örümcek, işini dokumacıya benzer şekilde gördüğü gibi, arı da peteğini yapmada pek çok mimarı utandırır. ne var ki, en kötü mimarı en iyi arıdan ayıran şey, mimarın, yapısını gerçekte kurmadan önce, onu hayalinde kurabilmesidir.
yetişkin hayatı boyunca adam gibi bir işi olmamış düşünür. düşünmek de zaten part time bir iş değildir tabii. bunu eleştirmiyorum.
sonuçta kendisini hep friedrich engels doyurmuş, giydirmiş ve barındırmıştır.
kapitalizm çakması bir ekonomik düzen oluşturmuştur. ancak oluşturduğu bu düzenin kendi diyalektik materyalist duruşuyla çatıştığını fark edememiştir. diyalektik materyalizm der ki "her şey gelişmek zorundadır. gelişmeyen şey yok olmaya mahkûmdur."
oysa komünist ideoloji komün hayatına dayanmaktadır ve komün hayatı mağara adamlarıyla birlikte yok olmuştur. üzerinden binlerce yıl ve tonla sistem geçmiştir. feodalizm, aristokrasi, kapitalizm, kölecilik... hepsi komünizmden sonra gelen ve ileriye doğru atılan adımlardır.
kapitalizm bu sistemler arasında en dayanıklısı çıkmıştır zira değişime yani evrime en açık düzendir. sömürenler binlerce yıllık tarihten derslerini çıkartmışlar ve sömürülenleri cahil, dindar, dünyadan bîhaber bırakmanın düzen içindeki kilit rolünü görmüşlerdir.
peki, kapitalizm sonsuza dek sürer mi? tabii ki hayır. ancak direnmeden de gitmeyecektir ki büyük olasılıkla her devrim gibi kanlı olacaktır.
kapitalizmden sonraki aşama? sosyalizm, kapitalizmin halefi değil bir biçmidir. evrimsel süreçte devletler yerlerini şirketlere bırakacaklar ve sonunda her şirket bir devlet olacak. bu şirketlerin kapışmalarından ise tek bir şirket zaferle ayrılacak ve insanlığı yönetmeye başlayacak. artık birey ve toplumun haklarını gözetecek bir devlet de olmadığı için şirket insanlığı dilediği gibi sömürecek. (bu zaten başladı bile)
ancak bu da son olmayacak ve şartlar olgunlaştığında bir devrim daha olacaktır ki o da zeitgeist the movie'de öngörülen sisteme açılmaya çalışacak. aslında bu sistemi bugün bile uygulamak mümkündür ama kimsenin kimseyi sömüremeyeceği/sömürmeye ihtiyaç duymayacağı dünyayı kim ne yapsın?
hasl-ı kelâm: karl marx tutarlı bir düşünürdü. iyi bir düşünürdü ancak o da yaşadığı toplum ve şartların etkisinden çıkamamıştır.
dünyatı en çok etkilemiş felsefi görüşün babasıdır.felsefi kişiliğinin yanında tarih,edebiyat,sosyoloji konularına ilgi göstermiştir.yaşamın temelinde maddenin olduğunu benimsemiş ve materyalizmin kurucusu olmuştur.dolayısıyla dünyada geçerli olan düzen üstüne kafa yormuş ve temel problemin para olduğunu savunmuştur.marx'a göre para sınıfsal ayrımların,kapitalizmin,emperyalizmin yani sömürü,savaş,ezilimin temel nedeniri.marx bu eşitsizliğin paranın ortadan kaldırılmasıyla çözülebileceğini savunmuştur.ayrıca bu görüşüyle dünya üzerinde yeni bir siyasal akım gerçekleştirerek çeşitli halk ayaklanmalarına,gençlik başkaldırılarına,haksızlıklara karşı direnen toplumlara dayanak oluşturmuştur.ne konuda olursa olsun dogmalara karşı çıkar.ırk,din,dil ayrımı yapmadan tüm bireyleri insan kabul eden tapılası kişidir.onun ve görüşünün çağının geçtiğini savunan kişilerin das capital adlı eseri okumaları şiddetle tavsiye olunur.
1991 yılında yerden yere vurduğu kapitalistlerin, fikirlerini yerle bir ettiği düşünürdür. iyi düşünmüş, hoş düşünmüş ama kendi kafasında kurduğu ideal dünyada 'insan doğası' kavramını gözardı etmiştir. belki de bunun sebebi herşeyi maddede arayıp, insan doğası gibi soyut şeyleri gözardı etmesidir. zira insan doğası toplumsal yarardan çok kendi yararını düşünür. kapitalistler de bu açığı çok iyi değerlendirmiştir. eisenhower dönemi abd dış işleri bakanı olan dulles ın 'esir halklar' söylemi, jimmy carter döneminde insan haklarının kullanılarak komünizmle mücadele edilmesi bu eksiğin sonucudur. bununla birlikte herşeyi maddede arayıp soyut kavramları yok saymak şu günün dünyasında bilimsellikle bağdaşmayan bir durumdur. zira bilim hele hele sosyal bilimler yalnız bir bakış açısıyla olayları değerlendirmeyi kabul etmez.
hayatı boyunca çalışmamış, yan gelip yatmış olmasına rağmen işçi haklarından dem vuran yahudi iktisatçı. hakettiği bir şekilde sefil bir şekilde gebermiştir.
beşeriyetin ilk çağlarında sexual bir komünizmin yaşandığını iddia etmiş, yani kadını ortalık malı olarak gören bir ideolojinin kurgulayıcıları olmuştur.
hatta daha da ileri giderek ilkel çağlarda kız ve erkek kardeşlerin birbirleri ile evlendiklerini ve bunun gayet olağan ve ahlaki bir durum olduğunu iddaa edebilecek kadar ileri gitmiştir.
lakin öne sürdüğü bu saçma tezler bugün can çekişmekte ve milliyetçilerin demir yumruğu altında ezilmektedir.
siyasi tarafını bir yana bırakıp günlük yaşamına baktığımız zaman enteresan kareler göze çarpar. kendisinden dört yaş büyük sevgilisiyle londra paris sürgünlerini yaşamış, büyük mali sıkıntılar çekmiştir. o saçları 8 yaşındaki oğlunun mide rahatsızlığı sonucu ölmesi sonucu bir gecede beyazlamıştır. 5 çocuğunu kaybetmiştir. ailesinin söylediğine göre son derece esprili pozitif bir insanmış.
kendisi yahudi kökenli bir almandır.ama siyonist değildir.yahudi olmasına rağmen siyonist olmayışı ise komünistliğindendir.diğer taraftan ilk defa siyonizm kavramı 1890'da ortaya atılmıştır.yani,marx'ın ölümünden 7 yıl sonra ortaya atılmıştır.bu anlamda da marx'ın siyonist olması,hatta komünizm ile siyonizmin aynı olduğu iddiası kafataslarını örümcek ağları kaplamış körcahil yobazlarımızın saçmalıklarındandır.