felsefeye islami pencereden bakmaktır. farabi, ibn-i sina başta gelen islam felsefecileridir. ancak her yeni değişiklik gibi islam dünyasında başlarda şiddetle karşı çıkılmıştır. felsefe dinsizliktir diyenler olduğu gibi , felsefe günümüzde islama yönelik saldırıların bertaraf edilmesinde kullanılacak bir silahtır diyenler de olmuştur. imam-ı gazzali'nin felsefecilere savaş açmasıyla ve onları yenmesiyle islam dunyasındaki felsefe çalışmaları hem yavaşlamış hem de islam dunyasındaki akılcı yaklaşımlar sekteye uğramıştır. teoloji de diye bilinen ilahiyat'ın günümüzde üzerinde çalışmalarını yürüttüğü , islamın anlaşılmasında olumlu etkilere sahip olan, olabilecek bir ilahiyat alanıdır. aynı zamanda ilahiyat fakültelerinde ders olarak ta okutulmaktadır.
imam gazali nin filozofların tutarsızlığı, ibni rüşdün tutarsızlığın tutarsızlığı fatih dönemi osmanlı alimlerinin tutarsızlığın tutarsızlığının tutarsızlığı eserleri islam felsefe sinin ekseni hakkında fikir verir.
temelini yunan felsefesinden alır. neden aristo nun platon un bu islam filozoflarıyla iyi geçindiğini sorar iseniz; çünkü ilk çevirilerini bu islam filozofları yapmıştır, çevirirken acık da kendilerine uydurmuşlar herhalde. yere göğe sığdıramadığımız batı felsefesi de işte bu arapça çevirilerden öğrenmişler felsefeyi.
ancak bu, kontrollü bir felsefedir. 'kelama dayalı felsefe' denen bir tabir vardır misal. ayrıca birçok filozof da, mesela ibni sina gibi, ''islam felsefesi kurmak istiyoruz'' dememişlerdir. dedikleri şey şudur: ''bir doğu hikmeti kurmak istiyoruz.''
felsefe değil, hikmet.
felsefe boyuna aramanın ve hiçbir şey bulamamanın yolu... (batıda algılanış biçimiyle!)
hikmet ise, bildirileni bulma ve anlamaya çalışma cehdi...
akliyeci olan mu'tezile ve ehli sünnet felsefenin alanı hakkında çokça münakaşa etmişler. en son hüccet-ül islam olarak ünlenmiş imam gazali ve ibn rüşd, ibn sina, farabi ittifakı kapışmış; kazanan gazali ve ehli sünnet olmuştur.
felsefe vardır, elbette ki islam felsefesi vardır.
ama kaynağını aristodan alıp, onun küfrünü islam'a sokuşturmaya çalışan bir felsefe değil.
kelama dayalı, fıkıha dayalı; evreni allah yolunda 'aklet'meye dayalı bir felsefe.
batının buluşacağı felsefe. zaten mükemmel olduğu için bunu müslümanlara açıklamanıza gerek yok. sizin sapma açıklamalarınız felsefi bir yapıya sahip olmayan müslümanlara zarar veriyor, onların fiziksel hareketlerinin size zarar verdiği gibi.
türkiye ve ortadoğu'yu yapıcılık, batıyı felsefe ilerletecektir. eğer felsefi bir yapıya sahipseniz ingiltere mi, almanya mı, nereye giderseniz gidin ama türkiye'de kalmayın.
temeli greke kadar iner. o ilk eserler bir çok alim tarafından şerhlerle birlikte arapça diline tercüme edilmiştir. üzerinde akıl yürütülmüş ve yorumlanmıştır.
islamiyetin yükselme ve gelişme evrelerinde olmuştur bunlar.
sonra da bunu bütün avrupa almış, okumuş, hatim etmiştir. akabinde de biz ayakta uyumuşuz.
(bkz: beytül hikme)
(bkz: adelard)
edit notu: atina okulu isimli tabloya bakarsanız orada iyi bir adam göreceksiniz.
Din dersi yerine ilkokullardan itibaren zorunlu olarak öğretilmelidir. Zira bu kültürü edinme işi 15 yaşına kadar sürer o saatten sonra çocuğu eğmeye çalışırsan kırılır.
islam felsefesi diye bir şey yoktur. islamda sorgulamak yoktur. islam felsefesi denen şeyde kuran da yazılanlar sorgulanmadan kabul edilir. Bu da felsefe ile çelişir. Çünkü felsefede sorgulamak esastır.
Islam felsefesi diye bir şey var mıdır bilmem ama islam üzerine düşünce bayağı ilerlemiştir. Olmasaydı tarih boyunca onlarca farklı mezhep veya anlayış çıkmazdı. (tasavvuf da içinde farklı anlayışları barındıran bir anlayıştır). Türkiye'deki ıslam anlayışı ile suudi arabistandaki ıslam anlayışı aynı değil. Hatta türkiyedeki dindarlar da dahil. bu anlayışlar yine de ıslamın esaslarına aykırı olamamalı. fakat pratikte oluyor o yüzden de bazıları kafirlikle suçlanıyor.
aman ne felsefedir o. arab felsefesi denilmesi daha uygundur. veya arab saçı felsefesi denilsin bence çünki tam bir çorbadır. tek fark fena ishal yapar.
Birbirinden bağımsız olmayan iki alanın buluşması.
