Kadınlar, Kahve gibidir; pişene kadar acı'dır, piştikten sonra mutluluk verir.
Bebek gibidir; önce konuşmasını istersiniz, sonra susmasını..
Deniz gibidir; ne zaman durgun, ne zaman dalgalıdır.. bilemezsiniz!
Sigara gibidir; zararlıdır ama, bırakması zordur.
Otomatik kapı gibidir; ne zaman çarpacağı belli olmaz.
Termos gibidir; her tartışmayı ilk günkü gibi, sıcak tutarlar...
GÜL gibidir; koklandıkça açar, sevildikçe Güzelleşir....!!!!
Bilinçaltı geçmişlerinde mağarada yaşamaları ve yalnızca erkeklerin bütün gün avlanıp getirdikleriyle yetinmelerinin yarattığı reaksiyonlar açısından araştırmaları derinleştirdiğimizde, alttaki konu başlıkları ortaya çıkmakta...
1-Neden çok konuşuyorlar?
Mağara yaşamı, dışarıdaki hayata göre çok sıkıcı ve hareketsiz olduğundan erkekler avlanırken doğal olarak kadınlara birbirleriyle konuşmaktan başka bir seçenek kalmamaktadır.. Yalnızca kendi aralarındaki sorunlarla ilgili konuştukları için de , daha sonradan adına "dedikodu" denilen bir tarzın kalıcı hale geldiğini söyleyebiliriz.Bu son derece doğal bir süreçtir...
2-Neden daha şişmanlar?
Erkekler gibi avlanmadıklarından doğal olarak mağara yaşamındaki hareketsizlik şişmanlama sonucunu yaratmaktadır..Asırlardır erkek ırkının bilinç altına "aslında kilolu bayanların daha seksi göründükleri" propagandasını yoğun biçimde yerleştirdiklerinden bu kabul edilebilir bir tablo yaratmıştır...
Evet erkekler balık eti kıvamındaki kadınları daha seksi bulmaktadırlar artık...Bu propaganda bombardımanı "bir dirhem et bin ayıp örter", "yemeğin salçalısı, kadının kalçalısı" gibi atasözleriyle asırlardır bir beyin yıkama mekanizmasıyla yürütülmüştür..
Buna rağmen erkekler mağaraya geri döndüklerinde "bütün gün mağarada yapılan işlerden çok yorulduklarını ifade ederek üste çıkma davranışları da yine erkekler tarafından kabul edilebilir bir durum dahi yaratmıştır...
Bu duruma gerçekten inanıp bulaşıklara yardım eden erkeklerin kendinden geçmelerini açıklayacak başka bir sebep yoktur...
3-Araba kullanma ve yön tayinindeki zaafiyetlerin sebebi nedir?
Daha önceki yazılarımızda bu konuyu sıklıkla incelediğimizden yalnızca mağara dışında ve at binmediklerinden ötürü günümüze kadar gelen; "yolda yürürken çarpışma-düşme, adres bulamama, buna bağlı aşırı heyecanlanma, kuyruklarda olağanüstü çabuklukla sıra kapma" eylemlerinin tamamının önceki tesbitlerimize bağlı olduğunu hatırlatmakla yetinecegiz...
4-Kapitalist koşullarda para kazanmanın aslında kolay olduğunu niçin ileri sürerler?
Bu da avlanmaya çıkmamalarıyla ilgili bir durumdur.. Avlanmanın nasıl bir maharet gerektirdiğini bilemediklerinden ve avlar sürekli önlerine gelmeye devam ettiğinden bu durumun kolay olduğu kavramı bilinçlerine iyice yerleşmiştir...
Kadınlar kahve gibidir; pişene kadar acıdır, piştikten sonra zevk verir. Kadınlar reçete gibidir; karmaşık ve anlaşılması zor ama mecbur kalırsınız. Kadınlar deniz gibidir; ne zaman durgun ne zaman dalgalıdır bilemezsiniz. Kadınlar trafik canavarı gibidir; bir anlık dargınlık hayatınıza mal olabilir.
kendilerini seven adamlardan hoşlanmazlar. Kadınlar ulaşamadıklarına tutulur, onlar için mücadele eder, elinin altındakini de her ihtimale karşı hazırda tutar, onları bütünüyle kaybetmek istemezler. Ne kadar akıllı olursa olsun, kalbi ve aklı arasında kalan bir kadın, doğruyu bilmesine rağmen yanlışa gider. Düşer dizlerinin üstüne, oturur kendi haline acır...
ayrı ayrı herbir tanesinin şahsına münasır özellikleri olan, tek tek, ince ince işlenmesi gereken unutulduğunda hiçbir boka benzemeyen, hep hatırlandığında ve itina edildiğinde parıl parıl parlayan inci taneleridir.
"Kendileriyle ilgili gerçekleri bildiklerinden, bu gerçeklerin ne kadarının karşılarındaki erkek tarafından sezildiği konusunda hep içlerinde bir kuşku taşırlar."
"her duygunun en saf halini isteyen kadınların şehvetin en saf halini aşağılamaları, şehveti yaşamak için sevişmenin başlamasını beklemeleri, ilk düğmenin çözülmesinden önce mutlaka bazı kurallara uyulmasını istemeleri, en aykırısı, en 'ahlaksız' ilişkileri bile kuralların ve kendince bir 'ahlakın' içine sokar, tertemiz ve sınırsız bir heyecanı ezberlenmiş bir yakınlaşmanın için hapsedip onu evcilleştirir."
--spoiler--
dağlara, dağlara, dağlara doğru
çalı çırpı sıla gurbet dağlara doğru
sarı sıcak ak cibinlik dağlara doğru
ordu ordu çekip gider ay çiçekleri...
bakma turaç bakma bana bakma el gibi.
--spoiler--
ahmet kaya'nın mükemmel yorumladığı hasan hüseyin korkmazgil eseri..