yedi tepeli aziz istanbul.
boğazdan feribotla geçerken boğazın güzelliği ve esen güzel rüzgar insanı uçurur götürür, sonrada bir baş ağrısı tabiki o kadar rüzgar yersen normaldir.
insanları yutan, soyan, sıkan, çıldırtan, karısını çocuklarını kestiren, koşturan, can yakan, en çok günaha sokan, bıktıran, yıldıran, susturan, kusturan, saydıran, sövdüren, pusturan, küstüren, kaçtıran, kovalatan, öldürten, delirten şehirdir istanbul sözlük; fakat aynı zamanda doğru yerini bulursan insanı çoşturan, uçuran bir şehirdir istanbul.
bu ülkenin halihazırdaki en büyük markasıdır.
yabancı ülkelerin o dünyaca meşhur şehirlerinden, başkentlerinden dönerken, havaalanlarında istanbul destinasyonunu görünce, "bizim de istanbul'umuz var ulan" diyorum her zaman.
tarihin bir çok medeniyetine başkentlik yapmış bir şehir olmasının yanı sıra eşsiz mimarisi ile gelen turistlerin hayran kaldığı bir şehirdir. ancak bu şehir çarpık kentleşme ve nüfus yoğunluğu nedeniyle neredeyse çökecek ve sonunda suyun derinliklerine inecek gibi.
19 yıldır yaşadığım bu şehirden geçen yıl ayrıldım , inanir mısınız hiç özlemiyorum.
ve bence bu şehirde ne okunur ne de çalışılır. gezmeye geleceksin o da bir haftayı geçmeyecek . işte o zaman en kral şehir , aksi takdirde zulüm.
her gittiğim yabancı şehirdeki içimdeki özlemin ve "başka hiçbir şehre tam olarak ait olmama" hissimin nedeni.
sen nasıl bir şehirsin ya! senin yüzünden nereye gitsem "burası güzel ama istanbul daha güzel." demek zorunda mıyım ben? aklımdan çıkmamak zorunda mısın? hep bir geri sana dönme arzusu hissetmek zorunda mıyım?
sen nasıl tuhaf, nasıl farklı bir aşk biçimisin, çözemedim. ama benimsin istanbul ve ben de hep seninim!