kanser

entry411 galeri17
    268.
  1. Genel olarak belirli bir vücut bölesinde ki hücrelerin anormal çoğalması şeklinde yorumlanır.

    Çeşitleri vardır; Akciger, kolon, dudak, deri, kan kanseri(lösemi) vb.

    Tedavisi yok, rehabilitasyon çeşitleri vardır; radyoterapi, kemoterapi, beslenme düzeni, fiziksel aktivite, immunosupresif ilaçlar vb.

    Kimyasal maddelerin, sigaranın, düzensiz beslenmenin, sedanter yasamın, radyoaktif maddelerle temasın ve stresin kanser üzerinde ki olumsuz etkisi bilinmelidir.
    0 ...
  2. 267.
  3. 266.
  4. ilerde büyük olasılıkla çoğumuzun sahip olacağı ama tedavi yöntemlerinin de gelişeceğini düşündüğüm hastalık.
    0 ...
  5. 265.
  6. bazı renksiz, kokusuz ve tatsız kimyasalların ufak dozlarda bile kısa sürede neden olabildikleri hastalıktır. özellikle meme, bağırsak, mide ve karaciğer kanserleri rahatlıkla oluşturulabilmektedir deney ortamlarında.

    kanser ilaçları denenmeden önce de farelerin kanser edilmesi bu kimyasallar ile sağlanıyo. gerisini siz düşünün.
    1 ...
  7. 264.
  8. Allah evlerden uzak bende babamı bu hastalıktan kaybettim ve bu hastalığın ismini duymak bile dengemi bozuyor.
    1 ...
  9. 263.
  10. çağımızın belası. ilgilenenler yukarıdaki girdiye göz gezdirsin. tüm insanlığı allah korusun..
    1 ...
  11. 262.
  12. "Maddeten temiz, manen sakıncasız"

    M A N i F E S T O


    ilk insandan bugüne, hayatımızın devamlılığını sağlayan temel unsur: Gıda!

    ilk insanın beslenme alışkanlıkları ile binlerce yıl sonra bizlerin beslenme alışkanlıkları arasında -ürün çeşitliliği ve üretime katılan materyal bir kenara bırakılırsa- fazla bir fark olduğu söylenemez.

    Önce ihtiyacı olan gıdaları üreten, sonra ürettiği gıdalardan tohumu ve fidanı ile hayatın devamlılığını sağlayan, son olarak da milletlere ayrıldıkça ticari bir araç haline gelen gıda; bugün sayılan işlevlerinden farklı olarak aynı zamanda uluslararası siyasetin ve küresel Kapitalizm’in elinde önemli ve tehlikeli bir silahtır.

    Tarih kitapları yeryüzündeki savaşları sınıflandırırken, gânimet ve dinî gerekçelerle yapılan savaşlar, enerji savaşları (petrol) ve su savaşları olarak sınıflandırıyor.

    Yaşadığımız yüzyıl, tarih boyunca savaşın her türüne şahitlik etti. Bugün ise, adına ‘gıda savaşları’ diyebileceğimiz bir savaş yaşanıyor. Herkesin gözü önünde yaşanan bu savaştan da anlaşılıyor ki; önümüzdeki yüzyıl ve yine öncelikle gıda savaşlarına sahne olacak.

    Küresel Kapitalizm ve Emperyalizm insanlığın ihtiyaç duyduğu temel ihtiyaçları tekelinde tutarak, ulusları egemenliği altına alıyor.

    Önce yeraltı kaynakları, sonra yerüstü kaynakları, sonra vazgeçilmez temel ihtiyaçlarımızdan su ve gıda, uluslararası Kapitalizm’in ve Emperyalizm’in elinde mükemmel bir silaha dönüşüyor.

    Her şey gözlerimizin önünde olup biterken; yaşananlara bu derece bîgâne kalmamızın kolayca izah etmek güç görünüyor.

    Türkiye, ‘gıda güvenliği’ alanında sabıkalı bir ülke… Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere, sınırlarımız kontrol altına alınamıyor.

    Ülkenin her köşesinde “merdiven altı üretim” yapılsa da; Türkiye’nin ekonomik kalbi konumundaki istanbul, bu üretim biçimin merkezini oluşturuyor.

    Sözde modern yöntemlerle üretilen tarım ürünleri, alıcı ülke gümrüklerinden geri dönerken; iç pazarda arz-ı endam ediyor. Üstelik toplum bunu bir fırsat olarak görüyor.

