hocanın verdiği çizim ödevinin hocaya gösterilmesi sonucu,hocanın ödev üzerinde oynamalar yapıp ertesi hafta ödevi tekrar kontrol ettiğinde hararetle " bu ne böyle bunu kim çizdi " demesi...
hocanın verdiği çizim ödevinin hocaya gösterilmesi sonucu,hocanın ödev üzerinde oynamalar yapıp ertesi hafta ödevi tekrar kontrol ettiğinde hararetle " bu ne böyle bunu kim çizdi " demesi...
öğretmenin, ''sizi en çok etkileyen olayı çizin'' demesi üzerine sınıftaki kızlardan birinin, yatay olarak çizdği cin ali ve altına nakşettiği ,''dedemin ferç olduğunu gün'' (aslında dedesi felç olmuş) yazısı aklımdan hiç çıkmaz. cin ali dedim de dün bir video izledim. azerbaycanda cin çıkarma muamelesi diye.. adamın içindeki cinin azerice konuşması çok komikti. hoca ne oğuyursan ele, meni yandırırsan hele bir sus. demesi karnıma ağrılar düşürdü. evet hiç alakası yok ama yazmak istedim ne yapayım.
Klasik dağların arkasından akan nehirli resmini bile çizemedim ben.
O kadar yeteneksiz olmak ki 4 ayrı öğretmen tarafından resim dersinden muaf bırakılmak.
çizgilerim kötüydü. resmim kötüydü. hâlâ öyle. çizebilmeyi çok istedim ama yetenek işi işte. olmayınca olmuyor. aklımda kalan birkaç şey var ama en neti birçoğumuzun aklında kalan manzaradır. dağlar var, arasından güneş doğuyor, bir dere akıyor, üzerinde bir köprü, iki üç ev falan. işte bu kadar. hayatın özeti gibi bir yerde ilkokuldaki resim dersi. hep sınırlılıklar. o çizdiğimiz köyü hiç görmedik. hiçbirimiz görmedik fakat çizdik hep ve beğendik. ''ne güzel yer.'' dedik. orada olmayı diledik genellikle ve olamadık. o resmi bizim dünyamız sandık, değildi. herkes aynı şeyi çiziyordu. fark etmiyorduk. herkes aynıydı. biz farklı değildik. hâlâ öyle. farklı değiliz. olamayız zaten. sınırlılıklar var çünkü. kim tarafından koyulduğu belli olmayan sınırlarımız var. ama kendimizi herkesten biraz daha akıllı, biraz daha kültürlü, bir parça daha ahlâklı, bir adım da olsa önde sanıyoruz. değilsin, değilim, değiliz. kabullenmek gerek. o resim bizim değil.
ilkokul ikideyim. Suluboya çalışacaktık o gün. Fırçamı evde unuttuğumu farkettim. Hocaya çaktırmadan herkes gibi başladım yapmaya gömüldüm deftere. Tabi fırçam yok düşündüm nasıl yapsam diye. Parmağımla yapmak zorundaydım. Yaptım bitirdim çaktırmadan. Hoca geldi resimleri kontrol ediyor. Bende durdu. Baktı baktı. "Bu resmi nasıl yaptın?" Dedi. Eyvah dedim sıçtım şimdi... Bide yalan söyleyemiyorum. Parmağımla yaptığımı söyledim. Sonra beni yanına çağırdı masasına. Korkudan ölüyorum ama giderken. Sonra bana, çok yetenekli olduğumu, resim kursuna gitmek isteyip istemediğimi sordu. Masrafları o üstlenecekmiş. isterim dedim tabi ki. Çünkü resim yapmaya bayılıyordum. Ama sonra başka sıkıntılardan ötürü gidememiştim. Aradan 18 yıl falan geçti sanırım. Yıllarda başka bölüm okuyarak hayatımın içine sıçtım. Kader işte. Ama şuan resim öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. O adam benim için unutulmaz bir insandı. Zaten çok severdim kendisini. Toprağın bol olsun Şerafettin Kiraz...
Eğitim hayatım boyunca beni hep arızaların bulduğunu hatırlatan başlık. Sınıfın ortasında öğretmenimden tokat yemiş olmamdan ötürü hiç sevemedim. Varsa da içimde biraz şevk,beceri o tokatla kaybolmuş olduğu kesin.
El kadar bebeden Picasso eseri bekleyen yarım akıllı kadın kim bilir neredesin?