bursalı olmayanların, bursalılar için günde üç öğün yediklerini sandıkları yemektir. sanki sokaklarda falan dağıtılıyor o kadar bol ki. nerenin nesi meşhursa orada yemeyeceksin arkadaş. yoksa yediğiniz şey daha çok... *
--spoiler--
vaktiyle bursa da yaşamış olan ve bildiğimiz yaprak döner ve pidenin üzerine yoğurt ve tere yağı dökmeyi akıl etmiş * bir lokanta sahibinin soyadıdır.
tanım: et yemeği.
uzun süredir yemediğim yemek. anısını da anlatayım.
2-3 sene önce filan. daha ergenliğe girmemişim yaş ya 7 ya 8. bi abi geldi seni iskendere götüreyim mi dedi. olur dedim çağlayanda bir iskenderciye gittik. garson abi geldi söyledik ama senin paranla ödeyeceğiz baban sana bunun parasını verdi dedi tamam dedim. neyse iskender geldi yiyorum böyle. allam bi haller gelmeye başladı ama tadı güzeldi bitti. akşam evde ateşleniyorum. tabii annemle babama da aldım onlar da yedi ateşlendi. 1 hafta boyunca ateşliydik. eve doktor geldi.
iskender var ya
hani şu büyük dedikleri
günlerden bir gün
dersler aldığı hocasına demiş ki,
hocam, var mı senin de bir hocan?
hocası da hocaymış hani
koskoca aristo
aristo demiş ki,
iskender, var benim de hoca olarak gördüğüm, sevip saydığım bir büyüğüm
lakin anadolu 'da yaşar
gidelim demiş iskender
yola koyulmuşlar, sinop 'a doğru
benim hocam demiş aristo,
bir fıçının içinde yaşar, ismi de diyojendir
bu dünyadan çekmiştir elini eteğini, paçavralar içindedir
bir su kabı vardı eskiden, lakin bir gün çeşmeden su içen çocukları görmüş
eliyle içtiklerini görünce, bu kabada ihtiyacım yok deyip onu da atmış
deniz kıyısında hiç birşeyi olmadan yaşar diyojen
derken sinop 'a varmışlar
kıyıya kıyıya kıyıya gitmişler
kıyıya kıyıya kıyıya doğru
altından giyinmiş iskender, bakmış fıçıyı görünce
parlayan zırhı, kocaman kırmızı pelerini, ardında aristo ve yüzlerce atlı askeriyle beraber
yanaşmış fıçıya,
bakmış içinde yaşlı paçavralar içinde,
yaşlı paçavralar içinde diyojen
sen demiş iskender,
sen,
dile benden ne dilersen
dile benden ne dilersen
ben dünyanın hakimi büyük iskender
diyojen şöyle bir bakmış,
kafasını kaldırmış, iskenderi süzmüş süzmüş süzmüş
demiş ki, demiş ki, ve demiş ki,
gölge etme, gölge etme, gölge etme, gölge etme başka ihsan istemem
'Bir oğlan çocuğundan erkek çıkaracak iki şey vardır bu dünyada. Unutma! Birincisi bir kadının aşkıdır. ikincisi de başka bir adamın nefreti.' diye iddialı bir cümleyle 'erkek olma'yı tanımlayan kurgusu ve akıcı dili ile kendini bir solukta okutan Elif Şafak kitabıdır.
dönerciye gittiğimde illa da yoğurtsuz diyerek ısmarlamak zorunda kaldığım yiyecek. memlekette soslu döner diye bir kavram yok, sade dersen hiçbir şey eklemeden getiriyorlar. illa da "yoğurtsuz iskender" denecek. ayrıca tabağın kenarına iliştirilen, karıştırırsanız eti soğutan o yoğurt niye, nasıl bir yemeğin adını değiştirir, anlamış değilim.
ha, yoğurt "yoğurt" olur, dadından yinmez anlarım da sütaş taze yoğurt koyuyor adamlar!
Yerken insanı şekilden şekile sokacak zevki bile verebilen bir yemektir. Ama gel gelelim yedikten bir süre sonra bir güzelce midenize oturur. işte bu anda pişmanlık devreye girer. Bir dahaki sefere daha az yiyeceğim denir; lakin yine iskender yeme zamanı gelince aynı miktar yenir ve bu döngü böyle devam eder.
bir elif şafak romanıdır. yazar; kitabında töre cinayetlerine parmak basıyor. erkekler ve kadınlar üzerindeki toplumsal baskıdan söz ediyor. ayrıca kitapta çarpık ilişkiler de var. okunası.
elif şafağın kitabıdır. edebi olarak çok çok iyi olmasa da duygularını yansıtabilmiştir. sonunda gözlerimin dolduğu ama sonunu yine de pek beğenmediğim kitaptır. annesiyle iskender karşılaşsaydı keşke.