    Bilinçsiz kullanılan zirai ilaçlar, hormonlar, gümrüklerden elini kolunu sallayarak giren genetiği değiştirilmiş (GDO) ürünler, içeriğini ve menşeini bilmediğimiz ürünler Türkiye insanının yeni ve en büyük düşmanı.

    Yakın zamana kadar kendi tarım üretiminde kendisine yetmenin dışında büyük tarım ürünleri ihracatçısı olan Türkiye, dağları, tepeleri bitmiş gibi en verimli tarım alanlarını yapılaşmaya açarak; köylerin ve köylünün ihtiyacını karşılamayarak onları şehirlere taşıyor. Bu arada işsizlik bir yana, hemen her türlü tarım ürününü ithal eden bir ülke haline getiriliyor.

    insanıyla, inancıyla uğraşmaktan sanayileşmeyi beceremeyen, bilgiye değer vermeyen, hizmet sektörünün kıymetini anlamayan, finans merkezi olmayı başaramamış, enerji kaynaklarını yönetemeyen, yeraltı ve yer üstü değerlerini hebâ eden, insanına iş bulamayan, enerji dolu genç nüfusuna bilgi çağının fırsatlarını sunup katma değer üretemeyen bir ülkenin gıda güvenliğini önemsemesi beklenemez.

    Önce nüfusun çokluğunu bahane ettiler. Daha sonra verimli arazilerin yerleşim alanı yapılması için şehirleşme modelleri erozyona uğratıldı. ‘Tarım alanlarının azlığı ve verimsizliği’ gibi bir safsata ile beyinler yıkandı.

    Sanayi devrimi yalanıyla topraktan utandırılan, toprağı işlemek yerine kahvehanede oyun oynaması özendirilen halk kitleleri sanayi devriminin üzerlerine çökmesiyle, işsiz ve umutsuz bırakıldılar.

    Uluslararası tröstler bugünler için vardı ve çöreklenmekte gecikmediler. Daha kolay üretim, daha fazla verim ve daha fazla kazanma uğruna, insan neslinin geleceğini tehdit altına alan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerle baş başa bırakıldık.

    Bu sayede köyde-kentte yetişen ve doğal yöntemlerle elde edilen tohumlar ve ürünler yerine; laboratuar ortamında şekillendirilen, artık tohum vermeyen, görünümü aynı olsa da, tadı, kokusu, rengi, lezzeti ve dayanıklılığı aynı olmayan; tek kalıptan çıkmış, her mevsimde sofraları süsleyen bu daha dayanıklı ürünlerin insanlığın kâbusu olduğundan kuşku duymuyoruz.

    Bu sayede artık ‘doğal’ olan, tarih olmuştur. Önüne gelen herkes ürününün ‘doğal’ olduğu iddiasındadır. Ancak artık doğal olan, yalan olanla eşitlenmiştir.

    Materyalizmin kölesi gibi düşünüp hareket eden, inançlara, felsefî görüşlere, beslenme kültürlerine saygısız bir takım üreticilerin yanı sıra, bilgi ve endişeden yoksun yeni tip tüketiciler sayesinde doğal yapı bozulmuş; tarım ürünlerinden elde edilen ürünlerin menşei hakkında bilgi sahibi olamadığımız gibi doğru bilgiye erişmemizi engelleyen karmaşaya eklenen malum bürokrasi ve sorumsuz siyaset sayesinde, insan neslinin immun (savunma) sistemi zayıflatılmıştır.

    Binlerce sağlıksız katkı maddesi ile tabiatı bozulan insanlık, bu yapay ve sakıncalı gıda endüstrisi sayesinde her gün hasta ve her günü hastane koridorlarında geçen ilaç maymunlarına dönüştürülmüştür.

    insanlık , “kazan kazan” formülünün uygulandığı günümüz gıda ve sağlık endüstrisinden, kayıp üstüne kayıplar vermektedir.

    Bozuk yağlar, yağ gibi kaygan insan modeli, konserve tüketen prematüre insan tipi, paketlenmiş ürünler sayesinde ruhunu kaybetmiş "moda mankeni insanlar" elde etmek için ne gerekiyorsa yapılmıştır. Bu çabaya bugün de devam etmektedirler.

    Yeni nesil sütü bilmiyor, ayran içmemiş, hoşafı-kompostoyu duymamış ancak içindeki sağlıksız, kalitesiz, güvensiz renklendirici, tatlandırıcıların yanı sıra tiryakilik uyandıran, katkılı, gazlı içecekler sayesinde adeta "hazzın ve lezzetin kölesi" haline getirilmiştir.

