oluşturuyor.
Rüyalarında kara suların içerisinde boğulduğunu ve anlamını kaybettiğini görüyorsun.
Ya daha kötüsü olsaydı fikri kafanın ve gönlün içini zehirleyen seni büyük denizlerde tahta parçasına muhtaç eden akıl karışıklığı.
Seni seninle ve kaybetmek istemediklerinle tehdit etmek adil olmayan bir savaşta seni mecburiyetler içerisinde bırakmak.
Her zaman kaybedeceğini düşünerek bir şekilde mağlubiyetleri çağırmak kaçamadığımız son gibi.
Kafamız çalışma kapasitesine yaklaşıp yaşlanmaya başladığımızda anlamaya başlıyoruz.
Yazdıklarımızı besleyen duyguların hoşumuza giden acılı yanlarında hayatı sevmek adına tutunacak bir şeyler buluyoruz.
Canımızı yakan şeyleri yazarken mutlu oluyoruz aslında.
Hüzünleri ve mutsuzlukları seven bir adam olduğumu her fırsatta söylüyorum.
Kendime daha iyi bir yaşam alanı bulacağı yalanını sarf ediyorum.
Hiç değişmeyen talihsiz senaryonun değişme ihtimallerinde kendi yazılarımın dibine bağdaş kurup kazanacağım zamanları bekliyorum.
Daha iyi yazamamanın sebebi teşhis edilmişti.
Aynı kelimeler arasında dolanıp farklı şeyler yazmak için debeleniyordum.
Herkes daha iyi iş yapıp daha çok kazanmak ister.
Ama ben çok iş yaptığımda bazen kontrolden çıkıp sinirleniyorum.
Etrafımdakiler akıl sağlığımdan şüphe duyuyorlar çoğu zaman.
Onlarda haklı.
Sonuçta herkes daha çok kazanmak ister.
Ben de isterim.
Para kazanma isteğimi aldırdığımdan yada çok param olduğundan dolayı değil.Kendi hava boşluklarımı ve kendime ait olduğum anları istiyorum en azından güneş batmadan önce.
Yeniden kitap okumaya zaman ayırmaya başladım.
ilk gün elli sayfayla eski dostuma merhaba dedim.
Çocukken bir romanı sabaha kadar bitirirdim.
Yeni kelimeler biriktiriyorum kafamda.
Tek düze yaşarken hayatı olumsuzlukların sonucu haksız imkansızlıkları tecrübe etmek içimde hiç sönmeyen isyan.
Daha çok kitap sahibi olup daha çok hayal kurup daha çok hayaller kurmak.
Gecenin bu vaktinde derdimi ve ihtiyaçlarımı kimseye anlatamam.
Zaten anlatsam da kimse beni dinlemez.
Sarhoşum çünkü ben.
Bu kadar saat ne yaptığımı sorgularlar.
Hak veriyorum aslında.
Saatler boyunca kendimi her şeye doyurmaya çalıştım.
Bir başkasıyla zaman geçirmek için geç bir saat olabilir belki.
Ama ben kendimi hazır hissediyorum derdimi anlatmaya.
Marş niteliğinde akustik bir şarkı çalınıyor kulaklarımıza.
Tavsiye edebileceğim şarkıların en iyilerinden biri olduğu için kendimden birazcık olsa da gurur duymaya çalışıyorum.
Kırmızı gitarda çalınışı ve odanın içerisinde yankılanması gerçeğine çok yakın durması ruhumuzu gülümsetiyor.
Isındığımızı hissediyoruz.
Kemiklerimize kadar ısınmak böyle bir şey olsa gerek.
Yoksa çok üşüyoruz iyi olmayan hava şartlarında tutunmaya çalışıyoruz.
Hayatı rüzgara karşı yaşamak ve plastik camın içerisinde görmeye çalışıp hayal ürünü olsa da başarılı olmanın yöntemlerini bulmak.
