ben bunun ilk köy olarak kurulduğu anı görmek isterdim.
düşünsene 5-6 ev bi kaç insan.
tahminimce bugünkü eminönü dolaylarında kurulmuştur. çünkü tarihte de oralar çok yoğun nufusa sahip.
istanbul kelimesinin kökeni "Stinpolis"nin Rumca ve "şehre doğru" kelimelerinin bozulmuş hali olduğu ifade edilir.
islambol kelimesine gelince sadece Sultan 3. Mustafa'nın hattı hümayunlarında özellikle 'islam şehri' anlamına gelen islambol'u kullandığı aktarılır.
onun dışında Osmanlı döneminde en çok kullanılan ismin Konstantinopolis'in Arap diline çevrilen şekli “Konstantiniyye” olduğu,
halk arasında mutluluk şehri anlamına gelen “Dersaadet” ve
büyük dergah anlamında “Asitane”nin çok kullanıldığı söylenir.
Haliç metro köprüsünden geçerken; mavimsi bir karanlıkta olan gökyüzü ile ayasofya o kadar uyumluydu ki. Derse yetişme derdim olmasa foto çekecektim . Neyse artık haftaya.
Seviyorum, garip bir şekilde hep bir sempati besledim hep bir sevgi besledim uzaktan uzağa herkesin hayal şehri izmir Ankara olur benimkisi hep istanbuldu kıyısı denize çıkıyor diye mi, yoksa bu kadar kalabalık diye mi bilmiyorum.
sanat dan kültür den yaşam dan kaliteden bi'haber milyonlarca insan...
sanatı halka yaymak için ne yapılmalı?
17 milyon kişilik bir şehir de bir sanat etkinliği yapılıyor kimsenin haberi yok. billboard reklamlarında olan sanat etkinliği haberini ona bakarak okuyan geçen insana sorsanız "bu ne billmem" der.
peki kaç kişi gidiyor bu sanat etkinliklerine sanıyorsunuz?
konserlere, tiyatro, resim sergilerine kimler gidiyor. emin olun 3000-5000 kişi ve bu kişiler aynı kişiler. allah göstermesin bunlar bir ölse kimse kalmayacak.
yarımada bir kent ve balık akını geçiş güzergahında ve balık kültürü yok. tarihin içinde yaşıyor tarih bilgisi yok.
cehalet içinde talan ederek istanbul'u yiyerek yok ederek yaşıyorlar.
dünyanın en büyük köyü.
ve bu köyü kasaba kültürü ile yönetiyorlar. insanlara kent kültürü ortak yaşam alanı ve bir arada yaşama sorumluluğu veremiyorlar.
yaşam ve güzellik adına bir tane örnek gösterilecek proje var mı?
taksim meydanı adeta inşaat şantiyesi. istiklal caddesi arka sokaklar gibi, insanın içini karartıyor. yanardağın külleri altında kalmış gibi her şey gri renksiz kokusuz yeşilsiz.
ben olsam taksim meydanı veya galatasaray lisesi önüne bir piano koyarım. orada bekleyen çevik kuvvet polisi içine devlet konservatuvarı öğrencisi veya orkestralarda görevli pianistlerden bir kaçını polis üniforması techizatı giydirip polislerin arasına koyarım.
tabi ki meraklı insanlar gençler gelip piano ile oynayacaklar onu kurcalayacaklar çalmasını bilmediklerinden rahatsız edeci ses çıkaracaklar.
polis olan pianistler gençleri orada ki insanlara müdahale ederek öyle değil böyle çalacaksınız diye popüler hareketli 1-2 paça çalmaları ne güzel olur? https://www.youtube.com/watch?v=SH6-PVn8HVE
hatta yine devlet güzel sanatlar akademisinde okuyan ve dans bale vb sahne sanatları okuyan öğrencileri de bu kurguya dahil ederekk oradan geçen sıradan insanlar gibi müzik eşliğinde dans etmelerini düşünün.
bu tür kurguları çoğaltarak belediye istanbulun metro avm içinde cadde ve meydanlarda koyacağı bu müzik aletlerini çalmaya gelen insanların bazen bir çöpçü kılığında, bazen bir zabıta kılığında, bazen bir 112 acil sağlık ekibi kılığında, bazen itfaiyeci veya kağıt toplayan çocuk simitçi kılığında sıradan vatandaş olarak keman saz gitar piano gibi müzik aletlerini çaldığını hayal edin.
yoldan geçen insanlardan bazılarının müziğe katılıp dans ettiğini oynadığını halay çektiğini hayal edin. https://www.youtube.com/watch?v=ZSnpwXU2_3c
bu tür etkinlikler ile hiç olmazsa belediye sanatçılara öğrencilere destek vermiş onlara kaynak sağlamış olur.
çıkın bakın istikklal caddesine, sokaklarda virüs gibi dolaşan yaratıklar. inanın bu virüsleri temizlemenin en güzel yolu onlara yaşam alanı bırakmamak. bu dediklerim yapılırsa onlara yaşam alanı kalmaz.
ama yapamazlar.
ne demek istediğimi anlayacak bir dünyaları yok.