başkadır. gerçekten bambaşka bir şehirdir. hani sürekli içinde olduğunda anlamazsın da şöyle gidersen, birkaç hafta hatta birkaç yıl farklı bir yerde yaşamak zorunda kalırsan... işte o zaman burnunda tüter, anlarsın nasıl başkaymış. hava kapalıysa, yağmursuz ve soğuksa e bir de vapura binmişseniz "bu şehir bırakılıp gidilmez" dersiniz. büyük bir kısmınız o vapurda kalır; kalp gibi.
doğduğum şehirdir. bir an önce yerleşmek istediğim şehirdir aynı zamanda. havası, insanları bambaşkadır. lokmasıyla torpiliyle rokokosuyla beni benden almaktadır.
ciddi anlamda çevre planmasına ihtiyacı olan ege ilimiz. ulan trafiğe girdin mi çıkamıyorsun arkadaş. insanlarda peygamber sabrı var vesselam. çoğu araba kullanmaktan bihaber zaten. izmir'de yaşamamam için en geçerli sebep budur. onun dışında insanları çok yardımsever. bu su götürmez bir gerçek. sıcak ve ılımlılar. denizini bok götürmeye başlamış. önlem alınmalı en acilinden.
kitap fuarında çalışmak için gitmiştim izmir'e ilk defa. vapurları istanbul vapuru. fuar alanındaydı fuar. fuar mekanından ağaç geçen fuar mekanı. kitaplar ve ağaçlar, akraba.
sırtımı yaşlı çınarına dayamıştım, elimde votka portakal, fuarın rajonu, o yıllar yasaklı değildi sigaralar. dumanlar kitap sayfalarında saklambaç. izmaritler yerlerde, üzüldüm. bir çocuk yaklaştı, talebe besbelli. abi dedi, bir imza verir misin. evlat dedim ben yazar değilim. imzam yok, ama al sana bir kitap. kaç para? yazar olunca para alıcam, şimdi canım feda. güle güle. çocuk güzel güldü.
tuhaf bir şekilde bağımlılık yapan şehir.
bir canlılık var. selam verdiğiniz kişi sizi asla terslemiyor.
vapurun arkasından martılar her zaman bir umutla simit parçası peşinde uçuyor.
o mavi sular ufkunuzu açıyor. ister istemez rahatlıyorsunuz. sonra da kopamıyorsunuz...