    Şairin tabiriyle ‘aşı zehirle pişmiş’ bir nesil var karşımızda… On bin yıllık sütü ‘sokak’ kelimesiyle birleştirip küçümseyerek; ne olduğu belirsiz ürünler pazarlıyorlar. Salamında, sucuğunda ve köftesinde et olmayan, baharatı inşaat boyası ve kiremit tozundan yapılan, zeytine ayakkabı boyası katan, atık yağı damıtıp yeniden satan, peyniri ve dondurmayı sütsüz yapan, peynirin mayasını tanımayan, ekmeği bile meçhul ve tehlikeli katıklardan üreten bir toplumda, insan zehirlemenin suç olduğunu söyleyen bir hukuk, sadece komiktir!

    Para karşılığı tehlikeli ürünleri savunan, birkaç kuruş dünyalık için dilini yutan, kör, sağır dilsiz sözde aydın ve bilim insanları ve daha acısı bütün bunlara ölüler kadar sessiz, taş kadar tepkisiz bir insan nesli… Böyle bir nesil, katiline para veren maktulden farksızdır. Haz ve lezzete ölümüne âşık bir gençlik… işte yeniçağın modern köleleri üzerine kurulan karmaşık, karışık ama yaptığını bilerek yapan bir endüstri...

    Reklâm denilen büyük sihirle, zehrine susamış insanlığa iyiyi, doğruyu, doğalı, gerçeği, geçmişi, geleceği ve en önemlisi o mükemmel insana mükemmel olanı hatırlatmak için, içindeki volkanik ‘endişeleri’ paylaşmak ve insanî sorumluluklarının gereğini ifa etmek için doğdu: Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi.

    Bu Hareket’in hiçbir Materyalist, Kapitalist ve Emperyalist güçle, siyasi bir yapılanmayla ve ekonomik bir güçle (duygusal dâhi olsa) en ufak bir bağı yoktur. O’nun tek bağı; doğru ve gerçekledir. O’nu bu idealinden hiçbir güç ve irade vazgeçiremez. O, yani Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi; insan için yola çıkmış insani bir harekettir!

    Sizi de bekliyoruz!
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
    3 ...
  13. 261.
  14. belirtilerini okuyunca en az 5-6 tanesine sahip olduğumu düşündüğüm. doktor fobisi yüzünden hayatımda hiç doktora gitmedim. check up mek up bilmem. birkaç yıl sonra hesabımı kontrol edin sözlük, eğer burada yoksam ölmüşümdür.
    1 ...
  15. 260.
  16. kanser, dna'nın hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz ve anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır.

    bildiğiniz üzere, sağlıklı bir hücre ne zaman ve nerede bölüneceğini bilir.

    bunun aksine kanser hücreleri bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalır. toplanarak urları oluştururlar.

    tedavisi onkoloji doktorları tarafından yapılır. beş çeşit tedavisi vardır.

    cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi, alternatif tıp.

    allah kimsenin başına vermesin. allah yardımcıları olsun.
    2 ...
  17. 259.
  18. Burjuvazi zengin iş adamlarının havayı, suyu, tabiatı kırleterek; kıvam artırıcı ve koruyucu maddelerle gıda üreterek insanlığa pompaladığı hastalıktır. Her kanserin ucu zengin iş adamlarına dayanır.
    2 ...
  19. 258.
  20. 257.
  21. 256.
  22. bilmişlik taslamak için değil, kendimce bu konu hakkında bir şeyler yazmamın doğru olduğunu düşünerekten yazmak istedim.

