5 gün sonra gideceğim evim. Artık vakti geldi Bursa ve Yalova yaptık. Şimdi eve dönme zamanı. Gel gelelim bileti almam biraz sıkıntı olacak burada neyse.
özlenen eski dostların, çocukluk arkadaşlarının hatırına hemen hemen her hafta sonu 330 km yol tepme sebebi güzel şehir.
cumartesi akşamdan bursa'dan yola çıkıp gece yarısı izmir'de dostlarla bir iki kadeh eşliğinde sohbet etmek. geceyi izmir'de geçirmek. izmir'in pazar sabahına uyanmak.
izmir'de kahvaltı yapıp, o havayı solumak.
her pazar akşamı buruk bir şekilde geri dönmek
kocaman bir yalnızlığa.
izmir.
hayallerimin denize döküldüğü şehir.
bahar merhaba demiştir tam olarak dün itibariyle.
akşamlar birazcık serin/soğuk olsa da gün boyu harika bir hava hakim.
gitmedim ama alsancak kordon falan doludur muhtemelen şu son birkaç gündür.
açılışı yaparım ben de yakında. *
sıkıntıya, bunaltıya, depresifliğe, baygınlığa muazzam gelen şehir.
ne zaman sıkılsam alır bileti, gelirim canım izmir'ime.
dışarı çıkmadan evde oturmak bile ayrı huzur veriyor burada.
Tam anlamıyla rezaletler şehri. Bir tane insan gördüm şu ana kadar metroda inenlere yol veren ve kapının önünden çekilmek için çaba sarfeden. Rezilsiniz vallahi rezilsiniz.
gecenin karanlığında vakit hiç farketmeksizin, sağda solda körkütük sarhoş düşe kalka yüreyen 3'lü 4'lü dişi kişilikleri ile, çimlerde voleybol oynayan gençleri ile, (fakat topları yok arkadaşlarından gönüllü olan minyon bir kız arkadaş yetiyor) ellerinde sürekli medeniyetin getirdiği yegane hediye olan, beyin kimyasını bozan şişelerle sistemi eleştiren fikir babaları ve filozoflarıyla ünlü, eski kimliğe göre, dini: 'müslüman' yazan insanların bulunduğu, yaşanabilecek şehr-i memnu.
Bazen kordon'a tek başıma kaçıp şımarıklık yaptığım şehir.
Açıklara bakıp "Ata'm tam olarak kordonun neresinden dökmüştük biz bu yunanı yahuuu *" şımarıkligi adını veriyorum buna; bir simit bir çay eşliğinde yapıyorum bunu...
izmir demek Atatürk demek... Ataturk demek Türkiye demek... Türkiye demek aşk demek...aşk demek Atatürk demek...Atatürk demek...böyle sürüyor bu.
işte o kadar...