bu gece varacağım ve cumartesi sabahı ayrılacağım şehir. biraz okudum yazılanları, cidden sıkıcı bi' yere benziyor. kayserililerden yardım bekleniyor ki 2 günümüz piç olmasın...
büdüt: benimle takılın demiyorum la yanlış anlamayın zaten ekürim var. güzel bi' otel ve dolanmak için düzgün bi' yerler...
ankara'dan gidenler için söylüyorum, kırıkkale'den sonra bir türlü gelinmek bilmeyen şehir. zaman mı bükülüyor, arada kara deliğe falan mı giriliyor bilmiyorum ama bir türlü bitmek bilmiyor o yol.
allahım bu şehri çok seviyorum.hep bu şehirde olmak istiyorum.öyle çok ruhumu bunaltıyor ki anlatamam;yıllarımın heba oluşu,üniversitenin uzaması,sabah kahvaltısında makarna yemem,saçlarımı en son 5 yıl önce taramam ve diğer bütün hedelerim hep bu şehir sayesinde...sevinçten deliriyorum ya da sadece deliriyorum.*
anadolunun timsalini içinde barındıran bir şehirdir. sosyo kültürel yapısının muhafazakar oluşu klasik türk insanı profilidir. bizim kendimizi aynada gördüğümüz şehirdir ayrıca.
mutfağını zaten tartışmaya açmaya gerek yoktur.
kocaman bir yarı yıl tatili! bitiminde yeniden öğrenci olmak için döndüğüm şehirdir.
soğuktur.
buz gibidir.
hatta bülent ortaçgil deyimi ile ''acıtır''dır.
uçaktan taze inmişiz, hava buz gibi soğuk. yavaştan yavaştan kar da atıştırmaya başlamış. üzerimiz ince, inceden inceden giydiriyoruz kalın giyinmeyen aklımıza. bir taksiye yaklaştık,
-şuraya kaça götürürsün
-30 lira yazar
-çokmuş
o sırada başka bir taksi müşterisi yaklaşır, sorarsınız siz nereye gideceksiniz, diye. aynı yere gideceğiniz anlaşılınca beraber binersiniz arabaya. gideceğiniz yere gelince çıkartır taksimetrede yazan 45 lirayı (dikkat edin 30 demişti) uzatır kapıyı açarsınız. tam inecekken taksi şöförü huzursuz bir şekilde,
- biraz daha para verseniz iyi olur,
- sebep?
- aslında sizden 90 almam gerek benim
- sebep?
- siz aslında ayrıydınız durakta birleştiniz. kırk beşer liradan doksan vermeniz gerek aslında.
- iyi akşamlar amca...
- homur, homur...
- tak. (sert bir şekilde kapatılan kapı sesi efekti)
halkının büyük bir bölümü, hiç komik olmayan bir şaka...
futbolda kardeş takımı erciyesspor olarak bilgisinin yanlış olduğu ve kardeş takımı nedendir bilinmez diyarbakırspor olarak söylenen ve nufusu da 1 milyonun üstünde olan şehirdir. yobaz olan insanları ve sosyallik derecesi düşünülmediğinde türkiye'nin en güzel şehirlerinden biridir.
doğduğum şehir. Oradayken istanbulda okuyucam lan ben istanbul istanbul diyordum. Nefret ediyordum. Şimdi ise deli gibi özlediğim şehirdir. Gadaları alınadır.
tanım: pastırmasıyla mantısıyla sucuğuyla yağlamasıyla kısacası mutfağıyla ünlü şehrim.
Doğup büyüdüğüm ve babamı benden alan şehirdir. Kıroları hiç çekilmezdir. Şahsımca tanık olunan gerçek bir hikayeyi aktarmak istiyorum, ne kadar tehlikeli kırolara sahip olduğunu anlayabilmek için; Bir ramazan bayramı, belediye halk otobüsündeyiz, sivri burun siyah kunduralı beyaz çoraplı siyah kumaş pantolonlu beyaz gömlekli yakası bayağı açık ve kolyeli bir genç yanında sevgilisi ile otobüse girer. Arka yerlerden birine oturur sevgilisi ile. Daha sonrada orta yaşlarda bir çift henüz 3-4 yaşlarında çocukları ile büyük ihtimal de bayram ziyareti için otobüse binerler. Karı koca orta kapının hemen arka yanındaki koltuğa otururlar, çocuk müstakil oturmak ister ve bu kıronun sevgilisi ile oturduğu koltuğun onüne oturur. Babası arkasını dönerek oğluna şakalar yapar, tam bu esnada geçen diyalog;
- önüne bag gardeşim
- ne dedin sen?
