bazıları çok güzeldir, o minicik ayakları o yavaştan ağırdan yürümeleri, hiç sebep yokken, hiç tanışmamışken aniden gidip sarılsam ya lan ben sana diye düşündüren naif varlıklar.
bazıları birisinin arabasına binmekte o kadar rahattır ki hem de eteği ile. ve hatun kişi o kadar rahattır ki, akıbeti tamamen bir erkeğin eline verilmiştir. o değilde anası babası da hanım kızım diyordur belkide ona. evet çok hanımdı.
1 1,5 yaşına kadar aslında çok güzel canlılardır ne zamanki konuşmayı öğreniyorlar film de orda kopuveriyor. sürekli kendi aralarında bir rekabetleri vardır buna biz masum erkekleri de alet ederler. bir de olmazsa olmazları vardır erkekleri paylaşamazlar. karşılıklı sevmeyi de çok az bilirler.
Gözyaşı sinmiş dolu bir avuçla tokalaşmamak,
Dokundurmamak için yaslarına,
Ya da bir hüznün arasından geldiğini belli etmemek için o yeni adama;
Bazı kadınlar gözyaşlarını hep ellerinin tersiyle silerler...*
Kadınlar, toplumla ters düşen erkekleri sevmezler. Çünkü onlar, gebe kaldıklarında onlara güvenli bir yaşam sunacak, çocuklarının büyümesi aşamasında, ona ve çocuklarına güvenli bir yuva kuracak erkek ararlar.
"iki tür cadı vardır: kötülük etmek için şeytanla işbirliği yapan çirkin kadın; kötülükte şeytandan da ileri olan güzel ve cazibeli kadın." (dublörün dilemması/ m. menteş)
bu sevinçli, akıllı uslu insan sesleri arasında yalnızım.bütün bu adamlar, vakitlerini dertleşmekle, aynı düşüncede olduklarını anlayıp mutluluk duymakla geçiriyorlar. aynı şeyleri hep birlikte düşünmeye ne kadar da önem veriyorlar.bakışı içe dönük, balık gözlü, kimsenin kendisiyle uyuşamadığı adamlardan biri aralarına karışmayagörsün, suratları hemen değişir.
gördüğümden bu yüzden hiçbir şey anlamıyorum.başkalarının yüzleri bir anlam taşıyor.benimki öyle değil.güzel mi yoksa çirkin mi, bunu bile söyleyemem.çirkin galiba. çünkü böyle olduğunu söylediler.bana dokunan bu değil.yüzüme böyle nitelikler verilebilmesine şaşıyorum aslında.bir toprak parçasına ya da bir kayaya güzel ya da çirkin demek gibi bir şey bu.
kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde: dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin.sözcüklere bağlanamadığım için sözcüklerim çoğu zaman karmakarışık. belirsiz ve hoş şekiller halinde ortaya çıkıyor, sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları.
şaşkın değilim, bunun dünya olduğunu aniden görünen çırılçıplak bir dünya olduğunu iyi biliyorum ve bu iri saçma yaratığa ateş püskürüyorum.bunların nereden çıktığını, nasıl olup da hiçlik yerine bir dünyanın varolduğunu bile soramıyor kendi kendine insan.
hiçbir şey değişmedi ama yine de her şey başka bir biçimde var olup gidiyor.anlatamıyorum.bulantıya benziyor bu, ama aynı zamanda onun tam tersi, sonunda başımdan bir serüven geçiyor, kendimi sorguya çekince, kendimin kendim olmaklığımın ve burada bulunmaklığımın başımdan geçtiğini görüyorum. geceyi yarıp geçen benim. bir roman kahramanı gibi mutluyum
herşeyin sona ermek için başladığını düşünüyorum.serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.bu ölüme, belki benim de sonum olan bu ölüme sürüklenirim.geriye dönmek elimden gelmez.her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar.her ana, bütün varlığımla sarılırım.onun yerine başkasının konulamayacağını, onun başkasına benzemediğini bilirim.ama onu yitip gitmekten alıkoymak için de bir şey de yapamam.
sonuç olarak senin de benim de diğer herkesin de hayatındaki en büyük trajedi, tümüyle doğmadan ölmemizdir...