bu filmi izledikten sonra eminim ki biz hic sevmedik. sadece asik oldugumuza inandik, inandirildik. kimsenin sözde ask sendromlarina saygim yok artik.
--spoiler--
Öyle özlemişim ki seni, dönerken bir meyhane gördüm. Bi tek içeri girdiğimi hatırlıyorum bi de rakıya yumulduğumu. Arkasından en az dört cigaralık... Sonra gözümü bir açtım karşıdan karlı dağlar geçiyor. Bir daha açtım başımda bir çocuk, kalk abi diyor Kars'a geldik. Otobüsten indim, yürümeye başladım. Dedim Allahım nerdeyim ben, burası neresi. Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm. Dedim Bekir, bu kapı ahret kapısı, burası sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen bir daha geri dönemezsin, iyi düşün dedim. Düşündüm, düşündüm. Ama olmadı. Dönemedim.
--spoiler--
ô=ax^n+by^m+cz^o.......+c= ve akla gelebilecek diğer tüm varyasyonlar. bu varyasyon çokluğu durumu kaotik ve öngörülemez yapar.
en basit haliyle
ô=px+q dersek ô=sonuç ise (bu sonuç(-) veya (+) olabilir) bilinmeyen (x) haricindeki katsayılar (p,q) seçimler olabilir. hani şu özgür irade dedikleri şey sanki. eğer fonksiyon değiştirilemiyorsa seçimler sonucu(ô) belirleyecektir.
diğer taraftan öyle bir fonksiyon oluşturulabilirki sonuç (+) yada(-) olablir. katsayılar ne kadar değiştirilse değiştirilsin sonuç değişmeyecektir. illaki ben değiştircem baba diye kasarsak bilinmeyenden bağımsız olan (q) sabitine bel bağlarız. q sabiti ne kadar büyük olursa yırtma şansınız o kadar yüksek olur. sorun şudur q sabiti var midur yok midur. haçen varsa kim belirlemektedur, bilinememektedur.
bir yelkenli için rüzgâr neyse, kader de bir insan için aynı şeydir. Dümen başındaki insan rüzgârın nerden eseceğine karar veremez, ne şiddette eseceğine de, ama kendi yelkenini yönlendirebilir. Ve bu da kimi zaman inanılmaz derecede fark eder. Aynı rüzgâr deneyimsiz ya da ihtiyatsız ya da yanlış karar veren bir denizciyi felakete sürüklerken, bir başkasını sakin bir limana ulaştıracaktır
doğumdan ölüme kadar, daha önceden belirlenmiş hayatı yaşamaktır.
şöyle ki;
bir insan kaderinden kaçamaz. kaderi neyse onu yaşar. buna karşıt olarak kadere inanmayanlar ''eee o zaman ben arabanın altına atlayayım kaderde yoksa ölmem'' diye düşünürlerse kadere inanmayıpta birgün arabanın altına atlayacaklarıda kaderlerinde yazılmaktadır. ecel kaderin son sayfasıdır.
başımızdan kötü bir olay geçtiğinde, bir başarısızlık yaşadığımızda, sevgiliden ayrıldığımızda, " aslında hayatın akışı insanın elinde değildir" manasına geldiği için ezikçe sığındığımız kelime.
örnek: "kader! elden ne gelir ki..."
bugün kayda değer birşey yapayım dedim,bugünü de böyle öldüreyim,felekten bir gün çalayım dedim ve oturdum kaderi izledim,felek benden bir gün çalmış oldu böylece..işte bunun fotoğrafı çekilir dediğim birçok kare kaldı aklımda parça parça.kader dediğin şey soyağacından başlıyor insanın,nasıl başlarsa öyle gidiyor,oldukça arabesk deyimler barındıran bir film,gerçekçiliği ise çırılçıplak utandırıyor,yer yer, insanın canı sigara istiyor,insanın canı cigara istiyor,bekir'in sıkıntıdan çay kaşığı ile elektrikli sobaya çay damlatması ve oradaki tıss sesi belki de onun durumunu en güzel açıklayan görüntü..
hiçbir repe ihtiyacı yok o görüntünün, anlıyorsunuz, anlıyorum, anlıyorlar. karanlık bir film, karanlıkta izlenmesi ise daha da karartıyor insanın içini yalnızca bir kez geçiyor kader sözcüğü, bir kez bekir söylüyor bir kez de uğur içli içli.izlerken ağlamak mümkün değil,izlerken anlamak mümkün yalnızca,çıkar yolları düşünürken bütün yolların bir saplantıya çıktığını görmek...
müdahale etme isteği geliyor,dram izleyip ağlayan yetmişli yılların teyzeleri gibi hem de..bir yandan "yahu bekir boşver dön bak karın da güzelmiş,baban da yardım ediyor,yazık etme kendine" demek geliyor insanın içinden öbür yandan çay bardaklarında dönüp duran çay kaşığının tekdüze tıngırtısında bile bir imkan-sız-lık seziliyor,detaylar alıp götürüyor izleyiciyi,sahiden de böyle oluyor diyorsunuz içinizden,öyle uzun bir sessizlik çöküyor ki insan huzur mu duysun,korksun mu bilemiyor ve genelde korku kalıyor,her an herşey olabilirli anlarda ve en güzelini bekir açıklıyor;
şımarık, insan denen oyuncaklarıyla yorulmadan oynamaktan mutlu, sürekli yeni oyunlar üreten kimi oyunlarında oyuncaklarının canını acıtan kimisinde ise mutlu eden küçük burjuva çocuğu...
(bkz: sevgiliye yazılan mektuptaki cümlelerden alıntılar)
gerçekleşebilecek milyonlarca seçenekten sadece birinin gerçekleşmesi. ya da zorunluluk. gerisi, boş düşünce.
canını sıkma, herşey öyle olmak zorundaydı. ve oldu. olmayan ise bizim değildir zaten. olan da bizimdir, sen kucaklamazsan olanı, kim kucaklayacak!