-Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetleri,
-Başkalarının kuvvetinin kalmadığında; devam edecek azmi, ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti,
-Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de, çocuklarını sevmek duygusallığı,
-Eşlerini tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetleri vardır. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zekaları vardır.
uğruna can verileceklerde vardır. lakin iyimser olmamak içinde pek çok şey sunabiliyorlar. şöyle ki;
oscarlık oyuncularla yarışabilecek bir rol yetenekleri vardır. yatakta, göz göze, el ele, kol kola, göte göte hiç farketmez. yapılması gereken bu vasat, samimiyetten uzak filmde kendi rolünüzü layıkıyla yerine getirmeniz. ne olsa kısa bir süre sonra bu film unutulacak ve başrol oyuncusu yeni replikleriyle bambaşka bir senaryoya başlayacaktır. kahkaha, gözyaşı, yalan her daim karakteristik özellikleri içinde yer alacaktır.
- 20 yaşında kadın piyano gibidir. her tuşu ayrı bir ses verir.
- 25 yaşında kadın keman gibidir. her telinde inleyen nağmeler vardır.
- 30 yaşında kadın kanun gibidir. nereden çalınacağı iyi bilinir.
- 35 yaşında kadın ut gibidir. her teli tek tek gerilir.
- 40 yaşında kadın bateri gibidir. çalınabilmesi için büyük enerji gerektirir.
- 45 yaşında kadın elektro gitar gibidir. kısa devre yaparsa konser yatar.
- 50 yaşında kadın yaylı tambur gibidir. çalabilmek için şekilden şekile girmek gerekir.
- 55 yaşında kadın senfonide bir düdük gibidir. ötse bile duyulmaz.
- 65 yaşında kadın kontrbas gibidir. artık ne yapsanız akort tutmaz.
bukowski'den dinlenmelidir kadın. tam olarak olmasa da, aşağı yukarı şöyle der bir şiirinde;
size bir erkeği
dünyada son anlayacak kişinin
karısı olduğunu söylersem buna inanın.
bir aynaya bakıyordur
sanki kadın.
fakat o kadar yakın ki
-burun aynaya yapışmış-
hiçbir şey göremez.
ve bu bir fıkra değil.
yere koyucam şarap kadehini.kırmızı ojeli ayaklarıyla yürürken kadın, yarattığı sarsıntıdan dolayı göle taş atmış gibi dalgalanıcak şarap. sonra birden kalkıp ayağa bağırmaya başlıycam; "çabuk müziği aç" diye. alıcam yerden şarabı yavaş yavaş içmeye başlayacağım. sonra o nakarat girecek gene. kadın diyeceğim sonra; "çık dışarı çabuk"