alsancaktaki çimlerine oturup bira içmesi harikulade keyifli olan şehir. yalnız dakika başı geçen polis arabalarına dikkat, çoğu zaman kıllık çıkartırlar.
bu ay yağmur konusunda pek bir kısmetli olan şehirdir. yağsa da güzel yağmasa da. bir de en sevdiğim ıslak caddelerde yayaların yanından geçen arabaların yayayı ıslatmamak için hızını düşürerek geçmesidir. buradan teşekkür ediyorum. canım izmir'im insanlık ölmemiş.
bu aralar kendisi için hep aynı şarkı söyleniyor. parçalı bulutlu ve yağışlı geçecek. tahtalı barajı halen istenen seviyelerden çok uzak. yağdır mevlam su.
şimdi bir şehir hayal edin.. istanbulun karmaşasından uzak, ankaranın suyu olmuş haline yakın bir şehir.. insanların mutlu mesud yaşayabildiği bir şehir.. işte orası izmir..
recep tayyip erdogan'ın kendisine gavur demesini yerel secimlerde nasil cezalandiracagi merak edilen demokratik sehir.
"anani da al git" diyen basbakana zubeyde hanim'in mezarına evsahipligi yapan karsiyakali'larin "anamizida aldik geldik" pankartiyla cevabi gozonune alinirsa, buna da cevap su olabilir mi?:
deniz feneri muslumanliksa ben gavurum.
en çok özlenen şehir.. karakter sahibir, kendini özletmeyi çok iyi becerir.
izmirli'yseniz ve izmir'den uzaktaysanız yaşama isteğiniz günden güne azalır. alsancak'ta çimlere yayılmayı, denize bakan apartmanlardaki tabelaları okuyup dalga geçmekle geçen o öğleden sonrayı, izmir stüdyo'yu, kahve bahane'yi, metroyu, boyozu, deniz kokusunu, saat kulesini, gökyüzünün rengini, orada bırakığınız insanları, kısacası izmir'in her köşesini özlersiniz.
bir de oradan ayrılıp yaşanılan yere dönüldüğünde, bavulu açınca odaya yayılan o deniz kokusu -kıyafetlere sinmiştir çünkü- insanı çok fena yapar..
çamaşır suyuna kolorat, martıya fırlattığın simite gevrek denilen şehir. hani adı farklı olunca insan da merak ediyor. ulan bildiğin simit işte... yılbaşında beni benden almış, üç harika günden sonra benim hala yılbaşından çıkamayışımın sebebidir. hayatımda ilk defa gidip sadece buca sında üç gün geçirdiğim halde barındırdıklarıya, havasıyla suyuyla, kent kartıyla, tatosuyla, urfa sofrasıyla, içilememiş rakısıyla, sımsıcak gecesiyle ve daha nicesiyle kendisini bana epeyce özletmiş, üniversite laneti yüzünden yaşamak zorunda kaldığım yere döndüğümde beni epeyce ağlatmıştır...*