Felsefeden islama, islamdan Felsefeye Yolculuk
Başlık sizi yanıltmasın: islam ve felsefe birbirinden tamamen bağımsız değildir. Dolayısıyla, başlıkta bahsedilen yolculuğun her anı, gerek islami gerekse felsefi bir yolculuktur. Yazının sonunda paylaştığım ayet bu durumun delillerinden sadece birisidir. Başlayalım.
Varlık nedir? Düşünürler, binlerce yıldır, varlığın tam olarak ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorlar. Bir şeyin ne olduğunu öğrenmek için o şeyin ne olduğunu bilmek gerekir. Dolayısıyla; sorulması gereken ilk soru; bilmenin ne demek olduğu ile ilgilidir. "Bilgi nedir?" Sorusunu doğru cevaplamadan "Varlık nedir?" sorusunu doğru cevaplamak mümkün değildir. Bu bağlamda; Epistemoloji, her zaman için Ontoloji'den öncedir.
Olgularla aramızdaki zihinsel ilişki inançlarla kurulur. Birimiz üçgenlerin üç kenarı olduğuna inanırken, birimiz dört kenarlı bir üçgenin var olduğuna inanabilir. Normal olarak, ikimizin de haklı olması mümkün değildir. Peki haklı olanı haklı yapan gerekçe nedir? Üçgenlerin üç kenarı olduğuna inanan niye haklıdır? Çünkü üçgenlerin üç kenarı olması bir olgudur. inanç-olgu ilişkisi doğru kurulduğunda olgu ile ilgili inancımızda haklı oluruz. inanç ahlakı tam da burada devreye girer, o olmadan olgularla ilişkimizde haklı olamayız. Clifford'un, inanç Ahlakı isimli eserindeki "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak herkes için her zaman ve her yerde yanlıştır." ifadesine bu açıdan yaklaşmak ufuk açıcı olacaktır. Biz, herhangi bir şeye, yeterli kanıta dayanarak inandığımızda o şey ile ilgili haklı oluruz. O şey ile ilgili haklı olmamız, bizim o şeyin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmamız demektir. Bunun adı da bilmektir. Demek ki bilmek, doğru inanmak demektir. Böylelikle bilginin doğru inanç olduğu sonucuna varırız.
Bilgi tanımından sonra aklımıza gelebilecek sorulardan biri; bilginin bir inanç türü olmasından dolayı bize bağımlı olup olmadığı konusudur. Doğru inancın varlığını inceleyerek bu konudaki merakımızı giderebiliriz. "Doğru inanç vardır." Önermesinin çelişiğine, yani; "Doğru inanç yoktur." önermesine baktığımızda bu önermenin hiçbir zaman doğru inanç olamayacağını görürüz. Bu da "Doğru inanç vardır." önermesinin her zaman doğru inanç olduğunu gösterir. O halde; bilgi, her zaman var olmadığımızı kabul ettiğimizde; biz insanlardan bağımsız olarak vardır. Doğru inancın bizden bağımsız olarak var olduğunu kabul ettik. Ancak; doğru inanç, doğası gereği, doğru inanana muhtaçtır. Doğru inancın sürekli var olduğunu ispatladığımızdan, onu sürekli var eden en azından bir doğru inananın varlığı zorunludur.
Her zaman doğru inanan, tek midir, yoksa birden fazla mıdır? Her zaman doğru inanan, hiç yanılmayacağından ve bu da ancak her zaman doğru inananın her şeyi bilmesi ile mümkün olacağından; doğru inanan, her şeyi bilendir. Her şeyi bilen, zaman ve mekan içindeki her olayı bilir. Sadece zamanı ve mekanı her tarafından kuşatıp gözeten zamanın ve mekanın içindeki tüm olayları bilebilir. Yani; Mutlak bilen, mekanı her tarafından kuşattığından tektir. Bilen, doğru inancı sürekli var ettiğinden, aynı zamanda Var edendir. Var eden; Her zaman doğru inanan ve Her şeyi bilendir. Evet, artık "Varlık nedir?" sorusu ile ilgili konuşma ehliyetine sahibiz. Var olan; Var eden ve var edilenlerdir.
Var olanı, Var eden ve var edilenler olarak tanımladık. Var eden'in; Her zaman doğru inanan, Her şeyi bilen, zamanı ve mekanı kuşatan ve Tek olduğunu ispatladık. Ayrıca; Var eden, zamanı ve mekanı kuşattığından Yüce ve Büyük'tür. Çünkü; mekanı her tarafından kuşatır ve mekanın ötesinde sadece o vardır. Tarihte, böyle bir Var eden'in varlığından ve tekliğinden bahseden bize ulaşmış tek metin Kur'an'dır. Bilen (El-Alîm), Var eden (El-Hâlık), Kuşatan (El-Muhît), Tek (El-Ehad), Büyük (El-Azîm) ve Yüce (El-Aliyy) isimlerinin hepsi Kur'an'da vardır. Tarihte, doğru bir Var eden tasavvuruna sahip bize ulaşan tek metnin Kur'an olması; Kur'an'ın, Var eden tarafından elçisi Muhammed'e indirilmiş bir kitap olduğuna kanıttır. Var edeni ve var edilenleri anlamak için bu kitaba bakmamız şarttır. Buna ek olarak; Kur'an'a, Var eden'in mesajı olarak baktığımızda; Kur'an'ın, biz var edilenlerin var ediliş amacına uygun yaşaması için bir rehber olduğunu görürüz.
Epistemoloji ile başlayıp Ontoloji ile devam eden yolculuğumuz Kur'an ile yeni bir ufka ulaşır. Elçi ibrahim'in de dediği gibi: "inananlar ve imanlarına haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır." En'am-82