şampiyon adlı kitabında danışıklı dövüş ve boks dünyasında dönen ahlaksızlıkları ele alan, sistem eleştirisinde inanılmaz yetenekli olan amerikan yazar.
jack london'un kendi hayatını anlattığı bir kitabıdır martin eden. jack london 33 yaşında martin eden'i yazdığında vahşetin çağrısı, beyaz diş ve deniz kurdu ile uluslararası başarısını kanıtlamıştı. fakat london ünlü olunca birden hayal kırıklığına uğradı ve güney pasifik'te bir deniz yolculuğuna çıktı. iki yıllık zorlu yolculuğunda, yorgunluk ve bağırsak hastalıklarıyla mücadele ederken, içinde düş kırıklıklarını, ergenlik çağında yaptığı çete kavgalarını ve yazar olarak tanınmak için verdiği mücadeleyi anlattığı martin eden'i yazdı. kitaptaki ruth morse adlı karakter jack london'un ilk aşkı mabel applegarth'tır.
Martin eden eseriyle kendi hayatını kaleme almış olan amerikalı yazar. Bir alkoliğin anıları ve bana göre hayatın anlamı kitaplarında bunu sık sık vurgulamıştır.
Beyaz dis i okumuştum ama hatırlamıyorum.
Okumadan bi adamı araştırmış, hayatina üzülmüştüm.
Ayrıca ortaokul mezunudur,bu beni şaşırtmıştı. Ortaokul mezunu olup dünya çapında taninabilmek büyük olaydır diye düşünürüm.
bi kış ayında, şu tarantinonun hateful eight filmindeki gibi bi ortamda, hiçliğin ortasında bi barda denk gelip viski ve sigara eşliğinde uzun uzadıya sohbet etmek istediğim bir bilge.
Vahşetin çağrısı, beyaz diş, kızıl veba ve demir ökçe adlı kitaplarını okuduğum yazar. Kitaplarında muazzam bir sistem eleştirisi olduğunu görüyoruz sanırım sosyalist ve eşitlikçi olmasından kaynaklanıyor. En güzel eserinin demir ökçe olduğunu düşünüyorum tabi okuduklarım arasında. Şimdi yeni hedefim martin eden'i okuyup bitirmek.
beyaz diş kitabı okuduğum tek kitabı olmasına rağmen bende bir iz bırakmıştır. bu adam yüzünden ileride yavru bir kurt sahiplenip bakabilirim o derece.
Okuduğum en iyi kitabı demir ökçe. Bir sosyalist ihtilal hayal etmiş o dönemlerde sanırım. 1907 yılında yazmış. Yani sosyalizmin palazlandığı dönemler.
muhteşem bir yazar olarak tarif edebilirim onu!
benim en sevdiğim yazar.
''vahşetin çağrısı'' ile girdi hayatıma... ''beyaz diş'' olarakta bilinir..
sonra ''denizin çağrısı''...
sonra devam ettim...
son okuduğum ise ''intihar'' adlı hayat hikayesinin çok eski basımı...
sayfaları sararmış, mavi ciltli çok eski bir basımı...
o insanı çok iyi anlatır, insanın yaptıklarını ve beraberinde iç sesini..
varlıkların yaşadıklarını ve bunun iç dünyalarında karşılıklarını serer önünüze...
''intihar'' isimli roman da tam da böyle bir yaşamsal ve içsel bir çırpınışı anlatmış...
ne kadar birbirlerine geçtiklerini anlatmış...
yaşananlar ve hissedilen duygular bütününün bir yaşamı nasıl etkilediğini aktarmış...
duygular yaşamı ve ardından yaşanılanlar yeni duyguları ve yeni yaşanmışlıklar...
bazen bir içsel direniş, vazgeçiş, değiştirme, değşime çabası...
bazen teslimiyet...
bazen sürükleniş...
o kadar insanı anlatmış ki...
okurken beni nereden tanıyor bu kadar iyi dedim çoğunlukla.
bunu o kadar iyi yapar ki tüm kitaplarında...
vahşetin çağrısında bunu bir kurt köpek, yaşamına ve davranışlarına...
kaderi ve o kaderin şekillendirdiği yeni kaderini..
denizin çağrısı ise başka bir baş yapıt...
bir çocuk evden kaçar, denizlerde gemilerde çalışır ve evine geri döner...
hikaye basittir. fakat bu basit hikayenin içerisinde şekillenen duygular ve yaşanmışlıklar bütünü başyapıt yapar romanı...
insanı anlatırken yüzünü anlatmaz jack landon, ellerini anlatmaz...
onları, yaşanmışlıkları ile, duygusal karşılıkları ile anlatır...
bir çiçeği anlatmaz o. o çiçeğin zaman, yaşam ve duygusal karşılığını da anlatır...
hiçbir romanını okurken sıkıldığımı veya zorlandığımı hatırlamam.
efsane tadı damaklarda kalan bir yazar...
henüz okumamışlar, tanışmamışlar çok şanslı bence...