Sahte bir ateşin yanı başında ortamı ısıtmaya çalışıp yenilgilerimizi unutmaya çalışıyoruz.
Kafamız çoğu zaman faydalı hayaller kuruyor.
Her seferinde eyleme geçmesine engel olan iş yüklerimiz oluyor.
Ne zaman proje konusunda başarılı bir adım atmaya çalışsak para kazandırıyoruz vaadinde para kazanamama korkuları ters yüz ediyor bizi.
Başarı dedikleri şey o kadar göreceli ve o kadar çetrefilli.
Kimse bilmez ama benim için ayrı bir önemi olan o sert şarkı evin içerisinde yankılanıyor.
Ne zaman proje konusunda başarılı bir adım atmaya çalışsak para kazandırıyoruz vaadinde para kazanamama korkuları ters yüz ediyor bizi.
Başarı dedikleri şey o kadar göreceli ve o kadar çetrefilli.
Ne zaman proje konusunda başarılı bir adım atmaya çalışsak para kazandırıyoruz vaadinde para kazanamama korkuları ters yüz ediyor bizi.
Başarı dedikleri şey o kadar göreceli ve o kadar çetrefilli.
Erken öleceğimi tahmin etmek en az benim kaygılarım kadar can yakıcı.
Beraber yaşarken aynı evin içerisinde aynı havayı soluyup mutluluklarla beraber acınası hüzünler yaşamak nefes almaktan daha zor.
Konuşma balonlarına yazılmayan hislerin ifadelerinde arka planda oynanan oyunun etkilerinde görmediklerimi görüyorum.
Benden parçalar geziniyor etrafta,ruhum bile paramparça olmuş artık bir araya gelemiyor.
Cümleleri kelimelerin yardımıyla oluşturup en gelişmiş ses tonumuzla anlatmaya çalışırken boşa gidiyor çoğu zaman çabalarımız.
Kanlı gözlerim bakıyor ama anlamıyor,ardını göremiyor.
Aynı dili konuşan fısıltıların anlamsızlıklarında herkesi bir arada tutup güvende hissetmek bir gün emekli yaşına erişmek kadar gerçek.
Erken ölmenin garantisinde yaşamıyoruz hayatı.
Dün nefes almaya başladık ve bugün soluk alışverişimizin tıkanacağından bahsediyoruz.
Süt ve peynir konusunda düşünmeye başlayıp bir sürü cümle kurup konuyu kırmızı ve beyaz ete bağlamak çoğu kimsenin dikkatini çekmiyor.
Sihir çubuğuyla büyülenmiş gibi davranışlarda bulunanlar doğru söylenen sözlerin hepsini kulak arkası ediyor.
Boşvermişlik kaplamış herkesi.
Çaresiz kabullenişler törpülemiş insani tarafları.
Yirmi bir günde büyüyen market tavukları ve pahalıya satılan kafes balıkları sırf biz yiyelim diye güneşi andıran ışıkların altında işkencelere maruz kalıyor.
Düzgün beslenmeyi bilmeyen insanlar için katledilen soluk alışverişi yapanlar.
Zeytin alanlarının kıymetini bilmezsin sağlıklı kalmak için bir sürü yollar denersin.
Kömür kullanmazsın ama kömürün hala kullanıldığının ve zararlarının farkında değilsin.
Çevremizde bulunan akıllı zannettiğimiz insanların duyarsızlıkların da geleceği kocaman bir karanlık görürsün.
Herkes kendi üzerine düşeni yapmalı en azından.
Evine hastalıklar gelmesin diye perdelerini güneşe doğru açmalı.
Doğru beslenme yöntemlerini kendi çapında araştırıp doğruya giden yolda azda olsa yol alabilmeli.
Sebebini bilmediğimiz insan bedenine ve genetiğine ihanetleri duyduğumuzda arkadaşına küsen küçük bir çocuk kadar tepkide bulunmuyoruz.
Oysa bizim güzel tepkilerimiz sert konuşmalarımız ve direnişlerimiz vardı.