Kişinin yönlendirdiği bazen de ilahi gücün varlığını hissetttirdiği durum.Sevdiğim bir insan şey için abartısız dağları delecek biriyken onun için hiçbir şey yapmadım.Şimdi baktığımda bunun allah tarafından olduğuna inanıyorum.Normalde çok gözükara biriyimdir.Bir engel çıkıyorsa Allah’ın bir bildiği vardır.Mevlana nın dediği gibi istediğin şey olmuyorsa ya olmaması gerekiyor ya daha iyisi vardır.O yüzden kendimi üzmüyorum çünkü yapmadım deyip sonrasında elimden geleni yaptım.
Zaman kavramını bilmeden asla anlaşılamayacak olgu.Materyalistlerin anlamadıkları için inkar ettikleri dindarların anlayamadıkları için bilinçsizce kabullendikleri gerçek şu video bunu güzel anlatıyor https://youtu.be/BXx9xLFzAjY
inançsal açıdan ziyade, değişken olasılıklar penceresinden baktığım kavram.
Senaryo vari baştan sona belli bir çizgi olduğunu varsaymak neye inanırsanız inanın aptallıktır bana kalırsa.
Geriye sadece seçimler kalıyor ve bu seçimlerin sonuçlarına katlanacak sorumlulukları yüklenmeye.
Bu Tanrı"nın kelamında da var, bilimin anlatısında da. Robot yığınları değiliz. Evet sonuç yokoluş ama yolunuzu seçmek ve yolda neler ile ilgileneceğiniz size kalmış. Bence gayet adil bir anlaşma.
rastgele bir repliğini görüp izlediğim ufuk bayraktar vildan ataseverin başrol oynadığı drama filmi. uğur' a aşık olan bekiri anlatan, bazı kızdığın ama o replikleriyle kendini affettiren garip bir yapım sabahın bu saatinde niye izledim bilmiyorum tek bildiğim aşk böyle bişey sanırım diyebildiğim, naparsan yap bir şekilde ayaklarına dolanıyor.
" Gözümü bi' açtım karşıdan karlı dağlar geçiyor. Bi' daha açtım başımda bi' çocuk, kalk abi diyor, Kars’a geldik. Otobüsten indim yürümeye başladım. Dedim Allah’ım neredeyim ben, burası neresi? Sonra güç bela burayı buldum..."
"... Kapının önünde durup düşündüm, dedim Bekir bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen bi' daha geri dönemezsin, iyi düşün."
"... Ama olmadı, dönemedim. Sonra bak oğlum, dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok kaderin böyle. Yol belli, ey başını usul usul yürü şimdi! ”
Eğer kaderimizi kendimiz çiziyorsak bok gibi çiziyorum ve bir insan bu kadar aptal olamaz diyorum ama yok önceden çizilmişse de gerçekten nasıl bu derece şanssız doğabiliyorum.
Başıma gelenleri düşündüm. Herkes kader falan dedi ama ben uzun süredir kadere inanmayı bıraktığımı farkettim.
inançlı biriyim ya güya zorluyorum kendimi ama yine de kadere inanamıyorum. Hayat işte diyorum başımıza sürekli kötü bir şeyler gelecek. Hiçbir zaman daha iyi olmayacak.
iyi şeylerin olması sadece bize bağlı. Zorla mutlu olmaya çalışmalı ve olmalıyız. Şu yasım bitsin başlayacağım sırf mutlu olmak için ekstra çaba sarfetmeye. Eskiden de böyleydim çünkü. Fakat şu aralar içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.
Yaşamak, adam olmak derken gönlüne sığdıramadığın, ciğerini söken söylenecek çok şey var yanan yüreğinle. Ve sonrası yağın gerekmez aşıma diyerek şifa için ilaç istemeyecek hale gelmek.
Hayat memat suya yazılan yazgınla, ne zaman kader siler seni bilemezsin, hep araftasın bu fanide. Öyleyse tüm hakiki söylenecekler le beraber Hakk’a teslimiyetle susmak gerek, susup bu türküyü ara sıra dinlemek gerek Burcu Sarak’tan https://www.youtube.com/watch?v=SBDj5RQ82xA
dinin afyon olarak nitelenmesinin en büyük sebebi olduğunu düşünüyorum.kader bir kavramdır.kendimiz iyice araştırıp anlamlandırabilsek yada din tüccarlarını değilde daha objektif bir yerden bakan insanları dinlesek yeterli olabilir.
