saygısız adamın tekidir. yıllar,yıllaaar önce bir konserine gittiydik. öyle böyle değil, hilton convention center' da tonla para bayılarak. neyse, konser saati geldi, kayahan yok ortada. onbeş dakika, yarım saat, ne bir haber ne bir anons. mal gibi bekliyoruz. uzatmayalım, bir saatten fazla bir gecikmeyle hazret sahneyi teşrif etti. selam yok, sabah yok, mazeret bildirmek yok, özür dilemek desen o hiç yok. aldı gitarı eline, bi akor falan çekti, ondan sonra lütfen başladı söylemeye. kısa da kesti, yıkıldı gitti sahneden. bir de halleri var, sanki biz yalvarmışız da bedavaya, hayrına söylüyormuş gibi. o gün gözümden silindiği gündür. sanatçıdır, özel hayatı kendinedir, kullanır mı kullanmaz mı bilmem, isterse esrar çeker, isterse uyuşturucu alır. kendi bileceği iştir. bir şeyin affı olmaz, sanatını görmeye gelen insanlara saygısızlık etmek. tanımı zaten başta vermiştim.
dinlerken dalgaların hoş sesini, martıların aşk çığlıklarını, vapur düdüğünü duyabilirsiniz ve yunusların yumuşacık tenleriyle sizi okşamasını hissedebilirsiniz. ufukta güneş yavaş yavaş kaybolurken bir şişe şarabın nasıl devrildiğini anlamazsınız bile. kaptan seslenir ansızın ''nereden takılmışsa bir şarkı dudaklarımda, havada deniz kokusu, aramızda denizler yıllarımı çaldı yokluğun, ağlarsam ağlar ıslanır.''
an itibariyle ibrahim erkal tarzı şiir-kompozisyon kombolarıyla bize K.O. çekmektedir. vallahi zor durumdayız. özellikle şu biz ölmekten korksaydık doğmazdık tarzı gaza gelişlerinden sonraki gülümsemesi beni benden aldı.