    erken teşhis hayat kurtarır, fakat her zaman için ne yediğimize ne içtiğimize dikkat edelim. zira bu hastalığın en büyük etkenlerinden birisi beslenme bozukluğu, sağlıksız ürünler tüketmek, spor yapmamak. elimizden geldiği kadar, market ürünlerini size bedava da verseler * yemeyin, içmeyin. medya bu konuda hassas değil, çünkü para babalarının emrinden çıkamazlar. zehir saçan gıda sektörüne laf edemezler. sadece başımızdaki siyasiler değil, hangi iktidar olsa bunlarla baş edemiyor. tek çare halkın bilinçlenip bu ürünleri kullanmaması ve yememesi. çünkü güçlü toplum, sağlıklı olmaktan geçer birazda. lakin tam tersi ülkemin yoksul insanları, birazda öğrenci kesimi, bim ucuz diye dolduruyor şekeri, çikolatayı poşete... azcık parası olan orta kesim de, büyük avm'lerden kaliteli zehirler alıyor, bir şey değişmiyor. yıllar sonra ya kendilerinde ya da çocuklarında kanser başlıyor. bu biraz kendimizi dizginlememiz gerektiği de öğretir, irademiz bizim elimizde ve sağlımız için tamda şimdi "abur cuburu" bırakma vakti. emin olun aç durmak, hazır ambalajlı ürünler yemekten daha sağlıklı. hem de bu kapitalist, pis, leş, zehir saçan gıda sektörüne de minik bir darbe vermiş olursunuz kendinizce. genlerinizde kanser varsa dahi, sağlıklı beslenerek bunu engellemeniz mümkün olabiliyor, fakat acı bir gerçekte şu ki, tam manası ile sağlıklı beslenmek için bu ülkede "zengin" olmanız gerek.

    tabi spor yapmakta en az yediğimize dikkat etmemiz kadar önemli bir mevzu. hiç bir şey yapamıyorsak dahi yürümek günde yarım saat, emin olun bizi bir çok risklerden koruyor. hem yediğimiz gıdalar zararlı hem de spor yapmayan bir millet olunca, her şeyden geri kalmamız gibi, başımıza da (ak)babaların konması kaçınılmaz bir son bizim için işte.
    1 ...
  23. 255.
  24. hun türklerinin hiç olmadığı hastalıktır. açık ve net.
    1 ...
  25. 254.
  26. Miyopta sayiliyormu. Engel sayilir goremiyoz. Cagin hastaligi cozumunu bulani bazi toplumlarda peygamber bile ilan ederler.
    1 ...
  27. 253.
  28. Bir gün herkes kanser olacak.

    Hepimiz günün birinde bu hastalıkla tanışacağız.
    4 ...
  29. 252.
  30. biricik anneme geçtiğimiz gün konulan teşhis (akciğer). erken teşhis edildi ve vücudun diğer orgalarına yayılma olmamış. sigayı bıraktı. on gün sonra ameliyata girecek. umarım kurtuluruz bu beladan. moraller kötü sözlük.
    8 ...
  31. 251.
  32. insanların hayatını karartan bazılarını bebekken bazılarını daha hayatının baharındayken yakalayan bazen düzelen bazen içten içe çürüten bir hastalıktır.
    0 ...
  33. 250.
  34. 249.
  35. 248.
  36. 247.
  37. bir gün yakalanacağım ve bu yüzden öleceğim hastalık.

    ama bana bakan olur mu annemin kanserken babama baktığı gibi..

    şüpheliyim.

    o yüzden kalpten gitmeyi tercih ediyorum ama bu iş tercihle olmuyor!
    4 ...
  38. 246.
  39. Bizden babamızı çaldı, sıra ile herkese gelecek olan lanettir.
    2 ...
  40. 245.
  41. Eskiden beri var olan hastalıktır. Sadece tanı konulmamıştır. Düşünsenize, eskiden insanlar nasıl vefat ediyordu? ilk çağlarda? Beslenme doğal, hayat yeşillikler içinde. Ama insanlar ölüyor. Tuz yok şeker yok, tansiyon yok. Ölümün bir yol bulması gerekiyor. Kanserde o yollardan biridir. Nesillerdir o kanser genleri aktarıla aktarıla günümüzde aşırı yoğunluğa ulaştı. Artık ailede kanser olan biri varsa, ileride kanser olma riskimiz artıyor. Kanserin kesin tedavisi asla olmayacak, çünkü 100 den fazla kanser türü var ve hepsinin hücre yapısı farklı. Günümüz kemoterapileri ve radyoterapileri toplu ölüm hedefliyor kanser hücreleri için, belli oranda küçülme sağlıyor. Ana toplu yıkım asla mümkün olmuyor.

    Üzerinde çalışılan virüs ile kanser yok etme yöntemi, sadece belli başlı kanserler için geçerli olacak. Çünkü virüs türe özgü yıkım yapabilir. Belli bir DNA dizisini tanıyabilir. Eğer o DNA dizisi yoksa, kanserli hücreyi es geçecek, kanser yine yolunu bulacaktır.

    Yaşam olduğu sürece ölüm kaçınılmazdır. Kansere bir çözüm bulunursa, ölüm yine bir yolunu bulur.
    1 ...
  42. 244.
© 2026 uludağ sözlük