aslında o kadar da kötü biri değilmiş sanırım. hakkında şu bilgileri öğrendim.
I. Abdülhamid'in padişahlığı döneminde sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerden bazıları şunlardı;
Mülkiye (Siyasal Bilgiler), Fakülte düzeyine getirilerek açıldı.
Memurlara sicil tutulmaya başlandı.
Eski Eserler Müzesi açıldı.
Hukuk Fakültesi açıldı.
Divan-ı Muhasebat (Sayıştay) kuruldu.
Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı.
Hamidiye Ticaret Mekteb-i Alisi günümüzdeki adıyla istanbul iktisadi ve Ticari ilimler Akademisi açıldı.
Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı.
Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu) açıldı.
Terkos Suyu hizmete girdi.
Bütün yurtta idadiler (Lise) açılmaya başlandı.
Ziraat Bankası kuruldu.
Bursa'da ipekhane açıldı.
Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri (Halkalı Ziraat ve Baytar Mekteb-i Âlisi) açıldı.
Bursa Demiryolu hizmete girdi.
Aşiret Okulu açıldı.
Bütün yurtta Rüşdiyeler (Ortaokul) açılmaya başlandı.
Kudüs Demiryolu hizmete girdi.
Ankara Demiryolu hizmete girdi.
Hamidiye Kâğıt Fabrikası kuruldu.[74]
Kadıköy Gazhanesi kuruldu.
Beyrut'ta liman ve rıhtım inşa edildi.
Osmanlı Sigorta Şirketi (Osmanlı Umum Sigorta Şirketi)[75] kuruldu.
Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi.
Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi.
Şam Demiryolu hizmete girdi.
Eskişehir-Kütahya Demiryolu hizmete girdi.
Galata Rıhtımı inşa edildi.
Beyrut Demiryolu hizmete girdi.
Darülaceze (Kimsesizler yurdu) hizmete girdi.
Mum Fabrikası kuruldu.
Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi.
Sakız Adası'nda Liman ve Rıhtım inşa edildi.
istanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi.
Tuna Nehri'nde Demirkapı Kanalı açıldı.
Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi.
Şişli Etfal Hastanesi hizmete girdi.
Hicaz Telgraf hattı kuruldu.
Hama Demiryolu hizmete girdi.
Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu'na bağlandı.
Hamidiye Suyu hizmete girdi.
Selanik'te Liman ve Rıhtım inşa edildi.
Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşa edildi.
Maden Fakültesi açıldı.
Şam Tıp Fakültesi açıldı.
Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı.
Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu.
Konya Ereğlisi'nde demiryolu hizmete girdi.
Trablus Telsiz istasyonu kuruldu.
Bütün yurtta Telsiz istasyonları kuruldu.
Medine Telgraf Hattı kuruldu.
Şam'da Elektrikli tramvay hizmete girdi.
Hicaz Demiryolu hizmete girdi. 27 Ağustos'ta istanbul'dan kalkan tren, 3 gün sonra Medine'ye ulaştı.
ilk rakı fabrikası Tokat Umurca açıldı.[76][77]
ilk bira fabrikası Bomonti açıldı.[78]
Onu bu şekilde tanımlayanların dayanakları şunlardır:
Büyük devletleri birbirine karşı dengeleyerek Osmanlı'nın ömrünü uzatmaya çalışması.
Güçlü bir istihbarat (hafiye) ağı kurması.
Diplomasiye önem vermesi ve mümkün olduğunca savaştan kaçınması.
Rakiplerini dikkatle izlemesi ve devlet yönetiminde temkinli davranması.
Nitekim II. Abdülhamid'in kendi hatıratında, "kurnaza karşı kurnazca hareket etmeye karar verdiğini" ifade ettiği de aktarılır.
Bununla birlikte, bazı tarihçiler aynı özellikleri "ihtiyatlı", "şüpheci" veya "otoriter" olarak değerlendirirken; bazıları ise "ileri görüşlü bir diplomat" olarak niteler. Bu nedenle "kurnaz padişah" ifadesi resmî bir unvan değil, tarih yorumlarında sık kullanılan bir nitelemedir.
sarayın loş koridorlarından, hafiyelerin gölgesinden, telgraf tellerinin vızıldadığı bir istanbul’dan selamlar sözlük ahalisi. (bkz: kızıl sultan da neymiş yahu)
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.