- önüne bag dedim sağarmısıng!
- oğluma bakıyorum lan oğluma, ne işim olur sizinle
- birde evli adamsıng lan, milletin namusuna neden bakarsıng!
Bunun üstüne baba dayanamaz kıronun yakasından tutar bir kaç tane yumruk atar, otobüsteki diğer yolcular ayırırlar, ama hala kıro küfretmektedir, baba dişli çıkmıştır ve rezil olmuştur yanındaki sevgilisine hava atarken( ki ben bundan artis davrandığını düşünmüştüm), kıro küfürlerine devam etmektedir, baba küfretme diye ne kadar da ikaz etse olmaz kıro devam eder. Baba dayanamaz ve kulaklarıma kazınan o sözü söyler "sen namusum dediğin insana güvenemiyorsan ben ne yapayım ulan" der. Bunun üzerine kıro telefona sarılır. "Durağa gelin bir işimiz var" der, söylediği sadece bu cümledir telefonda. Abartmıyorum sadece iki dakika sonra durağa geliyoruz ve elinde beyzbol sopaları ile 4 tane adam bekliyor haldedir. Gerisini artık anlatmasam daha iyidir heralde.
2 yıl önce tamamen belgesel çekmek amacıyla tarihi kayseri kalesine bi süreliğine haçlı bayrağı çeken, sanatçı arkadaşların;
'o bayrah ni orda yaığğ,bahalee o bayrağı indirin ordan gardaşım belgeselde niymiş' gibi tepkilerle karşılaşmasıyla gündeme gelmiş memleketim.
bu hafta sonu ne kadar büyük baş arkeolog sanat tarihci vs varsa toplanıp toplantı yaptığı şehrimiz. evet evet bu konularda bütün büyük başlar oradalar. bizim hoca bile.
yavaş ama düzenli büyüdüğüne kanaat getirdiğim şehirdir. Şehrin merkezine yakın olan kale, halk için ucuz tezgahlar ve küçük dükkanlarla doldurulmuş. Çok rahat bir şekilde alılveriş yapılabiliyor, hemen kalenin yakınında da farklı mağazaların döşendiği düzenli sokaklar var. Burası da yemek yemek için, kaliteli mağazalarda alışveriş yapmak için uygun bir yer. Özellikle kalabalığı sevmeyenler için çok hoş bir şehir. Ayrıca bana mı öyle geldi bilmiyorum, çok manevi bir havası var. Seyyid Burhaneddin Türbesinde kıldığım namaz bana çok büyük bir huzur vermişti. Bir de müzeye dönüştürülmüş, Atatürk'ün kayseriye geldiğinde kaldığı çok eski bir ev var. Evin şekli ve içi çok hoşuma gitmişti yine de yürürken sürekli ayağımın altındaki tahtalar düşüverecekmiş gibi hissetmiştim. Birde Elmacıoğlu iskender miydi acaba, sanırım öyleydi, o lokantada da hayatımın en güzel ve en büyük porsiyon iskenderini yemiştim, tadı hala damağımdadır. Kayseri'nin insanlarına gelince, en azından benim rastladığım insanlar çok yardımsever ve cana yakınlardı.
saat 9'dan sonra meydanında, pek çok caddesinde yürüyen insan görmenin zor olduğu, doğduğum şehir.
sokaklar boştur, ancak pek çok mekan doludur. kayserili yürümeyi pek sevmediğinden genelde otomobiliyle gider gelir gittiği yerlere. geceleri bu denli ıssız sokaklara sahip olmasına rağmen, güvensizliğe pek kapılmazsınız.
eğer bayansanız, iki laf atarlar geçerler. siz de pek takmayın.
kısacası kayseri, öyle sık sık kapkaççılığın, hırsızlığın, tacizin yapıldığı lanet bir yer değildir. güzeldir ama bu güzelliğine rağmen hala pasiftir. pek sosyal değil kısacası.
ama yine de insanlar dışarıya çıkmıyor diye, gezilecek yeri yok da değildir. çıkarsın sokağa, dilediğin kadar yürürsün. ama sıkılıp geri dönmen pek mümkün.