kelimelerle anlatamayacağım bir şehir.
kasvetinden pususundan geçilmez.
kendisi de insanları da soğuktur...
nefret kelimesinin karşılığıdır türkiye haritasında.
içi boşluk, yapacak hiç birşey olmayan şehir pardon kasaba pardon köy.
sanayii olmasa hiç bir bok olmaz burada.
sanayinin bir şekilde iyi olması güzel bir olaydır fakat bu eğer insan ilişkilerini öldürecek veya herşeyi buna endeksleyecekse aman aç kalalım ekmek yerine pasta mı yeriz artık önemi yok dedirtiyor.şehri gezdiğinizde tarih kokan hiçbir öğre bulunmaması ,şehrin her yerine sinen ekonomik altyapılı ilişkiler bu şehrin kuşları bile parayla mı ötüyor acaba hissini uyandırıyor.
eğer mecburi kalmak zorundaysanız bir iş için veya zorunlu süre varsa önünüzde ,boş kaldığınız zamanlarda yapabileceğiniz en iyi aktivite körfez sahiline gidip kirliliği seyretmek ve havadaki zehirli gazların oranını ölçerek benim şehrim ne güzelmiş be diye şükür seanslarına başlamaktır.
denizi her daim gri, sanayi şehrimiz. makineleşmiş insanları, kasvetli havasıyla insan ruhunda da gri izler bırakır. fakat üniversitesi sayesinde bu sıfatları aşmak üzeredir.
trenle oradan geçerken gelen pişmaniye satıcılarının pamukkale ekspreste uyuyan vatandaşlara hiç aldışırış etmeden "piş" bölümünü vurgulu bir şekilde "pişmaniye pişmaniye" diyerek milleti hiç acımadan uyandıran kişilere sahip şehir.
izmit yürüyüş yolundan veya fethiye caddesinden geçerseniz mutlaka tanıdık birini görürsünüz veya görmezsiniz ama yanınızdan öylece geçer gider. işte öyle bir şehir...
yazın püfür püfür esen bir yeri var bu şehrin; outlet içindeki burgerking' in dışarıdaki oturma yerleri. üniversite biter ama kimi zaman aklına gelir o yer.
kendi sahip olduğu değerlerin kıymetini bilmeyen şehir. özellikle jeopolitik anlamda. şöyle ki bilindiği gibi izmit, körfezi tamamen çevreleyen ve etrafında güzel dağları bulunan, hem marmara denizi'ne hem de karadeniz'e kıyısı olan istanbulla bütünleşmiş, gebze gibi avrupa'nın küçük bir ülkesi'ne yapılan ticaret hacmi kadar paranın döndüğü bir ilçeye sahip onlarca organize sanayi sitesi bulunan ve kişi başına düşen gelirde türkiye birincisi bir güzide şehrimiz. aslında şehir olduğu doğru da güzide olan kısmını bazıları çok güzel mahvediyor.
evet, kocaeli'nin bir ucundan türkiye'yi dünyaya bağlayan şu meşhur tem geçtiği gibi sonradan deniz doldurularak yapılan bir de d100 bulunur. o meşhur d100 de özellikle izmit'in denizle bağlantısını süper bir şekilde keser. izmit'in merkezinin de birbirine ve denize paralel 3 ana yoldan oluştuğunu düşünürsek şu dev gibi d100'ü üst geçitlerden atlayıp sahil'e gitmek kimsenin içinden gelmez. en azından benim gelmiyor. sahili adam gibi düzeltip orjinal kullanılabilir projeler yapmak yerine sadece günü kurtaran bir yönetim anlayışına sahip. dediklerim saçma gelecek belki ama okuduktan sonra hak vereceksiniz.
kimilerine göre sorunların en büyüğü şu d100, kimilerine göre de günü kurtardıkları bir ekmek parası. d100'ün en azından izmit kısmını(halkevi- fuar arasından bahsediyorum) belki yolun altına alıp, üstten de yahya kaptan'a kadar ulaşan bir hafif raylı sistem geçirmek -ki izmit merkezdeki ulaşımın ne kadar berbat olduğu belli- diğer ana tren yolunu da başka bir yere taşımak, belki de daha da hayal gücünü konuşturup üstten geçirmek hayal gibi olsa da sırf bununla uğraşan ve dönem projeleri olan mimarlık okuyan onlarca insan tanıyorum. ben de atıp tutmuyorum tabi. sadece kulak misafiri olduğum bazı konuşmalardan alıntıdır bunlar. maliyeti milyonlarca doları bulabilir belki ama boşalan yola yapılacak yeni merkezler ve iş sahalarını düşünürsek kendi parasını karşılayan bir proje olabileceği aşikar. en güzeli de denizden faydalanamayan, belki de faydalanmak istemeyen izmit'i denizle kucaklaştırmak ve özenilen bir şehir yapmak.
yapılmayacağı çok belli, en azından şimdilik ama d100'ün de görüntüsünün izmit'i mahvettiği çok belli.
o izmit'in arkasında italyan mahallesi diye bir çingene mahallesi var. evlere şenlik. çırılçıplak gezen çocuklar, sokak düğünleri, atlar, anadol kağıt toplama araçları. tey tey teyyy....
