şebnem ferah`'a ithafen yazılmış, şiirler bütünüdür.
kadın1-2-3-4-5 şeklindeki bölümü aşağıda yazıldıgı gibidir.
şair şebnem ferah şarkıları eşliğinde yazmış bu şiirleri.
Arkadaşım aradı beni saat geç olmuş. Konserdeymiş. Hemde kimin dersin; Şebnem Ferah!
Uzun uzun dinletti bana telefondan. Açtım hoparlörü bir yandan başladım karalamaya. Ne de olsa her yanıyla çok beğendiğim bir sanatçıydı. Sözlerim susamazdı. Onun şarkı sözleri ile benim sözlerimin düeti başladı. Telefonu kapadığımda hayat hikayesini birkaç yerden okuduğum bu deli kızın gerçekleri (kendi hayatını) besteleyip söylediği şarkıları eşliğinde yazmaya devam ettim. Ve Deli Kızım Uyan.. Bir tek sensin duyan..
Sen otuzaltısın da yeşil gözlü kadın
Korkmuşsun köşe başları mekanın
Ağlamak çare değil biliyorsun sende
Ömür biter bitmez senin isyanın
Acıysa acı sevdin hep kendini
Güldün güldürdün sevdin herkesi
Kaç sevgilin var gönül hanende
Baktığın ama göremediğin yerde
Beklemekte seni seven birileri
Dudağını büküp ağlamaya kalktığında
Susup seni dinlemeye hazır dünya
Sen istediğin kadar gülümse
Yüreğin hep yaşlar akıtmakta
Çığlığını susturma hiç gitarının
Küfret bağır çağır bu senin hayatın
Üzmemeli artık seni kimseler
Sen mutlu olmalısın kadın
II
Vazgeçme dünyandan tükür at pıhtısını
Gitme diner elbet fırtına aç yelkenini
Barış mezarınla ama ölme
Bugünler de doğar, sen bekle yarınını
Resimlerde arama aşkı aşk sensin
Bırak yüreğin istediği gibi çalsın
Tükendi sandığın o temiz duygular
Aç yelkenine bırak dolsun
Ses verme duyma bırak konuşsunlar
Saklanma ardına açılsın perdeler
Kiralık dediğin o hayat senin
Sen mutlu olmalısın kadın
Dumanında saklanmış sigaranın
Yüzüne gülen kahpe düşmanların
Sen üfledikce dumanını
Farkında değilsin hayatını karartığının
III
Özlersin çocukluğunu sokağını
Büyüktür acısı
Sar sarmala istediğin kadar yok ilacı
Anlatmaya kalkma yetmez kelimeler
Sen hep o sokağın kırmızı elbiseli kızı
Kimine göre deli
Kimine göre şirin
Ve şimdi o kadar derin
Rüzgar kadar serin
Sen mutlu olmalısın kadın
Dön bak ardına özlenecek ne kadar çok şey var
Keşkelerde kalmışsın ama bunlarda biter
Ve adımlarını saydığın yanındaki o adam
Sen bilmesende uzaklardan hep seni izler
Al eline taşlarını oyna çocukcasına
Aç gözlerini bak yarınlarına
Yık dört duvarını zindanın
Uyan yepyeni sabahlara
IV
Ağlama dedim sana kadın
içinde yüzdüğün gözyaşlarında
Bırak boğulsun düşmanların
Tamiri yok kırıkların
Sen mutlu olmalısın kadın
Herşey insanlar için diyen sen değil miydin
Uyan artık bu geçtiğin kaçıncı liman
Savur demirini bağrına hayatın
Hep daha iyisi olmuyor işte
Sen mutlu olmalısın kadın
V
Öpüşünde sakladığın ürkekliğin
Bir güvercinin ki kadar tedirgin
Ve sen bilinmezler de suskun
Ölüm saçan tarlasın da hayatın
Hangi el aldı seni kadın
Kendi yüreğinin mültecisi
Ve dünyaya teğet yaşadı içindeki
Tutmuşsun nefesini
Dönüp baktığın bu kaçıncı hoşça kal
Kadın..
Dur..
Gitme kal..
ülkem sınırlarında ''muayyen günlerde dolgu yaptıralabilir mi?'' gibi bi soruyu sormak için kasıp canlı yayına bağlanan bir türevi yaşayan, anlaşılması için kasılmaması gereken yaratık..
--spoiler--
Kadınların erkekleri şaşırtan güçleri var.
Sıkıntıyla başa çıkabilir ve çok ağır yükleri taşıyabilir.
Mutluluğu, sevgiyi ve zekâyı elinde tutar.
Çığlık atacak hale geldiğinde gülümser.
Ağlayacak gibi olduğunda şarkı söyler, mutlu olduğunda ağlar ve korktuğunda kahkaha atar.
inandığı şey uğruna savaşır.
Adaletsizliğin karşısındadır.
Yeni çözüm önerilerine her zaman açıktır. Ailesi için canını feda etmeye hazırdır.
En kötü anında dostunun yanındadır.
Sevgisi koşula bağlı değildir.
Çocuklarının başarılarıyla sevinç gözyaşı döker.
Arkadaşlarının başarısıyla gururlanır.
Doğum ve evlilik haberleri onu dünyanın en mutlu insanı yapar.
Bir akrabası veya arkadaşı öldüğünde yüreği kan ağlar.
Fakat kendisinde hayatla mücadele edecek gücü bulur.
Bir öpücüğün bir kucak açışın kırık kalpleri iyileştireceğini bilir.
Onun bir tek yanlışı vardır:
Kendisinin paha biçilemez bir varlık olduğunu unutur...
--spoiler--
Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
anlamak, algılamak veya anlamlandırmaya çabalamaktansa hislenerek tanınacak ve tadılacak varlıklar. irili ufaklıdırlar, siz de irili ufaklı şeyler verebilirsiniz. birinizin diğerinden farkı da tam burada başlar zaten. Önemli olan yüreği korkak alıştırmamaktır.