kendi düşmanızı aramalısınız kendi savaşınızı yapmalısınız ve kendi fikirleriniz uğruna şayet yenilirseniz- kader neyse o!
yine de zafer narâsı atmalı, kalbiniz dürüstlüğünüz için!
Bizim milletimizce yanlış kavranandır.
iki çeşit kader vardır:
Birincisi müdahele edemediğin kaderdir ki annenin, babanın, annen ile baban olması gibi... (Bunun da ruhlar dünyasında seçiminin olduğunu belirtenler vardır.)
ikincisi tamamen iradenize kalmış kaderdir. iki yol düşünelim. Bu yolların seçimi ve yaşayacaklarınızın sorumluluğu size aittir ve Tanrı'nın bunu bilmesine kader denir. O yüzden Tanrı'nın suçlanması mümkün olmuyor. Yani seçimi siz yapmış oluyorsunuz.
Kısaca kader, rüzgarın önündeki yaprak olmak değildir.
Zannımca bir çeşit bilgisayar programı... insanın tercihlerine göre sürekli algoritması değişen birşey. Hani o matrix sisteminde şifrelerin sürekli değişmesi gibi. Statik değil. Tercihlerimize göre farklılaşıyor. Ne kadar değişirse değişsin, programcısı değişen ihtimallerin hepsini biliyor ve ona sürpriz olmuyor. Tabi programcısı duruma göre müdahale edebilme yetkisine her daim sahip. Milyarlarca insanın kaderlerini ayrı ayrı programlayabilmek ve bunların hepsinin bilinmesi ise insan idrakinin ötesinde bir şey.
Hiçbir şeye inanmasam bile kadere inanıyorum. Söylenmesi gerken için fırsat oluşuyor, söyleniyor. Yapılması gereken engelleri aşılıp yapılıyor ne kadar imkansız gibi görünse de. Ve olmaması gerekenler tüm çabalara rağmen olmuyor.
Bu aralar Gülseren Buğdaycıoğlu'nun kitapları geliyor aklıma. Doğduğun ev kaderin, doğduğun coğrafya kaderin vs diye. Ama psikoloğa gitmeye korkar oldum. Düşünsene kadına derdini anlatıyorsun aramızda diyorsun, sonra bir bakmışsın senaryo olmuş hayatın. Nerde hasta mahrimeyeti de bilmem nesi de nesi.
Türk milletinin en çok konuştuğu konudur. Konuşma şöyle başlar. Şimdi öleceğim gün belliyse burdan atlarsam peki. Canım kardeşim kaderin işte o lafı söyletip atlaman kaderin senin.
Bir belirlenim olduğuna inanmıyorum ama her şeyin bir vakti olduğunu biliyorum. Bir şeyler mümkün olmuyorsa zamanı değil diyorum zorlamamak gerekir. Hiçbir şeyi aşırılaşarak oldurmaya çalışmıyorum. Başımıza gelen kötü durum, hata veya olumsuzlukların bu zorla oldurma isteğimizden kaynaklandığını düşünüyorum. Kötü veya güç olana olması gerekenden fazla üzülmüyorum çünkü ya zamanında yaşanmamıştır ya da daha iyisini olgunlaştırmak için bir süreçtir. Bu perspektiften baktığım için insanlar beni rahat, fazla rasyonel ve duygusuz olarak tanınmıyorlar. Aslında olması gereken kadar duygusal ve akılcıyım.
Bir bebeğin dünyaya gelmesi bir olgunlaşma içerir. Anne ve babanın sevişmesi, annenin acı çekerek doğurması ve babanın da kadının buhran ve kaygısını çekmesi gerekir. Acı olmaz ise mutluluk olmaz. Mutluluk içinde acıyı barındırır. Haz olan iyi acı olan kötü değildir. Bu ikisinin dengesiyle insan mutlu, kişisel mutlak doğruluğunda ve eyleminde kalabilir.
allah'ın her bir şeyi ölçüyle-sistemle-nizamla yaratması.
ölçü ve allah'ın her şeyi bilmesi farklı hususlardır. kuru kuruya kader "alın yazısıdır" demek en iyi halde allah'ın sistemini-ölçüsünü basite indirgemektir. dikkat etmekte fayda var.
i'lem Eyyühel-Aziz!
Nefis daima ızdırablar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü Kadere razı olmuyor. Halbuki şemsin tulû' ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû' ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cebhesinde yazılıdır. isterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz hâ!
Ve illâ muhakkak bilsin ki: Semavat ve Arz'ın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Hâlık-ı Külli Şey'in rububiyetine muhabbetle rıza-dâde olmalıdır.