doğdugum, çocuklugumu gecirdigim, büyüdügüm, üniversitesine gittigim, hala ikamet ettigim ve bir durum gerektirmedikçe ömrüm boyunca ayrılmayacağım, değişmeyeceim şehrim. izmiti sevmek için öncelikle izmitli olmak gerekir, eğer sonradan dahil olduysanız alışmanız, sevmeniz uzun zaman alabilir, belki de hiç bir zaman olmaz. bu nedenle yabancısı olanlar izmitlileri anlamakta zorluk çeker, neden bu şehre böyle aşık oldugunuzu anlayamazlar. çünkü izmitin sadece izmitlilerin soludugu mistik bir havası vardır.
fazla gezilecek, görülecek, eğlenilecek mekanı olmamasının sebebi istanbula yakın olmasından kaynaklanmaktadır, bu da en büyük şansızlıgıdır izmitin ya da en büyük şansı. burada yaşayan, para kazanan kimse izmitte harcamaz parasını. bastır istanbula, nasıl olsa yarım saat. son yıllarda yinede bayaa bir gelişme var.
izmitlilerin en sevdigi şeylerin başında alkol gelir, bunun nedenide yapılıcak cok fazla birşey olmadıgından şehrim insanının kendini alkole vurmasıdır. hava karardımı sokaklarda ayık adam bulmak neredeyse imkansızdır. sekapark, marina, saat kulesi, cepler, bağçeşme balkon vs.. başlıca alkol tüketim yerleridir. belkide cok fasla takılmaya mekan olmaması buna yaramıştır. sayısız insan buralarda yanyana alkol tüketir.
ayrıca izmitin dışardan gelenlerin ilk başlarda anlamakta zorluk çektigi kendine özgü bir dili vardır. yeni dahil olduysanız yanınızdakiler konuştugunda bunlar ne konusuyo acaba diyerekten muhabbete fransız kalmanız kacınılmazdır.
sonuç olarak izmit öyle 1-2 senede çözülücek biryer değildir. içine girmek, havasını solumak izmiti yaşamak gerekir..
son bir ekleme daha, pişkin de simit yediyseniz bir daha başka simit yiyemezsiniz..
yaşlı çınarların gölgesinde trenyolu yatardı. çanlar çaldığında kafalar ya ileri ya geri döner, gözler treni arardı.
fethiye caddesinin üstünde tam da köşede mc donalds açılmıştı. gençlerin uğrak yeriydi. 16 lık gençlerin, müzmin bekarların, delikanlı çapkınların bir patatese dört saat oturdukları mekandı...
fuçin vardı sonra. kapandı. ismi hafızalarda kaldı.
dershaneler sıra sıraydı fethiye caddesinde. kafeler daha kalabalık olurdu sınıflardan. son derse belki yetişilirdi. halen öyle sanırım...
radyo kanalarının çılgın djleri vardı sonra. çok konuşur bir o kadar istek alırlardı. halen öyle dikkat edin, nostaljik şarkılar sık sık çalar. melankolik olmamızın altında ise sanırım bu yatar.
şimdi...
izmit gene güzel. daha kalabalık belki. trenyolu sahilde, çanları duymak güç. yaşlı çınarlar halen yerli yerinde gölgelemekteler izmiti...
insanı hala içmeyi sever. içkisiz yer rağbet görmez.
ha bir de unutmadan izmit'in erkeği içkici kadını da genelde dikkafalı olur.
istanbula çok yakın olmasının ve bunun nimetlerinden faydalanmasının yanı sıra kalabalıktan ve gürültüden uzak,sevimli bir şehirdir.Evet belki çok gezilecek görülecek mekanı yoktur ama bir yanınızda yeşili diğer yanınınzda denizi bulursunuz izmitte.Huzur bulursunuz.Güzel şehirdir izmit,özlediğim ve eninde sonunda yerleşmeyi umduğum şehirdir...
izmitte yaşayanlar ayrı bir sever izmiti.sıradan bir şehirdir aslında ama bağımlılık yapar.sokaklarında tanıdık yüzler görmeye alışıksınızdır..geceleri eve dönerken pişmaniyecilerin parlak ışıkları gözlerinizi alır..kendinize gelirsiniz..saat kulesinin altında oturup denize karşı şarap içmenin tadı hiç bir yerde yoktur mesela.. ya da kırık iskelenin orda denizi izlemenin...
istanbulun kesmekesinden cikip kurtuldugunuzda sehre girer girmez bir puslu hava bekler sizi.anadolunun istanbula en yakin, fabrikalarin yaptiklarini saymazsak en az bozulmus sehridir.oh be dersiniz,memleketim.aksam 8den sonra kimseyi bulamazsiniz belki hayiflanirsiz,ama istanbulda da trafik yuzunden 8den once eve giremezsiniz ve o saatten sonra zaten disari cikmak icinizden gelmez.en azindan 5te isten cikiyorsaniz, bilirsiniz ki 5 bucukta kesin evdesiniz.geriye koca bi gun vardir daha.hem calismanin hem dinlenmenin,hem guzel arkadasliklarin,bence herseyin sehridir memleketim.