bir minik portakal kabuğunda bile onu andım bugün. gözlerim doldu yersiz. o denli hayatlarımız içiçe geçmiş meğer onunla. en basitinden her gün geçtiğim yolun köşesinde şemsiyeyle bekleyen afacan bir çocuk misali duran olgun yürekli yok artık. birlikte yediğimiz -en azından yemeğe çalıştığımız- , üstümüze başımıza akıttığımız portakal reçeli maziye götürdü bir anda beni. onunla son kahvaltımızı anımsattı küçük bir dilim portakal kabuğu... bugün olsa eminim yaptıklarımla bir yandan gurur duyar bir yandan dalga geçerdi "önce beni iyileştir" diye. keşke elimde olsaydı... zamana sövmek de portakal kabuğuna sövmek kadar anlamsız da olsa onun için tüm anlamsızlıklara bile razıyım. yeterki o gitmeseydi...
dirseğimi vurduktan sonra, bari acımı sözlükle paylaşayım diye girdiğim dirsek başlığında entrysini görüp sersemleştiğim ve acımı unutturan abla.
acaba diyorum, affetmiş midir beni? vefasızlıklarımı, kıskançlıklarımı, triplerimi...
hem sayesinde selena izlerken bile duygulandığım yazar kendisi.
nickimin hades olduğu bir sözlükte, nickaltıma yazdıkları gitmiyor gözümün önünden. "koltukaltımı cortlatsam, bizim hades'imiz de koşar gelir mi acaba yanıma" derdi. yap valla gelcem ya. valla. aman be...
ziyaretine gelemedim, biliyorsun. gücüm yok ki. henüz bununla yüzleşecek kadar büyümedim ben. hem bilirsin, işyerine bile gelemedim ya o son çağırdığında! affet beni!
son 2-3 gündür sebepsiz yere aklıma gelip gelip beni sanki toprağına çağıran yazar. belki zilyon gereksiz neden uğruna istanbul'a gitmeme rağmen kendisini ziyaret etmek için zaman ayırmış olmamamdan, belki sevgisinin büyüklüğünden belki de onun büyüklüğünden..
en büyük dileğim 8 temmuz'da orada, toprağında yanı başında olabilmek... rabbim kavuşmayı nasip etsin.
tanımlayacak olursak şöyle ibne gibim bi şey * şaka şaka mükemmel biri *
Arada bir öylesine şukela butonuna tıkladığımda önüme çıkan ve beni bir an için hüzünlendiren.tanımasam bile sempati duyduğum uludağ sözlük ailesinin kalplerde yaşayan yazarı.
hiç olmadık anda insanın aklına gelen, telefondaki mesajlarını silmeye kıyamadığınız, facebook sayfasına girip saatlerce baka kaldığınız ve kalbinizin bir köşesine oturan bir melek.
şu mübarek ramazan ayında bir fatihayı eksik etmeyin e mi?
bir de kendisi için kurduğumuz grubumuza kaydolup onu yalnız bırakmazsanız inanın çok mutlu olacaktır
bugün gururla yanına gelip sevincimi her zaman olduğu gibi ilk seninle paylaşacakken gene ülkemin malum hazin kaderiyle içim burkuldu. hayallerimizin ilk adımını attığımı, nerede, neler yapacağımızı eski günlerdeki gibi hayal dünyasına dalarak kahkahalar ata ata konuşcaktım seninle ama olmadı. nimet yan çizdi. kim yan çizmiyor ki şu hayatta. bizim kaderimiz beklemek yavrum. hep bekleyen olmadık mı zaten...
doğum günü bugün kendisinin...
ablam, rahat uyu olur mu? bu seninle gülüşmediğimiz ikinci doğum günü oldu ama... Dualarımız hep seninle, sıkça düşüyorsun aklıma.
seni özlüyoruz.
huzur içinde uyu sonsuz uykunu.
edit: hiç aldatmadım seni, hiç manevi ablam olmadı böyle. valla bak.
bugün doğum günü olandır. 34 yaşına girmiştir. sonsuza kadar yaşayacak oluşuyla dünyanın en uzun yaşayan kadını ünvanını alan insan olacaktır. kendisine yaş pasta falan almadım; zira şu an parmağını şıklatsa pastalar gelmekte, milyarlarca geçmiş zaman ahalisiyle doğum gününü kutlamaktadır. seni seviyoruz deli insan. sen bir tanesin..
dünyaya gelişinin 34. yılı, beni bırakıp gidişinden sonra geçen 1 sene 3 ayın ardındaki 6. gün. onsuz bugünü anmak ne kadar anlamsız gelse de bugün unutulmadı. unutulmayacak da...
tüm burukluğa, eksikliğe, canın acımasına inat yürüdüğümüz yollarda gene yağmur altında kadıköy sokaklarında yürüdüm bugün onunla. varlığı olmasa da biliyordum ruhu gene koluma girmiş küçük bir kız çocuğu gibi hoplaya hoplaya geliyordu benimle çektiştirdiğim yere. oturduğumuz bir bankta ciğerlerimize çektik yaktığımız sigaralarımızı kahkahalar atarak. gene yaşlandığından dem vursan da gene güzelsin be arkadaşım... tek dostum, yol arkadaşım, sırdaşım, ablam... doğum günün kutlu olsun. bir sen daha gelmez bu dünyaya benim için. seni çok seviyorum. nur içinde yat...
unuttum doğum gününü abla.. özür dilerim.. ama inan kendiminkini bile zor hatırlıyorum. ne zamandır dertleşmedik. nasılsın canım ablam? buralarda havalar çok soğuk gibi, özellikle geceleri.. sen dikkat et kendine olur mu?
geçen bayram da uğrayamadım sözlüğe. ama her bayram olduğu gibi, bu bayram arefesinde de, dedeme, anneanneme, sana dualar gönderdim yine. farzetki gelip öptüm seni.
uyuyamadım da, öyle bir dertleşeyim dedim. kimselere diyemediklerim vardı. ama diyemem yine. rüyada da olsa gel. konuşalım biraz. kabıma sığmıyorum. istiyorum oralara erkenden gelmeyi. korkmuyorum da.
özellikle sen gittin ya, hiç korkmuyorum gelmekten..
özlendiğini bil, sevildiğini zaten biliyordun..
Çok yaklaştım bugün sana. neredeyse ordaydım az daha. olmadı. bir dahaki sefere belki.
öldüğü ilk zamanları hatırlıyorum da...
nick altı entryden geçilmiyordu. üzülüyordur eminim bu duruma derdim ama kabul edelim, çürümüş bir ceset şimdi anılarıyla mezarında gömülü.
genç bir kız, kendine göre çevresi olan ve 100 sene sonra belki sadece adı hatırlanacak, büyük anneannesinin en tatlı ve en genç giden arkadaşı olarak...
hayat nankör, insanlar da öyle. eminim bir kaçı dışında, yanından ayrıldığı insanlar için gram üzüntüsü olmamıştır son nefesinde. kim hak eder ki, ölüm döşeğinde düşünülmeyi, can parçaları dışında?