Bugün kadere inananlar ve inanmayanlar arasında ufak bir tartışma geçti sikerim kaderi diyip arka fondan kısık sesle söyledim "ben ne yaptım kader sana, mahkum ettin beni bana, her nefeste bir sitem var, şikayetim yaradana"
Kader, kadir (olmak) ile kadar (olmamak) arasında dönüp duran tecelliyattır. Tıpkı William Shakespeare in dediği gibi hayat, Olmak yada olmamak, bütün mesele bu.
dini açıdan bakarsak da var olması çok saçmadır ancak olmaması imkansız gibi.
mesela tanrı sonsuzdur ve öncesi sonrası yoktur. o halde var olan her şey ondan sonra çıkmıştır ve var eden de o dur.
o halde insanın öncesi yoksa sonrası da olmayacaktır ve sonsuz cennet cehennem yoktur. cennet ve cehennem de sonsuz olamaz çünkü sonsuz olması için öncesiz olması lazım, tanrı öncesiz, cennet öncesiz olursa bu sefer iki sonsuz olacağı için böyle bir şey mümkün olamaz.
ikincisi ise üstte yazmış olduğum gibi iradesi mutlak olan bir tanrının özgür irade vermesinin mümkün olmamasıdır.
eğer insan özgürse tanrı dışında bir irade ortaya koyuyor demektir ve bu da tanrının isteği dışında bir şeyler gerçekleşiyor anlamına gelir. ( eğer gelmiyorsa zaten tanrının evreni var etmesi mantıksız oluyor çünkü her şeyi o istemiş oluyor)
şimdi eğer biz dünyada belli şeylere etki edebiliyorsak o halde tanrının iradesi dışında bir şeyler gerçekleştiği anlamına geliyor ve tanrının her şeyde etkinliği kırılıyor. ( yani tanrı sonsuzluğunu gene kaybediyor)
etmiyorsa zaten durumu özetledim.
olması imkansızdır. mesela tanrıyı tüm anların üstünde alalım o sınırsız varlık olacağı için benim bir sonraki adımımı zaten bilebilir. ( çünkü zaman benim için var olan bir şey o sonsuzu görebiliyor)
mesela benim doğumumdan ölümüme kadar ne yapacağımı bilen bir tanrı var ve bunlar benim seçimim bu kabul bunda sıkıntı yok ancak her şeye gücü yeten ve her şeyin kendi isteği etrafında gelişen bir tanrı tanımı güme gidiyor. tanrı mutlak bir güce sahip olamıyor.
neden?
eğer benim eylemlerim özgürse o halde dünyada her şeye hükmeden bir tanrı yok demektir ve tanrı öyle sınırsız her şeye gücü yeten de olmuyor çünkü tanrının dışında ortada ondan bağımsız bir irade olmuş oluyor. (tanrıyı iradesini sonsuz alırsak ondan 1 bile çıksa o artık sonlu bir şey olur)
dolayısıyla o istese dahi bizim tanrı dışında ortaya bir irade koymamız ve bu irade sonucu bir şeylere etki etmemiz her şeyin tanrı iradesi etrafında gerçekleştiği fikrini çökertiyor.
eğer bunu tanrının dilemesi karara etki ediyorsa o zaman zaten cennet ve cehennem güme gidiyor çünkü o zaman eylemlerimiz tanrı telkininde oluyor ve eylemlerimizin direk sorumlusu tanrı olmuş oluyor.
2006 yapımı zeki demirkubuz filmi. Her ne kadar kendi başına oldukça başarılı sanatsal bir film olsa da 1997 de çekilmiş fakat devamı niteliğindeki masumiyet filmiyle izlendiğinde daha da anlamlı bir hal alır.
Yeraltı dünyasının kenar mahalle yaşamının çok başarılı tasvirlerini oldukça doğal bir şekilde dönemin tüm gerçekliğiyle ele alan dramatik ve dumura uğratan senaryosuyla oyunculuklarıyla prodüksiyonuyla türk sinemasının şüphesiz en iyi yapımlarından.
Şüphesiz filmden herkes farklı anlayışlar elde edebilir son sahneden sonra benim aklıma gelen şey ise şu olmuştur: nerede başladıysan orada bitirirsin..